<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679</id><updated>2011-12-09T10:25:52.693-08:00</updated><title type='text'>Esentepe hikaye</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>106</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-2033269922496688676</id><published>2009-01-18T13:54:00.000-08:00</published><updated>2009-01-18T13:58:19.626-08:00</updated><title type='text'>HER İŞTE BİR HAYIR VARDIR</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SXOlzEwGUZI/AAAAAAAACFA/Mq7S4_TL18k/s1600-h/Abstract+Plans+II.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5292756283957858706" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 250px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SXOlzEwGUZI/AAAAAAAACFA/Mq7S4_TL18k/s400/Abstract+Plans+II.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:180%;color:#006600;"&gt;HER İŞTE BİR HAYIR VARDIR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir zamanlar Afrika’daki bir ülkede hüküm süren bir kral vardı. Kral, daha çocukluğundan itibaren arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü bir dostunu hiç yanından ayırmazdı. Nereye gitse onu da beraberinde götürürdü. Kralın bu arkadaşının ise değişik bir huyu vardı. İster kendi başına gelsin ister başkasının, ister iyi olsun ister kötü, her olay karşısında hep aynı şeyi söylerdi:&lt;br /&gt;"Bunda da bir hayır var!"&lt;br /&gt;Bir gün kralla arkadaşı birlikte ava çıktılar. Kralın arkadaşı tüfekleri dolduruyor, krala veriyor, kral da ateş ediyordu. Arkadaşı muhtemelen tüfeklerden birini doldururken bir yanlışlık yaptı ve kral ateş ederken tüfeği geriye doğru patladı ve kralın baş parmağı koptu. Durumu gören arkadaşı her zamanki her zamanki sözünü söyledi:&lt;br /&gt;"Bunda da bir hayır var!"&lt;br /&gt;Kral acı ve öfkeyle bağırdı: "Bunda hayır filan yok! Görmüyor musun, parmağım koptu?"&lt;br /&gt;Ve sonra da kızgınlığı geçmediği için arkadaşını zindana attırdı. Bir yıl kadar sonra, kral insan yiyen kabilelerin yaşadığı ve aslında uzak durması gereken bir bölgede birkaç adamıyla birlikte avlanıyordu. Yamyamlar onları ele geçirdiler ve köylerine götürdüler. Ellerini, ayaklarını bağladılar ve köyün meydanına odun yığdılar. Sonra da odunların ortasına diktikleri direklere bağladılar. Tam odunları tutuşturmaya geliyorlardı ki, kralın başparmağının olmadığını fark ettiler. Bu kabile, batıl inançları nedeniyle uzuvlarından biri eksik olan insanları yemiyordu. Böyle bir insanı yedikleri takdirde başlarına kötü olaylar geleceğine inanıyorlardı. Bu korkuyla, kralı çözdüler ve salıverdiler. Diğer adamları ise pişirip yediler. Sarayına döndüğünde, kurtuluşunun kopuk parmağı sayesinde gerçekleştiğini anlayan kral, onca yıllık arkadaşına reva gördüğü muameleden dolayı pişman oldu. Hemen zindana koştu ve zindandan çıkardığı arkadaşına başından geçenleri bir bir anlattı.&lt;br /&gt;"Haklıymışsın!" dedi.&lt;br /&gt;"Parmağımın kopmasında gerçekten de bir hayır varmış. İşte bu yüzden, seni bu kadar uzun süre zindanda tuttuğum için özür diliyorum.Yaptığım çok haksız ve kötü bir şeydi" "Hayır" diye karşılık verdi arkadaşı.&lt;br /&gt;"Bunda da bir hayır var"&lt;br /&gt;"Ne diyorsun Allah aşkına?" diye hayretle bağırdı kral.&lt;br /&gt;"Bir arkadaşımı bir yıl boyunca zindanda tutmanın neresinde hayır olabilir"&lt;br /&gt;"Düşünsene, ben zindanda olmasaydım, seninle birlikte avda olurdum, değil mi?"&lt;br /&gt;Ve sonrasını düşünsene?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-2033269922496688676?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/2033269922496688676/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=2033269922496688676' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/2033269922496688676'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/2033269922496688676'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2009/01/her-ite-bir-hayir-vardir.html' title='HER İŞTE BİR HAYIR VARDIR'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SXOlzEwGUZI/AAAAAAAACFA/Mq7S4_TL18k/s72-c/Abstract+Plans+II.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-8931946671003180881</id><published>2009-01-18T13:52:00.000-08:00</published><updated>2009-01-18T13:54:20.352-08:00</updated><title type='text'>KİŞİLİK</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SXOlA5M1BqI/AAAAAAAACE4/L395IlsJ7rI/s1600-h/Pi_by_Dizigner.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5292755421863675554" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 262px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SXOlA5M1BqI/AAAAAAAACE4/L395IlsJ7rI/s400/Pi_by_Dizigner.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:courier new;font-size:180%;color:#000099;"&gt;KİŞİLİK&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sınıf, öğrencilerin gürültü patırtısıyla sallanırken sert görünümlü hoca kapıda beliriyor. Sınıfa bir bakış atıp kürsüye geçiyor. Tebeşirle tahtaya kocaman bir (1) rakamı çiziyor. "Bakın" diyor.&lt;br /&gt;"Bu, kişiliktir. Hayatta sahip olabileceğiniz en değerli şey..." &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sonra (1)'in yanına bir (0) koyuyor: &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"Bu, başarıdır. Başarılı bir kişilik (1)'i (10) yapar". &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir (0) daha... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"Bu, tecrübedir. (10) iken (100) olursunuz". &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sıfırlar böyle uzayıp gidiyor: &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yetenek... disiplin... sevgi... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Eklenen her yeni (0)' ın kişiliği 10 kat zenginleştirdiğini anlatıyor hoca... Sonra eline silgiyi alıp en baştaki (1)'i siliyor. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Geriye bir sürü sıfır kalıyor. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ve Hoca yorumu patlatıyor: &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"Kişiliğiniz yoksa, öbürleri hiçtir". &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sınıf, mesajı alıp sessizliğe gömülür...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-8931946671003180881?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/8931946671003180881/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=8931946671003180881' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/8931946671003180881'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/8931946671003180881'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2009/01/kiilik.html' title='KİŞİLİK'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SXOlA5M1BqI/AAAAAAAACE4/L395IlsJ7rI/s72-c/Pi_by_Dizigner.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-2587569645541858869</id><published>2009-01-18T13:49:00.000-08:00</published><updated>2009-01-18T13:51:24.397-08:00</updated><title type='text'>Huzur</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SXOkTagnmBI/AAAAAAAACEw/JNXpAdiAZSY/s1600-h/340_1_1024x768.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5292754640531068946" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SXOkTagnmBI/AAAAAAAACEw/JNXpAdiAZSY/s400/340_1_1024x768.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:courier new;color:#cc0000;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Huzur &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bir gün bir kral ama halkı tarafından sevilen bir kral, huzuru en güzel resmedecek sanatçıya büyük bir ödül vereceğini ilan eder. Yarışmaya çok sayıda sanatçı katılır. Günlerce çalışırlar birbirinden güzel resimler yaparlar. Sonunda eserleri saraya teslim ederler. Tablolara bakan kral sadece ikisinden hoşlanır. Ama birinciyi seçmesi için karar vermesi gereklidir. Resimlerden birisinde sükunetli bir göl vardır. Göl bir ayna gibi etrafında yükselen dağların görüntüsünü yansıtmaktadır. Üst tarafta pamuk beyazı bulutlar gökyüzünü süslüyorlardı. Resme kim baktı ise onun mükemmel bir huzur resmi olduğunu düşünüyordu. Diğer resimde de dağlar vardı. Ama engebeli ve çıplak dağlar. Üst tarafta öfkeli bir gökyüzünden yağmurlar boşanıyor ve şimşek çakıyordu. Dağın eteklerinde ise köpüklü bir şelale çağıldıyordu. Kısaca resim hiç de huzurlu gözükmüyordu. Fakat kral resme bakınca, şelalenin ardında kayalıklardaki çatlaktan çıkan mini minnacık bir çalılık gördü. Çalılığın üstünde ise anne bir kuşun örttüğü bir kuş yuvası görünüyordu. Sertçe akan suyun orta yerinde anne kuş yuvasını kuruyordu. ...harika bir huzur ve sükun örneği. Ödülü kim kazandı dersiniz. Tabi ki ikinci resim. Kralın açıklaması şöyle idi: -Huzur hiçbir gürültünün sıkıntının ya da zorluğun bulunmaması ve sıkıntının olmadığı yer demek değildir. Huzur bütün bunların içinde bile yüreğimizin sükun bulabilmesidir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-2587569645541858869?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/2587569645541858869/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=2587569645541858869' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/2587569645541858869'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/2587569645541858869'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2009/01/huzur.html' title='Huzur'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SXOkTagnmBI/AAAAAAAACEw/JNXpAdiAZSY/s72-c/340_1_1024x768.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-4252951241561582760</id><published>2009-01-18T13:46:00.000-08:00</published><updated>2009-01-18T13:48:07.220-08:00</updated><title type='text'>ARKADAŞ</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SXOjjpP_fgI/AAAAAAAACEo/XXiCp9U8bh0/s1600-h/martgibiolabilseydihl6.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5292753819854142978" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 351px; CURSOR: hand; HEIGHT: 256px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SXOjjpP_fgI/AAAAAAAACEo/XXiCp9U8bh0/s400/martgibiolabilseydihl6.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;ARKADAŞ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Vietnam Savaşı sonrası... Evine dönmekte olan bir asker San Francisco'dan ailesini aradı: "Anne, baba eve dönüyorum, ama sizden bir şey rica ediyorum. Yanımda bir arkadaşımı da getirmek istiyorum." "Memnuniyetle, O'nunla tanışmak isteriz", diye cevapladılar.&lt;br /&gt;Oğulları "Bilmeniz gereken bir şey daha var." diye devam etti. "Arkadaşım savaşta ağır yaralandı, bir mayına bastı ve bir koluyla ayağını kaybetti. Gidecek hiçbir yeri yok ve O'nun gelip bizimle kalmasını istiyorum." "Bunu duyduğuma üzüldüm oğlum. Belki O'nun başka bir yer bulmasına yardımcı olabiliriz."&lt;br /&gt;"Hayır. Anne, baba O'nun bizimle kalmasını istiyorum."&lt;br /&gt;"Oğlum." dedi babası. "Bizden ne istediğini bilmiyorsun. O'nun gibi özürlü biri bize korkunç yük olur. Bizim kendi hayatımız var ve bunun gibi bir şeyin hayatımıza engel olmasına izin veremeyiz. Bence bu arkadaşını unutup eve dönmelisin. O kendi başının çaresine bakacaktır."&lt;br /&gt;Oğlu o anda telefonu kapattı. Ailesi O'ndan bir süre haber alamadı. Ama birkaç gün sonra, San Francisco polisinden bir telefon geldi. Oğullarının yüksek bir binadan düşüp öldüğünü öğrendiler. Polis bunun intihar olduğuna inanıyordu. Üzüntü dolu anne-baba hemen San Francisco'ya uçtular ve oğullarının cesedini tespit etmek için şehir morguna götürüldüler. Anne - baba oğullarını hemen tanıdılar yalnız bilmedikleri bir şeyi de öğrenince dehşete düştüler:&lt;br /&gt;Oğullarının sadece bir kolu ve bir bacağı vardı... &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-4252951241561582760?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/4252951241561582760/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=4252951241561582760' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/4252951241561582760'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/4252951241561582760'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2009/01/arkada.html' title='ARKADAŞ'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SXOjjpP_fgI/AAAAAAAACEo/XXiCp9U8bh0/s72-c/martgibiolabilseydihl6.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-1216576281103469507</id><published>2009-01-18T13:44:00.001-08:00</published><updated>2009-01-18T13:45:26.463-08:00</updated><title type='text'>Zaman Yönetimi</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SXOi5Ji_biI/AAAAAAAACEg/RbVDvGJWXBM/s1600-h/aPi.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5292753089789390370" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 302px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SXOi5Ji_biI/AAAAAAAACEg/RbVDvGJWXBM/s400/aPi.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#990000;"&gt;Zaman Yönetimi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Aşağıdaki gerçek hikâye Kellog Business School'da (Northwestern Üniversitesi) İş İdaresi mastır öğrencileri ile Zaman Yönetimi dersi profesörü arasında geçer...&lt;br /&gt;Profesör sınıfa girip karsısında duran dünyanın en seçilmiş öğrencilerine kısa bir süre baktıktan sonra, "Bugün Zaman Yönetimi konusunda deneyle karışık bir sınav yapacağız" dedi. Kürsüye yürüdü, kürsünün altından kocaman bir kavanoz çıkarttı. Arkadan, kürsünün altından bir düzine yumruk büyüklüğünde tas aldı ve taşları büyük bir dikkatle kavanozun içine yerleştirmeye başladı. Kavanozun daha başka tas almayacağına emin olduktan sonra öğrencilerine döndü ve "Bu kavanoz doldu mu?" diye sordu. Öğrenciler hep bir ağızdan "Doldu" diye cevapladılar. Profesör "Öyle mi?" dedi ve kürsünün altına eğilerek bir kova mıcır çıkarttı. Mıcırı kavanozun ağzından yavaş yavaş döktü. Sonra kavanozu sallayarak mıcırın taşların arasına yerleşmesini sağladı. Sonra öğrencilerine dönerek bir kez daha "Bu kavanoz doldu mu?" diye sordu. Bir öğrenci "Dolmadı herhâlde" diye cevap verdi. Doğru" dedi profesör ve gene kürsünün altına eğilerek bir kova kum aldı ve yavaş yavaş tüm kum taneleri taslarla mıcırların arasına nüfuz edene kadar döktü. Gene öğrencilerine döndü ve "Bu kavanoz doldu mu?" diye sordu. Tüm sınıftakiler bir ağızdan "Hayır" diye bağırdılar. "Güzel" dedi profesör ve kürsünün altına eğilerek bir sürahi su aldı ve kavanoz ağzına kadar doluncaya dek suyu boşalttı. Sonra öğrencilerine dönerek "Bu deneyin amacı neydi" diye sordu. Uyanık bir öğrenci hemen "Zamanımız ne kadar dolu görünürse görünsün, daha ayırabileceğimiz zamanımız mutlaka vardır" diye atladı. "Hayır" dedi profesör, "bu deneyin esas anlatmak istediği eğer büyük taşları bastan yerleştirmezseniz küçükler girdikten sonra büyükleri hiç bir zaman kavanozun içine koyamazsınız" gerçeğidir". Öğrenciler şaşkınlık içinde birbirlerine bakarken profesör devam etti: "Nedir hayatınızdaki büyük taşlar? Çocuklarınız, eşiniz, sevdikleriniz, arkadaşlarınız, eğitiminiz, hayâlleriniz, sağlığınız, bir eser yaratmak, başkalarına faydalı olmak, onlara bir şey öğretmek! Büyük taşlarınız belki bunlardan birisi, belki bir kaçı, belki hepsi. Bu aksam uykuya yatmadan önce iyice düşünün ve sizin büyük taşlarınız hangileridir iyi karar verin. Bilin ki büyük taşlarınızı kavanoza ilk olarak yerleştirmezseniz hiç bir zaman bir daha koyamazsınız, o zaman da ne kendinize, ne de çalıştığınız kuruma, ne de ülkenize faydalı olursunuz. Bu da iyi bir is adamı, gerçekte de iyi bir adam olamayacağınızı gösterir" Profesör, ders bittiği hâlde konuşmadan oturan öğrencileri sınıfta bırakarak çıktı gitti...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-1216576281103469507?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/1216576281103469507/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=1216576281103469507' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/1216576281103469507'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/1216576281103469507'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2009/01/zaman-ynetimi.html' title='Zaman Yönetimi'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SXOi5Ji_biI/AAAAAAAACEg/RbVDvGJWXBM/s72-c/aPi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-9039377969229562234</id><published>2009-01-18T13:40:00.000-08:00</published><updated>2009-01-18T13:43:46.894-08:00</updated><title type='text'>ACELE KARAR VERMEYİN...</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SXOiiznT4lI/AAAAAAAACEY/IScFiSCSmHs/s1600-h/buyukresim012.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5292752705944805970" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 227px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SXOiiznT4lI/AAAAAAAACEY/IScFiSCSmHs/s400/buyukresim012.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;"&gt;ACELE KARAR VERMEYİN...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Çin düşünürü Lao Tzu'nun öyküsü...&lt;br /&gt;Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış... Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış..&lt;br /&gt;"Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı" dermiş hep. Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: "Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın" demişler...&lt;br /&gt;İhtiyar: "Karar vermek için acele etmeyin" demiş. "Sadece at kayıp" deyin, "Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez."&lt;br /&gt;Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler. Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş... Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler toplanıp ithiyardan özür dilemişler. "Babalık" demişler, "Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var.."&lt;br /&gt;"Karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar. "Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?"&lt;br /&gt;Köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler, ama içlerinden "Bu herif sahiden geri zekalı" diye geçirmişler... Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara. "Bir kez daha haklı çıktın" demişler.&lt;br /&gt;"Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler. İhtiyar "Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş.&lt;br /&gt;"O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez."&lt;br /&gt;Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşınkazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin sonunda ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş.&lt;br /&gt;Köylüler, gene ihtiyara gelmişler... "Gene haklı olduğun ortaya çıktı" demişler. "Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer..."&lt;br /&gt;"Siz erken karar vermeye devam edin" demiş, ihtiyar. "Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde... Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor."&lt;br /&gt;Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış:"Acele karar vermeyin. Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz."&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-9039377969229562234?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/9039377969229562234/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=9039377969229562234' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/9039377969229562234'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/9039377969229562234'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2009/01/acele-karar-vermeyin.html' title='ACELE KARAR VERMEYİN...'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SXOiiznT4lI/AAAAAAAACEY/IScFiSCSmHs/s72-c/buyukresim012.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-4130374638356144454</id><published>2008-04-30T13:55:00.000-07:00</published><updated>2008-04-30T14:00:58.255-07:00</updated><title type='text'>İnsanlar vardır</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBjd3RViZ6I/AAAAAAAABHo/c5iWzmc6PWI/s1600-h/resimler+(27).jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5195146111788148642" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBjd3RViZ6I/AAAAAAAABHo/c5iWzmc6PWI/s400/resimler+(27).jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;İnsanlar vardır&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar vardır üstü nilüferlerle kaplı, bulanık bir göl gibi ne kadar uğraşsanız görünmez dibi, uzaktan görünüşü çekici, aldatıcı içine daldığınızda ne kadar yanıltıcı. Ne zaman ne geleceğini bilemezsiniz sokulmaktan korkarsınız, güvenemezsiniz ...&lt;br /&gt;İnsanlar vardır derin bir okyanus gibi ilk anda ürkütür, korkutur sizi derinliklerinde saklıdır gizi daldıkça anlarsınız, daldıkça tanırsınız. Yanında kendinizi içi boş sanırsınız.&lt;br /&gt;İnsanlar vardır coşkun bir akarsu bent, engel tanımaz, akar durur su yaklaşmaya gelmez, alır sürükler, tutunacak yer göstermez. Beyaz köpükler ne zaman nerede bırakacağı belli olmaz bu tip insanla bir ömür dolmaz.&lt;br /&gt;İnsanlar vardır sâkin akan bir dere, insanı rahatlatır, huzur verir gönüllere yanında olmak başlı başına bir mutluluk, sesinde, görüntüsünde tatlı bir durgunluk...&lt;br /&gt;İnsanlar vardır berrak pırıl pırıl bir deniz, boşa gitmez ne kadar güvenseniz dibini görürsünüz, her şey meydanda korkmadan dalarsınız sizi sarar bir anda içi dışı birdir çekinme ondan, her sözü içtendir her davranışı candan...&lt;br /&gt;İnsanlar vardır çeşit çeşit tip tip her biri başka bir karaktere sahip, görmeli, incelemeli, doğruyu bulmalı, her şeyden önemlisi insan, insan olmalı...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-4130374638356144454?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/4130374638356144454/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=4130374638356144454' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/4130374638356144454'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/4130374638356144454'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/04/insanlar-vardr.html' title='İnsanlar vardır'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBjd3RViZ6I/AAAAAAAABHo/c5iWzmc6PWI/s72-c/resimler+(27).jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-4941886768032367335</id><published>2008-04-26T13:15:00.000-07:00</published><updated>2008-04-26T13:18:22.842-07:00</updated><title type='text'>GELİNCİK</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBON7hViZLI/AAAAAAAABAs/EGCk4-ekAtM/s1600-h/beyaz_gelincik.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5193650848988816562" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBON7hViZLI/AAAAAAAABAs/EGCk4-ekAtM/s400/beyaz_gelincik.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;GELİNCİK&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Uzaklarda bir köyde, çocuğu doğmadan kocası ölmüş, tek başına yaşayan hamile bir kadın kendisine arkadaş olması açısından dağda yaralı olarak bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başlar.&lt;br /&gt;Gelincik kadının yanından bir an bile ayrılmaz. Her ne kadar evcil bir hayvan olmasa da, oldukça uysallaşır.&lt;br /&gt;Bir kaç ay sonra kadının çocuğu doğar. Tek başına tüm zorluklara göğüs germek ve yavrusuna bakmak zorundadır.&lt;br /&gt;Günler geçer ve kadın bir gün bir kaç dakikalığına da olsa evden ayrılmak ve yavrusunu evde bırakmak zorunda kalır...&lt;br /&gt;Gelincikle bebek evde yalnız kalmışlardır.&lt;br /&gt;Aradan biraz zaman geçer ve anne eve gelir.&lt;br /&gt;Gelinciği ve kanlı ağzını görür.&lt;br /&gt;Anne çıldırmışçasına gelinciğe saldırır ve oracıkta öldürür hayvanı.&lt;br /&gt;Tam o sırada içerdeki odadan bir bebek sesi duyulur.&lt;br /&gt;Anne odaya yönelir... Ve odada beşiği, beşiğin içindeki bebegi ve bebegin yanında duran parçalanmış bir yılanı görür...&lt;br /&gt;Einstein'ın söylediği rivayet edilen bir söz var:&lt;br /&gt;'İnsanlardaki önyargıyı parçalamak benim atomu parçalamamdan çok daha zor'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖNYARGININ OLMADIĞI!&lt;br /&gt;EN GÜZEL GÜNLER SİZLERİN OLSUN&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-4941886768032367335?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/4941886768032367335/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=4941886768032367335' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/4941886768032367335'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/4941886768032367335'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/04/gelincik.html' title='GELİNCİK'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBON7hViZLI/AAAAAAAABAs/EGCk4-ekAtM/s72-c/beyaz_gelincik.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-8086828025032003179</id><published>2008-04-26T05:29:00.000-07:00</published><updated>2008-04-26T05:32:55.760-07:00</updated><title type='text'>İlginç bir vazgeçirme yöntemi</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMg8RViZKI/AAAAAAAABAk/ffb96-UFhUU/s1600-h/BilimCocuk_Kasim07_Kitap_Yazisi_Bengi.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5193531015106290850" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMg8RViZKI/AAAAAAAABAk/ffb96-UFhUU/s400/BilimCocuk_Kasim07_Kitap_Yazisi_Bengi.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#333300;"&gt;İlginç bir vazgeçirme yöntemi&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Yaşlı bir adam emekliye ayrılır ve kendine bir lisenin yanında küçük bir ev alır. Emekliliğinin ilk birkaç haftasını huzur içinde geçirir; ama sonra ders yılı başlar. Okulların açıldığı ilk gün dersten çıkan öğrenciler, yollarının üzerindeki her çöp bidonunu tekmelerler, bağırıp, çağırarak geçer giderler. Bu çekilmez gürültü günler sürer ve yaşlı adam buna bir son vermeye karar verir.&lt;br /&gt;Ertesi gün çocuklar gürültüyle evine doğru yaklaşırken, kapının önüne çıkar onları durdurur ve,"Çok tatlı çocuklarsınız, çok da eğleniyorsunuz. Bu neşenizi sürdürmenizi istiyorum sizden. Ben de sizlerin yaşındayken aynı şekilde gürültüler çıkarmaktan hoşlanırdım, bana gençliğimi hatırlatıyorsunuz. Eğer her gün buradan geçer ve gürültü yaparsanız size her gün bir dolar vereceğim" der.&lt;br /&gt;Bu teklif çocukların çok hoşuna gider ve gürültüyü sürdürürler. Birkaç gün sonra yaşlı adam yine çocukların önüne çıkar ve şöyle der:&lt;br /&gt;"Çocuklar, enflasyon beni de etkilemeye başladı. Bundan böyle size sadece günde elli sent verebilirim…"&lt;br /&gt;Çocuklar pek hoşlanmazlar, ama yine devam ederler gürültüye. Aradan bir kaç gün daha geçer ve yaşlı adam yine karşılar onları.&lt;br /&gt;"Bakın" der, "Henüz maaşımı almadım bu yüzden size günde ancak 25 sent verebilirim, tamam mı?"&lt;br /&gt;Çocuklar, "İmkansız bayım" der.&lt;br /&gt;"Günde 25 sent için bu işi yapacağımızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Biz işi bırakıyoruz.”&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-8086828025032003179?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/8086828025032003179/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=8086828025032003179' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/8086828025032003179'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/8086828025032003179'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/04/ilgin-bir-vazgeirme-yntemi.html' title='İlginç bir vazgeçirme yöntemi'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMg8RViZKI/AAAAAAAABAk/ffb96-UFhUU/s72-c/BilimCocuk_Kasim07_Kitap_Yazisi_Bengi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-5550017315010690519</id><published>2008-04-26T05:27:00.001-07:00</published><updated>2008-04-26T05:29:34.040-07:00</updated><title type='text'>Tabip</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMf_RViZJI/AAAAAAAABAc/S9g9XFmcBY0/s1600-h/ocuk0.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5193529967134270610" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMf_RViZJI/AAAAAAAABAc/S9g9XFmcBY0/s400/ocuk0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#006600;"&gt;Tabip&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Beyazıd-i Bestami Hazretleri akıl hastahanesinin önünden geçerken, bir tabibin havanda ilaç dövdüğünü görerek:- Çok günahkarım, der. Bunun içinde ilaç var mı? Tabib daha cevap vermeden, konuşmaları dinleyen bir hasta, pencereden seslenir.- Tövbe kökü ile istiğfar yaprağını karıştır. Kalb havanında tevhid tokmağı ile döv. İnsaf eleğinden geçir, göz yaşı ile yoğur. Aşk fırınında pişir ve sabah akşam bol bol ye. Göreceksin hastalığından eser kalmayacak.Bistami hazretlerinin gözleri dolar ve :- Ya Rabbi, der. Şu dünya hastanesinde ne tabipler var.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-5550017315010690519?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/5550017315010690519/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=5550017315010690519' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/5550017315010690519'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/5550017315010690519'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/04/tabip.html' title='Tabip'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMf_RViZJI/AAAAAAAABAc/S9g9XFmcBY0/s72-c/ocuk0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-2034157448716397303</id><published>2008-04-26T05:25:00.000-07:00</published><updated>2008-04-26T05:27:06.535-07:00</updated><title type='text'>Fazilet</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMfkBViZII/AAAAAAAABAU/xIwvlDDMgsA/s1600-h/C5F_buyukresim.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5193529498982835330" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMfkBViZII/AAAAAAAABAU/xIwvlDDMgsA/s400/C5F_buyukresim.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;Fazilet&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Nihad Sami Banarlının anlattığına göre Yahya Kemal bir dönemdeki sohbetlerinde sık sık şöyle dermiş:'Çocuklarımıza dediler ki:- Selçuklu ve Osmanlı medeniyetin bilmemek fazilettir.- Osmanlı devri Türkçe'sini bilmemek fazilettir.- Fuzuli'yi, Nedim'i, Namık Kemal'i, Hamid'i, Fikret'i bilmemek bir fazilettir.- Hasılı, ... bilmemek bir fazilettir.Çocuklarımız bir de baktılar ki meğer ne çok faziletleri varmış&lt;/span&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-2034157448716397303?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/2034157448716397303/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=2034157448716397303' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/2034157448716397303'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/2034157448716397303'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/04/fazilet.html' title='Fazilet'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMfkBViZII/AAAAAAAABAU/xIwvlDDMgsA/s72-c/C5F_buyukresim.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-601070884538491457</id><published>2008-04-26T05:23:00.000-07:00</published><updated>2008-04-26T05:25:05.572-07:00</updated><title type='text'>bakış açısı...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMfFxViZHI/AAAAAAAABAM/-j_MaZIUU3o/s1600-h/1887565-79c5164a324f6f47.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5193528979291792498" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMfFxViZHI/AAAAAAAABAM/-j_MaZIUU3o/s400/1887565-79c5164a324f6f47.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;bakış açısı...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Dr.Paul Ruskin, öğrencilerine, yaşlanmanın psikolojik etkileriniöğretirken onlara şu olayı okur:"Hasta ne konuşuyor, ne söylenenleri anlıyor.Bazen saatlerceanlaşılmaz şeyler geveliyor.Zaman, yer veya kişi kavramı yok.Sadece kendi adı söylendiğinde tepki veriyor.Son altı aydır onun yanındayım, ne görünüşü için bir çaba sarf ediyor,ne de bakım yapılırken yardımcıoluyor.Onu hep başkaları besliyor, yıkıyor ve giydiriyor.Dişleri yok,yiyeceklerinin püre halinde verilmesi gerekiyor. Gömleği salyalarından dolayı sürekli leke içinde, yürüyemiyor ve uykusu düzensiz. Gece yarısı uyanıp çığlıklarıyla herkesi uyandırıyor. Çoğu zaman mutlu ve sevecen, fakat bazen ortada bir sebep yokken sinirleniyor. Biri gelip onu yatıştırana kadar da feryat figan bağırıyor."Bu olayı okuduktan sonra, Ruskin öğrencilerine böyle birinin bakımınıisteyip istemediklerini sorar.Öğrenciler bunu yapamayacaklarını söylerler. Ruskin kendisinin bunu büyük bir zevkle yaptığını ve onların da yapmasıgerektiğini söyleyince öğrenciler şaşırırlar.Daha sonra Ruskin, hastasının fotoğrafını dolaştırmaya başlar.Fotoğraftaki, doktorun 6 aylık kızıdır.Dr. Ruskin "Amerikan Tıp Birliği Dergisindeki "makalesinde, yanlış anlamanın, insana nasıl farklı bir bakış açısı kazandırdığını anlatmaktadır...---&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-601070884538491457?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/601070884538491457/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=601070884538491457' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/601070884538491457'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/601070884538491457'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/04/bak-as.html' title='bakış açısı...'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMfFxViZHI/AAAAAAAABAM/-j_MaZIUU3o/s72-c/1887565-79c5164a324f6f47.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-1421095599760916730</id><published>2008-04-26T05:22:00.001-07:00</published><updated>2008-04-26T05:23:23.229-07:00</updated><title type='text'>BİLGE KADININ TAŞI</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMetRViZGI/AAAAAAAABAE/9hQnGQE79gE/s1600-h/Vista_wallpaper.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5193528558384997474" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMetRViZGI/AAAAAAAABAE/9hQnGQE79gE/s400/Vista_wallpaper.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt;BİLGE KADININ TAŞI&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;DAĞLARDA seyahat eden bilge bir kadın, bir dere kenarında değerli bir taş bulmuştu. Ertesi gün kadın başka bir gezginle karşılaştı. Adamın karnı çok açtı. Bilge kadından yiyecek bir şeyler istedi. Kadın ona bir şeyler vermek için çantasını açtığında değerli taşı gören adam, kadından onu da kendisine vermesini rica etti. Tereddütsüz:“Olur” dedi kadın.Aç gezgin, talihin nihayet kendisine yaver gittiğini düşünerek, sevinç içinde ayrıldı oradan. Ancak, birkaç gün sonra o civarlara geri geldi ve bilge kadını bularak, taşı kendisine iade etti.“Bana verdiğin taşın ne kadar değerli olduğunun farkındayım” dedi adam. “Ama düşündüm ki, sen de bu taştan daha değerli bir şey var. Bu mücevheri verebilmeni mümkün kılan şeyi bana verir misin?”(Uyarlama:İsmail Örgen)&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-1421095599760916730?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/1421095599760916730/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=1421095599760916730' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/1421095599760916730'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/1421095599760916730'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/04/bilge-kadinin-tai.html' title='BİLGE KADININ TAŞI'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMetRViZGI/AAAAAAAABAE/9hQnGQE79gE/s72-c/Vista_wallpaper.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-528008926096235285</id><published>2008-04-26T05:17:00.000-07:00</published><updated>2008-04-26T05:21:57.346-07:00</updated><title type='text'>Caize</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMeQxViZFI/AAAAAAAAA_8/mjaFefTDMZc/s1600-h/.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5193528068758725714" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMeQxViZFI/AAAAAAAAA_8/mjaFefTDMZc/s400/.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="font-size:180%;color:#ff6666;"&gt;Caize&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Şair Ebu Dellame ile Halife Mehdi arasında şöyle bir vakıa geçmiştir: Ebu Dellame, Abbasi hükümdarlarına bir kaside takdim eder. Halife kasideyi pek beğenir:- Sana bu kasiden için ne caize vereyim?- Efendimiz bendeniz bir av köpeği isterim.- Bu kadar güzel bir kasidenin caizesi bir av köpeği olur mu?- Efendim kulunuz böyle istiyor.Halife Mehdi işe şaşar, ama şairi de kırmak istemez:- Peki, istediğin gibi sana bir av köpeği versinler.- Fakat Efendim bendeniz ava ne ile gideceğim?- Hakkın var bir de at versinler.- Ata nasıl bineceğim?- Doğru, güzel bir eğer takımı da versinler.- Efendimiz ata kim bakacak?- Haklısın, bir de köle versinler.- Ama Efendim ben atı nerede barındıracağım?- Bir de ahır versinler.- Köleyi nerede yatırayım?- Bir ev versinler.- Bu kadar halkı ne ile doyuracağım?- Bin altın da haçlık versinler.- Efendim...Halife Mehdi şairin sözünü kesmiş:Eğer masrafı idare etmeye bir kethüda, hesapları tutmaya bir katip istersen köpeği geri alırım ha!..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-528008926096235285?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/528008926096235285/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=528008926096235285' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/528008926096235285'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/528008926096235285'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/04/caize.html' title='Caize'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMeQxViZFI/AAAAAAAAA_8/mjaFefTDMZc/s72-c/.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-6320904369304885088</id><published>2008-04-26T05:14:00.000-07:00</published><updated>2008-04-26T05:17:29.931-07:00</updated><title type='text'>Gül bahçesi....</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMdOhViZEI/AAAAAAAAA_0/DkdD60FTCVs/s1600-h/01-full.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5193526930592392258" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMdOhViZEI/AAAAAAAAA_0/DkdD60FTCVs/s400/01-full.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;Gül bahçesi....&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bir gezginin yolu günün birinde bir bahçeye varmış.O bahçede yalnız gül yetişirmiş. Birbirinden &lt;span style="font-family:arial;"&gt;narin ve zarif güller.O güller kadar zarif ve latif bir hatun kapı önünde duruyormuş.GEZGİN hatuna hayranlık ve saygı ile yaklaşıp kendisini takdim etmiş. Ve hatundan adını bağışlamasını istemiş.HATUN: bana SEVGİ derler.GEZGİN: Sevgi hatun burada yalnız mı oturuyorsunuz?SEVGİ: hayır eşimle beraber oturuyoruz. Ona İLİM derler.Şu anda bahçede çalışıyor. Bıkmaz yorulmaz bir kişidir.GEZGİN: Bahçeyi dolaşmama izin var mı?SEVGİ: Hay hay...lütfen ayakkabılarınızı çıkarında SAYGI dediğimiz şu mestleri giyiniz.Onlar öylece konuşurken İLİM çıkagelmiş. Bahçeyi birlikte dolaşmaya başlamışlar.SEVGİ önde İLİM ve GEZGİN arkada yürüyorlarmış.Her gülün bir adı varmış. MUTLULUK, HOŞGÖRÜ, SABIR, KANAAT,ADALET, İRADE, ŞEFKAT, MERHAMET, AKIL, HİKMET, KUDRET,SAMİMİYET, TEVAZU, FAZİLET VE...bu kadar çeşitte ve bu kadar yoğunlukta güzellik bu kadar bakım ve özen,böylesine bir düzen karşısında heyecanlanan ve hayrete düşen gezgin bahçıvan ilim efendiye sormuş:GEZGİN: Siz hangi gülün hangi isimde olduğunu bazen karıştırıyormuşsunuz?İLİM: Bazen şaşırdığım oluyorsa da SEVGİ hemen yardımıma koşuyor bana doğru ismi hatırlatıyor.GEZGİN: Güllerin erip eriştiği bu toprağın bir özelliği var mı?İLİM: Özelliği olup olmadığını bilmiyorum. Bu toprağı bize VEFA adında bir dostumuz getirir.VEFA dostumuzun dediğine göre, örneğin; MERHAMETLİ bir insan görünce,ondan oluşan toprağı bize getirir, bizde onu MERHAMET gülünün altına serpiveririz veyaŞEFKATLİ bir insan görünce ondan oluşan toprağı bize getirir,bizde o toprağı ŞEFKAT gülünün altına sereriz ve bu böyle devam edip gider.GEZGİN: Güller arasında aşı yapılıyor mu?İLİM: Elbette HAYAL gülüne GERÇEK i aşıladık; ÜMIT gülü oluştu.İMAN gülüne HİZMET i aşıladık; TESLİMİYET gülü oluştu.HİKMET gülüne AKIL 'ı aşıladık; İRADE gülü oluştu. Bu aşıları sürekli yapmak zorundayız.Örneğin; o muhteşem ADALET gülüne KUDRET gülünü aşılamazsak,ADALET hemen sararıp soluyor. Aciz kalıyor.KUDRET gülüne ADALET' i aşılamazsak KUDRET gülünün toprağında ZULÜM böcekleri üreyiveriyor.GEZGİN: Bu aşıları siz mi yapıyorsunuz?İLİM: Çelikleri ben hazırlıyorum ama aşıyı koyup kovuşturan eşim SEVGİ’ dir.O ilham kalemini eline alır, aşılanacak varlığın AKIL perdesini yumuşak yumuşak aralar,böylece o varlığın gönlüne ulaşır, oraya aşı çeliğini bir güzel yerleştirir.Sonra da oluşan bütün kader sicimi ile tatlı tatlı sarar.Bütün bu isleri bu aşamaları her seferinde ayni dolgun zevk ve heyecan içinde seyrederim.Sanki o anda Rabbim yanımızdaymış gibi...GEZGİN: tercih ettiğiniz güller var mı? İLİM: Aslında yok.Fakat eşim SEVGİ; HOŞGÖRÜ için 'o benim beş duyumdur.' der.SAMİMİYET için, 'o benim AHLAKIMDIR' der. TEVAZU için, 'o benim EDEBİM dir' der,ama ÜMİT' e fazlaca düşkün galiba... Zira ÜMIT için 'o benim kanımdır' der durur...Bir kaç gün sonra gezginimiz bir kasabaya varmış. Bir kahvehaneye girmiş.Burası oldukça tenha imiş. Kuytu bir köşede bir kişi oturuyor ve çay içiyormuş.Gezginimiz bu zata yaklaşmış, yanına oturmuş, kendisini takdim etmiş,adını bağışlamasını dilemiş.... O zat demiş ki:ADEM: Bana ADEM derler.Gezginimiz başından geçenleri; gül bahçesini, iki soylu bahçıvanı, konuşmaları anlatmış.Adem dinlemiş.Sonunda demiş ki: O bahçeye İNSANLIĞIN KEMAL BAHÇESİ derler.......&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-6320904369304885088?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/6320904369304885088/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=6320904369304885088' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/6320904369304885088'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/6320904369304885088'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/04/gl-bahesi.html' title='Gül bahçesi....'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMdOhViZEI/AAAAAAAAA_0/DkdD60FTCVs/s72-c/01-full.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-1073617392650509325</id><published>2008-04-18T14:21:00.000-07:00</published><updated>2008-04-18T14:24:43.840-07:00</updated><title type='text'>önyargılarımızdan kurtulabilsek</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SAkRkfObm8I/AAAAAAAAA-o/yDW-xdA8KGI/s1600-h/175_8.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190699364076198850" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SAkRkfObm8I/AAAAAAAAA-o/yDW-xdA8KGI/s400/175_8.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;Önyargılarımızdan Kurtulabilsek&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;O gün derse geç kalmıştı. İlk ders Matematikti. Hocayı ve arkadaşlarını rahatsız etmemek için kantinde oturmuş, dersin bitmesini beklemişti. Bir sonraki ders için sınıfa girdiğinde, tahtada, sonunda soru işareti bulunan iki işlem gördü. Kalemini defterini çıkarıp hemen not etti kimsecikler tahtayı silmeden.&lt;br /&gt;Diğer dersler bitmiş, eve dönmüştü. Defterinde çözülecek iki tane soru vardı. Defterini açtı, ama sorular bayağı zor görünüyordu. Sınıfta durumu da fena sayılmazdı hani. Uğraştı durdu soruları çözmek için. Hoca bazen böyle ev ödevi verir ve yapılıp yapılmadığını da kontrol etmezdi. Ancak yapanlar mutlaka bunun karşılığını en azından bir iltifatla alırlardı. Bazen nota da etki ederdi tabii bu durum&lt;br /&gt;Ertesi gün uzun uğraşlardan sonra çözdüğü soruları koydu hocanın masasının üzerine. Biraz da zor olmuştu hani. Hocanın yüzünde değişiklikler oluyordu işlemi kontrol ederken.&lt;br /&gt;‘Nasıl buldun bu sonucu?’ dedi hoca heyecanla. Bu soru 150 yıldır çözülemiyordu. Ben dün tahtaya matematiğin problemlerini anlatırken yazmıştım bu soruları. Kendim çözmeyi denemediğim gibi, bizim gibi normal(!) İnsanların da denemeyeceğini düşünüyordum. Enteresan dedi.&lt;br /&gt;Şaşırarak cevap verdi hocaya: ‘dün derse geç kalmıştım. Tahtada soruyu görünce diğer ödevler gibi zannettim. Ve biraz da zorlanarak akşam evde yaptım’&lt;br /&gt;Hoca sınıfa döndü:&lt;br /&gt;İşte arkadaşlar, 150 yıllık soru dediğimiz, aslında 150 yıllık önyargı imiş. Ah biz de önyargılarımızdan kurtulabilsek, 2000 yıllık soru ve sorunları da çözeriz herhalde.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-1073617392650509325?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/1073617392650509325/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=1073617392650509325' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/1073617392650509325'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/1073617392650509325'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/04/nyarglarmzdan-kurtulabilsek.html' title='önyargılarımızdan kurtulabilsek'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SAkRkfObm8I/AAAAAAAAA-o/yDW-xdA8KGI/s72-c/175_8.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-186867323258347624</id><published>2008-04-18T14:06:00.000-07:00</published><updated>2008-04-18T14:13:38.842-07:00</updated><title type='text'>Suskunlar cemiyeti</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SAkO3PObm7I/AAAAAAAAA-g/8cTF6MzNqsE/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190696387663862706" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SAkO3PObm7I/AAAAAAAAA-g/8cTF6MzNqsE/s400/1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;Suskunlar cemiyeti&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bir zamanlar bir grup alim ve şair, "Encümen-i Bîzebân" (Suskunlar cemiyeti-kulübü) adıyla bir cemiyet kurmuşlardı. Üye sayısı otuz kişiydi ve bunu arttırmıyorlardı. Üyeliğin ilk şartı çok düşünmek, çok yazmak ve çok az konuşmaktı. Molla Camî hazretleri de gençliğinde, bu cemiyete girmek istiyordu. Günün birinde cemiyetin bir üyesinin öldüğünü duyunca, onun yerine aday olmak için cemiyete geldi. Kendisini karşılayan kapıcıya bir şey söylemeden, ismini bir kağıda yazarak o sırada toplantı halinde bulunan ulema heyetine gönderdi. Ulema, bu teklifi görünce biraz üzüldüler. Çünki ölen üyenin yerine başka birini almışlardı. Yeni bir üye için yer yoktu. Cemiyet başkanı, bir bardağı tamamen suyla doldurduktan sonra Molla Camî'ye gönderdi. Molla Camî hazretleri durumu anladı. Bir damla daha olsa bardak taşacaktı. Bunun üzerine o da hemen oracıktaki bir gül dalından küçük bir yaprak koparıp, nazikçe suyun üstüne koyuverdi. Bardak taşmamıştı. Bunu içeri gönderdi. Cemiyettekiler bu kibar cevabın manasını anlamışlardı: Zarif insanların yeri başkaydı.&lt;br /&gt;Üyeler, bu kıymetli zâtı da aralarına almaya karar verdiler. Başkan listeye Molla Camî'nin adını ekledi. Otuz sayısının önüne bir sıfır koyarak, 300 yazdı. Bununla Molla Camî sayesinde, cemiyetin değerinin on misli arttığını belirtiyordu.&lt;br /&gt;Listenin son şekli Molla Camî'ye gelince, meseleyi anladı. Ancak sayının büyük gösterilmesinden hoşlanmadı. Sağdaki bir sıfırı silerek, otuz sayısının soluna koydu. Yani 030 yazdı. Alçak gönüllü Molla Camî, böylece kendisini solda sıfır sayıyor, bardağı taşırmadığı gibi, o cemiyetin yapısını da etkilemeyeceğini söylemek istiyordu. Diğer üyeler bunu görünce, saygı ve hayranlıkları bir kat daha artmış olarak "Encümen-i Bîzebân" yeni üyesine "Hoşgeldiniz" dediler.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-186867323258347624?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/186867323258347624/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=186867323258347624' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/186867323258347624'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/186867323258347624'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/04/suskunlar-cemiyeti.html' title='Suskunlar cemiyeti'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SAkO3PObm7I/AAAAAAAAA-g/8cTF6MzNqsE/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-3332563317411847154</id><published>2008-04-02T15:34:00.001-07:00</published><updated>2008-04-02T15:35:28.610-07:00</updated><title type='text'>KUŞ AVCISI</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R_QKIK1_6KI/AAAAAAAAA8g/wz89F6sC8XI/s1600-h/toroslarda+hayat+(12).jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5184780206476355746" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R_QKIK1_6KI/AAAAAAAAA8g/wz89F6sC8XI/s400/toroslarda+hayat+(12).jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;KUŞ AVCISI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir varmış Bir yokmuş, bir ülkede avcının biri kuşlara meraklı imiş.&lt;br /&gt;Hem yemeye meraklı, hem de tutup kafese kapatıp seyretmeye, söyletip dinlemeye. Kurmuş ormanın kuytusuna kapanı, yatmış pusuya. Tüyleri alacalı bulacalı nadir bulunur az rastlanır cinsinden bir kuş da gelmiş girmiş kapanın içine.&lt;br /&gt;Avcı ortaya çıkınca kuş yalvarmaya başlamış; '' Avcı avcı bırak beni gideyim. Yemeğe kalksan ufacığım, pişirdin mi benden bir lokma bile et çıkmaz. Kafese kapatsan ağzımı bile açmam, ne şakırım ne konuşurum, ama beni özgür bırakacak olursan sana üç öğüt veririm ki hem çok mutlu olursun yaşamda, hem de çok başarılı.''&lt;br /&gt;Avcı düşünmüş taşınmış: ''Eh söyle, ver bakalım şu üç öğüdünü o zaman bırakırım seni'' buyurmuş....&lt;br /&gt;'' Önce...'' demiş, kuş&lt;br /&gt;1. Sağduyuya, akla aykırı düşecek hiç bir şeye inanma&lt;br /&gt;2. Yaptığın hiç bir şeyden pişmanlık duyma, gerçekleştiremeyeceğin şeyler için üzülme&lt;br /&gt;3. Asla ama asla olanaksızın peşine takılma....&lt;br /&gt;Avcı şöyle bir bakmış kuşa,'' Bu söylediğin büyük cevherler değil, ben zaten yaşamımda her an bu prensipleri uyguluyorum. Ama fazla işe yarayacak bir kuş değilsin, o yüzden sözümü tutup seni bırakacağım'' demiş.&lt;br /&gt;Kuş fırlamış yakındaki bir ağacın tepesine, açmış ağzını yummuş gözünü.. ''Avcı avcı salak avcı sen beni herhangi bir kuş mu belledin? Ben bütün kuşlardan daha farklı bir kuşum. Kalbim yakuttan benim. Kalbimin yerinde kocaman bir yakut var, beni kesip kalbimi çıkarsaydın dünyanın en zengin adamı olacaktın. Salak avcı... dönmüş, bağırıp çağırmaya başlamış...&lt;br /&gt;''Avcı seni yine yakalayacağım....'' diye tepinmeye başlamış, deliye dönmüş hırsından. Hemen ağaca tırmanmaya başlamış.&lt;br /&gt;Kuş ağacın en üst dallarından birine adamın erişemeyeceği bir yere konmuş. Avcı üst dala erişip de kuşu yakalayayım derken yuvarlanmış ağaçtan...&lt;br /&gt;''Nasılsın bakalım?'' demiş kuş, '' Öğütlerimi beğenmemiştin, ben bunların hepsini zaten biliyordum demiştin. Ben sana ne dedim önce? sağduyuya akla ters gelecek hiç bir şeye inanma. Be adam kalbi yakuttan kuş olur mu? Hemen inandın, gözün döndü. Yaptığın hiç bir şeyden pişmanlık duyma, yani sonradan pişman olmamak için bir şeyi yapmadan önce iyice düşün taşın, dedim. Beni bıraktın, ardından da hemen bıraktığına pişman olup peşime düştün. Üçüncü öğüdüm, gerçekleşmesi olanaksız bir şey için boş yere gücünü harcamaydı. Sen beni nasıl yakalarsın, ben kuşum, uçmuş uçmuş en üst dala konmuşum. Sen oraya nasıl erişirsin be adam? demiş.. ve uçmuş gitmiş..&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-3332563317411847154?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/3332563317411847154/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=3332563317411847154' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/3332563317411847154'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/3332563317411847154'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/04/ku-avcisi.html' title='KUŞ AVCISI'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R_QKIK1_6KI/AAAAAAAAA8g/wz89F6sC8XI/s72-c/toroslarda+hayat+(12).jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-6618701942628023435</id><published>2008-04-02T15:28:00.001-07:00</published><updated>2008-04-02T15:29:36.806-07:00</updated><title type='text'>Huzur</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R_QIxq1_6JI/AAAAAAAAA8Y/4XUFcnRw4ng/s1600-h/buyukresim0.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5184778720417671314" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R_QIxq1_6JI/AAAAAAAAA8Y/4XUFcnRw4ng/s400/buyukresim0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff6600;"&gt;Huzur &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Bir gün bir kral, ama halkı tarafından sevilen bir kral, huzuru en güzel resmedecek sanatçıya büyük bir ödül vereceğini ilan eder. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Yarışmaya çok sayıda sanatçı katılır. Günlerce çalışırlar birbirinden güzel resimler yaparlar. Sonunda eserleri saraya teslim ederler. Tablolara bakan kral sadece ikisinden hoşlanır. Ama birinciyi seçmesi için karar vermesi gereklidir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Resimlerden birisinde sükunetli bir göl vardır. Göl bir ayna gibi etrafında yükselen dağların görüntüsünü yansıtmaktadır. Üst tarafta pamuk beyazı bulutlar gökyüzünü süslüyorlardı. Resme kim baktı ise onun mükemmel bir huzur resmi olduğunu düşünüyordu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Diğer resimde de dağlar vardı. Ama engebeli ve çıplak dağlar. Üst tarafta öfkeli bir gökyüzünden yağmurlar boşanıyor ve şimşek çakıyordu. Dağın eteklerinde ise köpüklü bir şelale çağıldıyordu. Kısaca resim hiç de huzurlu gözükmüyordu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Fakat kral resme bakınca, şelalenin ardında kayalıklardaki çatlaktan çıkan mini minnacık bir çalılık gördü. Çalılığın üstünde ise anne bir kuşun örttüğü bir kuş yuvası görünüyordu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Sertçe akan suyun orta yerinde anne kuş yuvasını kuruyordu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;...harika bir huzur ve sükun örneği. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Ödülü kim kazandı dersiniz. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Tabi ki ikinci resim. Kralın açıklaması şöyle idi: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;-Huzur hiçbir gürültünün sıkıntının ya da zorluğun bulunmaması ve sıkıntının olmadığı yer demek değildir. Huzur bütün bunların içinde bile yüreğimizin sükun bulabilmesidir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-6618701942628023435?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/6618701942628023435/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=6618701942628023435' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/6618701942628023435'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/6618701942628023435'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/04/huzur.html' title='Huzur'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R_QIxq1_6JI/AAAAAAAAA8Y/4XUFcnRw4ng/s72-c/buyukresim0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-8059241659865370734</id><published>2008-04-02T15:20:00.000-07:00</published><updated>2008-04-02T15:23:17.814-07:00</updated><title type='text'>ESKİ BİR MISIR TAPINAĞINDAKİ DUVAR YAZISI</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R_QHNK1_6II/AAAAAAAAA8Q/jPRgCdBxz2k/s1600-h/ahsen2_kom_ombo-temple.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5184776993840818306" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R_QHNK1_6II/AAAAAAAAA8Q/jPRgCdBxz2k/s400/ahsen2_kom_ombo-temple.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;ESKİ BİR MISIR TAPINAĞINDAKİ DUVAR YAZISI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Gürültünün ortasında sükunetle dolaş; sessizliğin içinde huzur bulduğunu unutma.Başka türlü davranmak gerekmedikçe herkesle dost olmaya çalış. Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık unutmak olsun.Bağışla ve unut...Ama kimseye teslim olma. İçten ol; telaşsız, kısa ve açık, seçik konuş.Başkalarına da kulak ver.Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları; çünkü dünya da herkesin bir öyküsü vardır. Yalnız planların değil başarılarının da tadını çıkar.Ne kadar küçük olursa olsun işinle ilgilen...Hayattaki dayanağın odur. Seveceğin bir iş seçersen hayatta bir an bile çalışmış ve yorulmuş olmazsın .İşini öyle seveceksin ki başarıların bedenini ve yüreğini güçlendirirken verdiklerinle de yepyeni hayatlar başlatmış olacaksın. Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol.Sevmediğin zaman sever gibi yapma.Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme... İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz ve unutma ki insanlığın yüzyıllardır öğrendikleri bir kumsaldaki kum tanecikleri değildir. Aşkı önemsiz görme sakın.O çöl ortasındaki yemyeşil bir bahçedir.O bahçeye layık bir bahçıvan olmak için her bitkinin sürekli bakıma ihtiyacı olduğunu unutma... Kaybetmeyi ahlaksızca bir kazanca tercih et.Birincisinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer.Bazı idealler o kadar değerlidir ki o yolda mağlup olman bile bir zafer sayılır.Bu dünyada bırakacağın en büyük miras dürüstlüktür. Yılların geçmesine öfkelenme, gençliğine yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe.Yapmayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme. Rüzgarın yönünü değiştiremiyorsan yelkenlerini rüzgara göre ayarla.Çünkü dünya karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getirmediğinle ilgilenir. Ara sıra isyana yönelecek olsan da hatırla ki evreni yargılamak imkansızdır.Onun için kavgalarını sürdürürken bile kendi kendinle barış içinde ol. Doğduğun zamanları hatırlar mısın ? Sen ağlarken herkes sevinçle gülüyordu.Öyle bir ömür geçir ki herkes ağlasın, sen öldüğünde... Sabırlı, sevecen, erdemli ol.Eninde sonunda bütün servetin sensin.Görmeye çalış ki bütün kirliliğine rağmen dünya yine de insan oğlunun tek güzel mekanıdır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-8059241659865370734?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/8059241659865370734/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=8059241659865370734' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/8059241659865370734'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/8059241659865370734'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/04/eski-bir-misir-tapinaindaki-duvar.html' title='ESKİ BİR MISIR TAPINAĞINDAKİ DUVAR YAZISI'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R_QHNK1_6II/AAAAAAAAA8Q/jPRgCdBxz2k/s72-c/ahsen2_kom_ombo-temple.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-181851301425897431</id><published>2008-03-26T14:53:00.001-07:00</published><updated>2008-03-26T14:55:27.666-07:00</updated><title type='text'>Gerçek Sevgi (İbretli hikaye)</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-rGPq1_6GI/AAAAAAAAA8A/z94vW2uH_tM/s1600-h/reeesssimm+(28).jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5182172293744289890" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-rGPq1_6GI/AAAAAAAAA8A/z94vW2uH_tM/s400/reeesssimm+(28).jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#999900;"&gt;Gerçek Sevgi (İbretli hikaye)&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Bir gün sormuşlar ermişlerden birine: "Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?" Bakın göstereyim demiş, ermiş. Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasındanda derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar. "Ermiş bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz" diye bir de şart koymuş. Peki demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan. Bunun üzerine şimdi demiş ermiş, sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe. Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. "Buyurun" deyince, her biri uzunboylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarakiçirmiş. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlarsofradan işte demiş ermiş, 'kim ki gerçek sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse,o aç kalacaktır. ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır şüphesiz ve şunu da unutmayın, gerçek pazarında alan değil, veren kazançtadır daima&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-181851301425897431?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/181851301425897431/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=181851301425897431' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/181851301425897431'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/181851301425897431'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/03/gerek-sevgi-ibretli-hikaye.html' title='Gerçek Sevgi (İbretli hikaye)'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-rGPq1_6GI/AAAAAAAAA8A/z94vW2uH_tM/s72-c/reeesssimm+(28).jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-7661620853041506661</id><published>2008-03-26T14:48:00.000-07:00</published><updated>2008-03-26T14:49:52.054-07:00</updated><title type='text'>DOĞUŞTAN KÖR</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-rE961_6FI/AAAAAAAAA74/vJ-0kZqkYHc/s1600-h/kor_adam.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5182170889289984082" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-rE961_6FI/AAAAAAAAA74/vJ-0kZqkYHc/s400/kor_adam.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#006600;"&gt;DOĞUŞTAN KÖR&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Gerçeği bir bakıma da bir başka türde süslemek hayal ettirmektir.&lt;br /&gt;Brooklyn köprüsünde, bir bahar günü, kör bir adam dilencilik yapıyormuş. Dizlerinin dibine bir tabela koymuş. Üzerinde "DOĞUŞTAN KÖR" yazılı imiş. Herkes dilencinin önünden geçip gidiyormuş. Bir REKLAMCI bunu görmüş. Tabelayı almış arkasına bir şeyler yazmış, olduğu yere tekrar bırakmış.&lt;br /&gt;Ne olduysa olmuş... Gelip geçen ve bu tabeladaki yeni yazıyı okuyan herkes, başlamış dilencinin önündeki şapkaya, habire para atmaya...&lt;br /&gt;Bir cümle yetmiş, onca kişiyi etkilemeye ve dilencinin şapkasının kısa sürede ağzına kadar parayla dolup taşmasına...&lt;br /&gt;"GÜZEL BİR BAHAR GÜNÜ... AMA BEN BAHARI GÖRMÜYORUM..."&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-7661620853041506661?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/7661620853041506661/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=7661620853041506661' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/7661620853041506661'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/7661620853041506661'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/03/doutan-kr.html' title='DOĞUŞTAN KÖR'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-rE961_6FI/AAAAAAAAA74/vJ-0kZqkYHc/s72-c/kor_adam.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-4706231746150704765</id><published>2008-03-26T14:45:00.000-07:00</published><updated>2008-03-26T14:47:09.948-07:00</updated><title type='text'>DENİZ YILDIZI</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-rEWK1_6EI/AAAAAAAAA7w/ik5Et9LBS_o/s1600-h/www_resimmax_net_-_Deniz_Resimleri_-_Deniz_Yldz.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5182170206390184002" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-rEWK1_6EI/AAAAAAAAA7w/ik5Et9LBS_o/s400/www_resimmax_net_-_Deniz_Resimleri_-_Deniz_Yldz.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#339999;"&gt;DENİZ YILDIZI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Yazı yazmak için okyanus sahillerine giden bir yazar, sabaha karşı kumsalda dans eder gibi hareketler yapan birini görür. Biraz yaklaşınca, bu kişinin sahile vuran denizyıldızlarını, okyanusa atan genç bir adam olduğunu fark eder. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Genç adama yaklaşır: &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;- Neden denizyıldızlarını okyanusa atıyorsun? &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;enç adam yanıtlar;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;- Birazdan güneş yükselip, sular çekilecek. Onları suya atmazsam ölecekler. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yazar sorar;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;- Kilometrelerce sahil , binlerce denizyıldızı var. Ne fark eder ki? &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Genç adam eğilir, yerden bir denizyıldızı daha alır, okyanusa fırlatır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;- Onun için fark etti ama... &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-4706231746150704765?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/4706231746150704765/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=4706231746150704765' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/4706231746150704765'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/4706231746150704765'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/03/deniz-yildizi.html' title='DENİZ YILDIZI'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-rEWK1_6EI/AAAAAAAAA7w/ik5Et9LBS_o/s72-c/www_resimmax_net_-_Deniz_Resimleri_-_Deniz_Yldz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-1952657457084396227</id><published>2008-03-26T14:40:00.000-07:00</published><updated>2008-03-26T14:44:48.370-07:00</updated><title type='text'>Değerinizi Bilin</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-rDt61_6DI/AAAAAAAAA7o/oUjRBy9KBlw/s1600-h/reeesssimm+(31).gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5182169514900449330" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-rDt61_6DI/AAAAAAAAA7o/oUjRBy9KBlw/s400/reeesssimm+(31).gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;Değerinizi Bilin&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İyi bilinen bir konuşmacı, seminerine 50 dolarlık bir banknotu göstererek başladı. 200 kişiyi bulan dinleyicilere, bu parayı kim ister diye sordu ve eller kalkmaya başladı. Ve konuşmacı "bu parayı sizlerden birine vereceğim fakat öncelikle bazı şeyler yapacağım" dedi. Parayı önce buruşturdu ve dinleyicilere "hala bu parayı isteyen var mı?" diye sordu, eller yine havadaydı. Bu sefer, konuşmacı "peki bu paraya şunları yaparsam?" dedi ve 50 doları yere attı onun üstüne bastı, ezdi, pisletti ve para şimdi pis ve buruşuktu, fakat eller yine havadaydı ve o parayı herkes istiyordu.&lt;br /&gt;Konuşmacı şöyle dedi:&lt;br /&gt;"Arkadaşlarım burada çok önemli bir şey öğrendiniz, burada paraya ne yaptıysam hiç önemli değil onu yine de istiyorsunuz, çünkü benim ona yaptığım şeyler onun değerini düşürmedi, o hala 50 dolar. Hayatımızda çoğu kez verdiğimiz kararlar veya hayat şartları nedeniyle hırpalanır, canımız acıtılır, yerden yere vuruluruz, kendimizi kötü hissederiz, fakat ne olduğu veya ne olacağı önemli değil, hiç bir zaman değerimizi kaybetmeyiz, temiz ya da pis, hırpalanmış ya da kırılmış, bunların hiçbiri önemli değildir. Seni sevenler senin ne kadar değerli olduğunu her zaman bileceklerdir".&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-1952657457084396227?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/1952657457084396227/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=1952657457084396227' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/1952657457084396227'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/1952657457084396227'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/03/deerinizi-bilin.html' title='Değerinizi Bilin'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-rDt61_6DI/AAAAAAAAA7o/oUjRBy9KBlw/s72-c/reeesssimm+(31).gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-3875832444620279399</id><published>2008-03-26T14:36:00.000-07:00</published><updated>2008-03-26T14:38:23.400-07:00</updated><title type='text'>COCUK GİBİ DÜŞÜNEBİLMEK...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-rCRa1_6CI/AAAAAAAAA7g/iqqa4RkqstM/s1600-h/yzndeiekleraanbahargzlojy9.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5182167925762549794" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-rCRa1_6CI/AAAAAAAAA7g/iqqa4RkqstM/s400/yzndeiekleraanbahargzlojy9.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;COCUK GİBİ DÜŞÜNEBİLMEK...&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;O&lt;span style="font-family:arial;"&gt; gün hava çok kötüydü.. durmadan gök gürlüyor, bardaktan boşanır gibi yağmur yağıyordu.... küçük kız yine de her sabahki gibi annesinin sesiyle uyanmış, kahvaltısını etmiş ve her gün yürüyerek gittiği okuluna doğru yola koyulmuştu... ancak gökyüzünde şimşekler birbiri ardına ve o kadar gürültüyle çakıyordu ki, küçük kızın annesi "yavrum bu havada yolda yürürken korkmasın?" diye telaşlandı.. arabasına atladığı gibi yolda kızını aramaya başladı.... derken bir baktı, küçük kızı az ilerdeydi.. minik minik adımlarla yürüyor, ama ne zaman şimşek çaksa durup gökyüzüne bakıyor ve gülümsüyordu.....&lt;br /&gt;Annesi önce bir anlam veremedi ama kızın niye böyle yaptığını çok merak etmişti, nihayet arabayla ona yaklaşıp sordu:&lt;br /&gt;"Yavrum hiç korkmadın mi bu havada yalnız yürümekten? Hem ne zaman şimşek çaksa durup yukarı bakarak öyle ne yapıyorsun?" Küçük kız cevap verdi:&lt;br /&gt;"Gülümsüyorum... çünkü Tanrı fotoğrafımı çekiyor..."&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-3875832444620279399?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/3875832444620279399/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=3875832444620279399' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/3875832444620279399'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/3875832444620279399'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/03/cocuk-gibi-dnebilmek.html' title='COCUK GİBİ DÜŞÜNEBİLMEK...'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-rCRa1_6CI/AAAAAAAAA7g/iqqa4RkqstM/s72-c/yzndeiekleraanbahargzlojy9.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-7131290873976712811</id><published>2008-03-26T14:33:00.001-07:00</published><updated>2008-03-26T14:34:36.842-07:00</updated><title type='text'>ÇOBAN VE AĞAÇ</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-rBZa1_6BI/AAAAAAAAA7Y/YmfeyeSgDG8/s1600-h/yalniz+agac.benim+logom..jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5182166963689875474" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-rBZa1_6BI/AAAAAAAAA7Y/YmfeyeSgDG8/s400/yalniz+agac.benim+logom..jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;ÇOBAN VE AĞAÇ&lt;br /&gt;Yaşlı çoban sürüsünü otlatmak için yaylaya çıktığında tepeye yakın bir elma ağacının altında dinlenir ve eğer mevsimiyse, onunla konuşarak: "Hadi bakalım evladım, derdi. Bu ihtiyarın elmasını ver artık". Ve bir elma düşerdi, en güzelinden, en olgunundan. Yaşlı adam sedef kakmalı çakısını çıkartarak onu dilimlere ayırır ve küçük bir tas yoğurtla birlikte ekmeğine katık ettikten sonra, babasından kalan Kur'an'ını okumaya koyulurdu.&lt;br /&gt;Çoban, bu ağacı yirmi yıl kadar önce diktiğinde sık sık sular, bunun için de büyükçe bir güğüme doldurduğu abdest suyundan geriye kalanı kullanırdı. Elma ağacının kökleri, belki de bu sularla kuvvet bulmuş ve kısa sürede serpilip meyve vermeye başlamıştı. Çoban o zamanlar henüz genç sayıldığından şöyle bir uzandı mı en güzel elmayı şıp diye koparırdı. Fakat aradan geçen bunca yıl içinde beli bükülüp boyu kısalmış, ağacınkiyse bir çınar gibi büyüyüp göklere yükselmişti. Ama boyu ne olursa olsun, ağaç yine de yavrusu değil miydi? Onu bir evlat sevgisiyle okşarken:&lt;br /&gt;"Ver yavrum, derdi, gönder bakalım bu günkü kısmetimi." Ve bir elma düşerdi hiç nazlanmadan, yıllar boyu hiçbir gün aksamadan.&lt;br /&gt;Köylüler, uzaktan uzağa gözledikleri bu hadiseyi birbirlerine anlatıp yaşlı çobanın veli bir zât olduğunu söylerlerdi.&lt;br /&gt;Yaşlı adam, ağacın altında dinlenip namazını kıldığı bir gün, yine elmasını istedi. Ancak dallar dolu olmasına rağmen nedense bir şey düşmemişti. Sonra bir daha, bir daha tekrarladı isteğini. Beklediği şey bir türlü gelmiyordu. Gözyaşları, yeni doğmuş kuzuların tüylerini andıran beyaz sakalını ıslatırken, ağacın altından uzaklaşıp koyunların arasına attı kendini.&lt;br /&gt;Yavrusu, meyve verdiği günden bu yana ilk defa reddediyordu onu. İhtiyar çobanın beli her zamankinden fazla bükülmüş, güçsüz bacakları da vücudunu taşıyamaz olmuştu. Hayvanlarını usulca toplayıp köye doğru yöneldiğinde, aşağıdaki caminin her zamankinden daha nurlu minarelerinden yankılanan ezan sesiyle irkildi birden. Yeniden doğmuştu sanki çoban. Bir şey hatırlamıştı.&lt;br /&gt;Çocuklar gibi sevinerek ağacın yanına koştu ve ona şefkatle sarılırken :&lt;br /&gt;"Canım" dedi, hıçkırıp ağlayarak.&lt;br /&gt;"Benim güzel evladım, mis kokulum. Şu unutkan ihtiyarı üzmeden önce neden söylemedin, bu günün Ramazan'ın ilk günü olduğunu ?"&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-7131290873976712811?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/7131290873976712811/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=7131290873976712811' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/7131290873976712811'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/7131290873976712811'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/03/oban-ve-aa.html' title='ÇOBAN VE AĞAÇ'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-rBZa1_6BI/AAAAAAAAA7Y/YmfeyeSgDG8/s72-c/yalniz+agac.benim+logom..jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-2254600133436801480</id><published>2008-03-26T14:30:00.000-07:00</published><updated>2008-03-26T14:31:43.074-07:00</updated><title type='text'>BIRAKIN IŞIĞINIZ YANIK KALSIN</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-rAtK1_6AI/AAAAAAAAA7Q/1IWGoILoPFk/s1600-h/vista_wallpaper2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5182166203480664066" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-rAtK1_6AI/AAAAAAAAA7Q/1IWGoILoPFk/s400/vista_wallpaper2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;BIRAKIN IŞIĞINIZ YANIK KALSIN&lt;br /&gt;Uzaklarda küçük bir kasabada genç bir adam kendi işini kurdu bu, iki caddenin köşesinde bir perakendeciydi. Adam dürüst ve dost canlısıydı, insanlar onu seviyorlardı. Ondan alışveriş yapıyorlar ve arkadaşlarına tavsiye ediyorlardı.Adam bir yıl içinde bir dükkandan, Amerikanın bir ucundan diğerine uzanan bir zincir oluşturdu.&lt;br /&gt;Bir gün hastalanıp hastaneye kaldırıldı. Doktorlar az zamanı kalmış olabileceğinden endişe ediyorlardı.Üç yetişkin çocuğunu yanına çağırdı ve onlara bir görev verdi:içinizden biri yıllar boyu uğraşarak kurduğum şirketimin başına geçecek. Hanginizin bunu hakkettiğine karar vermek için, her birinize birer dolar vereceğim. Şimdi gidip bu birer dolarla ne alabiliyorsanız alacaksınız, ama bu akşam geri döndüğünüzde paranızla aldığınız şey hastahane odamı bir uçtan bir uca doldurmalı. Çocuklar bu başarılı şirketi yönetme fırsatı karşısında heyecana kapıldılar. Üçü de şehre gidip parasını harcadı.&lt;br /&gt;Akşam geri döndüklerinde babaları sordu: "Birinci çocuğum, bir dolarla ne yaptın ?" Çocuk cevap verdi: "Arkadaşımın çiftliğine gittim, bir dolarımı verdim ve iki balya saman aldım. Sonra odadan dışarı çıktı, saman balyalarını getirdi, açtı ve havaya savurmaya başladı. Oda bir anda samanlarla dolmuştu. Ama biraz sonra samanların tamamı yere indi ancak babanın söylediği gibi odayı bir uçtan öbür uca dolduramadı.&lt;br /&gt;Adam sordu: "Peki ikinci çocuğum, sen paranla ne yaptın ?" Yorgancıya gittim. İki tane yastık aldım. Bunu söyleyen çocuk, yastıkları içeri getirdi, açtı ve tüyleri bütün odaya dağıttı. Zaman içinde bütün tüyler yere düştü, böylece oda yine dolmamıştı.&lt;br /&gt;"Sen üçüncü çocuğum, sen paranı ne yaptın ?" diye sordu adam. Dolarımı cebime koyup senin yıllar önceki dükkanın gibi bir dükkana gittim. Dükkanın sahibine parayı verdim ve bozmasını istedim. Dolarımın 50 centini İncil’de yazıldığı gibi çok değerli bir şeye verdim. 20 centini şehrimizdeki iki yardım kurumuna bağışladım. 20 centte kiliseye verdim.Böylece bir onluğum kaldı. Bununla iki şey aldım. Çocuk elini cebine atıp bir kibrit kutusu ve bir mum çıkardı.&lt;br /&gt;Işığı kapatıp mumu yakınca oda mumun yaydığı ışıkla dolmuştu. Oda samanla veya tüyle değil, bir uçtan öbür uca ışıkla dolmuştu. Baba memnundu; "Çok iyi oğlum. Bu şirketin başına sen geçeceksin, çünkü yaşam hakkında çok önemli bir şeyi, ışığını yaymayı biliyorsun. Bu çok güzel.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-2254600133436801480?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/2254600133436801480/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=2254600133436801480' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/2254600133436801480'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/2254600133436801480'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/03/birakin-iiiniz-yanik-kalsin.html' title='BIRAKIN IŞIĞINIZ YANIK KALSIN'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-rAtK1_6AI/AAAAAAAAA7Q/1IWGoILoPFk/s72-c/vista_wallpaper2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-1763744733047290668</id><published>2008-03-26T14:24:00.000-07:00</published><updated>2008-03-26T14:25:26.413-07:00</updated><title type='text'>AŞK VE IŞIK</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-q_Oa1_5_I/AAAAAAAAA7I/z-NZv8LSB3Y/s1600-h/img20.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5182164575688058866" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-q_Oa1_5_I/AAAAAAAAA7I/z-NZv8LSB3Y/s400/img20.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;AŞK VE IŞIK&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bir gece gözümü bir damla uyku tutmadı. Pervanenin mumla konuşmasını dinledim. Şöyle diyordu pervane, ateşten sevgilisine; 'aşık olan benim, yanmak bana yakışır. Ağlayıp sızlayan ben olmalıyım. Peki sen niçin ağlıyorsun?'&lt;br /&gt;Mum, 'benim zavallı sevgilim' dedi pervaneye, 'tatlı balımdan ayırdılar beni, haksızlıkla elimden alınınca Şirin'im, Ferhat gibi ağlayıp sızlamak da bana yakışır olmuştur.'&lt;br /&gt;Hem konuşuyor, hem de yanağından ateşten süzülen damlalar dökülüyordu mum:&lt;br /&gt;'Meclisleri ışıtan nuruma bakma sen, sel gibi içime akan ve beni yakan ateşime bak. Senin aşkın kuru bir iddiadır. Ne sabır var sende, ne de tahammül. Azıcık bir parıltı görünce kaçıyorsun. Ben yanıp eriyinceye kadar dikilirim ayakta. Senin sadece kanadını yakar aşk ateşi. Beni ise baştan ayağa yakmıştır.'&lt;br /&gt;Söz sultanı Sadi mum gibidir. Görünüşü gösterişli ve parlak, içyüzü ateşli ve yanıktır. Şemle pervane dertleşirken gece ilerledi, derken peri görünüşlü bir güzel yaklaştı ve 'püff' diye üfleyip söndürdü onu.&lt;br /&gt;Zavallı mumun dumanı başından çıkarken, 'aşkın sonu budur' dedi ve canını verdi.&lt;br /&gt;Aşk ölerek kurtulmaktır geçici dünyadan.&lt;br /&gt;Sevgilisinin eliyle ölenin mezarına gidip de ağlama.&lt;br /&gt;'Ne mutluluk!' diye gıpta et, sevdiği onu öldürmeyi öldürerek diriltmeyi kabul etmiştir, diye düşün.&lt;br /&gt;Eğer aşıksan bu kemendden kurtulmaya çalışma.&lt;br /&gt;Sadi gibi korkusuz ve özgür bir aşık ol.&lt;br /&gt;Büyük denizlere açıl, demiyorum, lakin bir kez açılmışsan tufandan korkma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Bostan- Şeyh Sadi-i Sirazi)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-1763744733047290668?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/1763744733047290668/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=1763744733047290668' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/1763744733047290668'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/1763744733047290668'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/03/ak-ve-iik.html' title='AŞK VE IŞIK'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-q_Oa1_5_I/AAAAAAAAA7I/z-NZv8LSB3Y/s72-c/img20.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-1927901340425596889</id><published>2008-03-26T14:08:00.000-07:00</published><updated>2008-03-26T14:19:45.703-07:00</updated><title type='text'>4 MAHALLELİ KASABA</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-q90q1_5-I/AAAAAAAAA7A/MWO2WPTn_Z8/s1600-h/vistabyalimeldp8.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5182163033794799586" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-q90q1_5-I/AAAAAAAAA7A/MWO2WPTn_Z8/s400/vistabyalimeldp8.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;4 MAHALLELİ KASABA&lt;br /&gt;Küçük bir kasabanın dört ayrı mahallesi varmış. Birinci mahallede Evetama'lar yaşıyormuş. Evetama'lar ne yapılması gerektiğini bildiklerini düşünürlermiş. Yapma zamanı geldiğinde ise "evet, ama" diye cevap verirlermiş. Cevapları hep yanlış olurmuş. Suçu başkalarına atmakta da ustaymışlar.&lt;br /&gt;İkinci mahallede Yapıcam'lar yaşarmış. Ne yapacaklarını bilirlermiş. Kendilerini yapacakları şeye adım adım hazırlarlarmış, ama yapacakları sırada şanslarını kaçırdıklarının farkına varırlarmış. Bu mahallede insanların dizleri dövülmekten yara bere içindeymiş. Yaşamı ertelememek için verdikleri kararı bile ertelerlermiş.&lt;br /&gt;Üçüncü mahallede yaşayan Keşkeci'lerin, hayatı algılama güçleri mükemmelmiş. Neyin yapılması gerektiğini daima en isabetli şekilde bilirlermiş ama, her şey olup bittikten sonra. Keşke'cilerin de başları kanarmış hep, duvarlara vurmaktan!&lt;br /&gt;Kasabanın en yeşil bölgesinde, en güzel evlerin olduğu mahallede ise İyikiyaptım'lar otururmuş. Keşkeci'ler bu mahallede yürüyüşe çıkar, etrafa hayranlıkla bakarlarmış.&lt;br /&gt;Yapıcam'lar Keşkeci'lerle birlikte bu mahallede yürüyüşe çıkmak ister ama bir türlü fırsat bulamazlarmış.&lt;br /&gt;Evetama'lar ise mahallenin güzelliğini görmek yerine, ağaçların gölgelerinin yeterince geniş olmadığından, güneşin daha erken saatte doğması gerektiğinden şikayet ederlermiş.&lt;br /&gt;İyikiyaptım mahallesindeki insanların kusuru da, beyinlerinde mazeret üretme merkezlerinin olmayışıymış!.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-1927901340425596889?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/1927901340425596889/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=1927901340425596889' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/1927901340425596889'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/1927901340425596889'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/03/4-mahalleli-kasaba.html' title='4 MAHALLELİ KASABA'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-q90q1_5-I/AAAAAAAAA7A/MWO2WPTn_Z8/s72-c/vistabyalimeldp8.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-4016875506810974900</id><published>2008-03-23T14:27:00.000-07:00</published><updated>2008-03-23T14:29:41.325-07:00</updated><title type='text'>86400 Saniye</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-bLu61_59I/AAAAAAAAA64/maJpWBeu9iE/s1600-h/Running%2520away%2520from%2520time.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5181052428266498002" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-bLu61_59I/AAAAAAAAA64/maJpWBeu9iE/s400/Running%2520away%2520from%2520time.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;86400 Saniye&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Bankada bir hesap sahibi olduğunu düşün, hesabına her sabah 86.400 dolar para yatırılıyor, fakat bu paranın hepsini akşama kadar harcamak zorundasın, ertesi güne transfer edilemez. Paranı kullansan da kullanmasan da hesap her akşam sıfırlanıyor. Ne yaparsın? Tabii ki hepsini harcamaya çalışırsın; Hepimiz, Zaman adlı bu bankanın müşterileriyiz;&lt;br /&gt;Her sabah 86.400 saniyeye sahip oluyoruz; yarına transfer edilemez, Her sabah hesabımız dolar, her akşam boşalır. Geri dönüş yok, saniyelerini şu anı yaşayarak harca, en iyisi bunlarla yatırım yap.&lt;br /&gt;Mutluluk, sağlık ve başarı için. Zaman kaçıyor. Her gün için en iyisini yap.&lt;br /&gt;Bir senenin değerini anlamak için sınıfta kalmış bir öğrenciye sor.&lt;br /&gt;Bir ayın değerini anlamak için, 8 aylık bir bebek doğuran anneye sor.&lt;br /&gt;Bir haftanın değerini anlamak için, haftalık dergi çıkaran bir çilekeşe,&lt;br /&gt;Bir saatin değerini anlamak için, kavuşmayı bekleyen sevgililere sor.&lt;br /&gt;Bir dakikanın değerini anlamak için, trenin kaçıran yolcuya sor.&lt;br /&gt;Bir saniyenin değerini anlamak için, bir kazayı önleyemeyen sürücüye sor.&lt;br /&gt;Bir saniyenin yüzde birinin değerini anlamak için olimpiyatlarda gümüş madalya kazanan koşucuya sor.&lt;br /&gt;Her anını değerlendir, her dakikanı çok özel biriyle paylaş. Zamanına ortak edebileceğin kadar özel biriyle.&lt;br /&gt;Unutma! Zaman hiç kimse için durmaz. Geçmiş zaman tarihtir. Gelecek zaman sırlar, mechullerle dolu.&lt;br /&gt;Sadece şu an sana verilen gerçek bir armağandır.&lt;br /&gt;Bu hafta dostluk haftası olsun. Arkadaşlar bulunmaz mücevherlerdir. Bizi üzerler, cesaretlendirirler ve zaman zaman avuturlar. Kalplerini bize açarlar. Arkadaşlarına, onları sevdiğini göster.&lt;br /&gt;Arkadaşlık mesajını herkese gönder, cevap alırsan bütün hayatın için bir dostun bulunduğunu anlarsın.&lt;br /&gt;Onlara ne kadar çok ihtiyacın olduğunu ve senin için ne kadar önemli olduklarını dikkatle denersen görürsün....&lt;br /&gt;Ahmet Kabaklı hocanın Türkiye Gazetesindeki köşesinden alınmıştır...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-4016875506810974900?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/4016875506810974900/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=4016875506810974900' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/4016875506810974900'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/4016875506810974900'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/03/86400-saniye.html' title='86400 Saniye'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-bLu61_59I/AAAAAAAAA64/maJpWBeu9iE/s72-c/Running%2520away%2520from%2520time.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-3403462127849884893</id><published>2008-03-23T14:10:00.000-07:00</published><updated>2008-03-23T14:13:00.235-07:00</updated><title type='text'>YAŞAM NEDİR ?</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-bH0a1_58I/AAAAAAAAA6w/Gl_kWRB0eKA/s1600-h/dreamor9.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5181048124709267394" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-bH0a1_58I/AAAAAAAAA6w/Gl_kWRB0eKA/s400/dreamor9.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#660000;"&gt;YAŞAM NEDİR ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Gökyüzünde dünyayı yaşarken sonsuz özgürlüğümle birlikte, yaşamı arıyordum ne olduğunu bilemeden... Bir su damlasıydım, güneşin ışıklarında renklerle oynayan, karanlıklarda yıldızlarla konuşan... Mutluydum rüzgarla birlikte maviliğe savrulurken, mutluydum kuşlarla kanat çırparken, mutluydum gökkuşağı olup renkleri saçarken... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Takılmışken bir bulutun peşine, görürdüm yaşayanları yeryüzünde... Hepsi zamanla koşar gibi, hep bir şeylerin peşinde... Bazen bir kuşun kanadına karışır, uçardım onunla, rüzgâra karşı çığlıklarla birlikte. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Yaşamı sorardım kuşlara, nedir diye? Özgürlük derlerdi bana... Göklerde özgürce kanat çırpabilmek, rüzgâra baş kaldırmak. Ama yağmur yağdığında özgürlükleri elinden alınır, ağırlaşan kanatları daha fazla çırpınamazdı damlalar karşısında... Sığınırken bir kaya kovuğuna, özgürlüklerini teslim ederlerdi yağmura, sessizce...&lt;br /&gt;Karıştım bir gün yağmur damlalarının arasına, gücü hissedebilmek için... Toprağa karışmak istedim, çoğalmak istedim, azgın bir nehir olup akmak istedim, deniz olmak istedim, yaşamı bulmak istedim, yaşam olmak istedim... Terk ettim gökyüzünü güneşe veda edemeden... Altımda gittikçe büyüyen yeryüzü beni kendine doğru hızla çekerken daha da büyüdüm, çoğaldım. Koşmaya başladım bir an önce toprağa kavuşabilmek için. Yaşamı hissedebilmek için... Yaşam olabilmek için... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Toprağa ilk dokunuş, ilk sarılış... Sıcaktı toprak, gökyüzünün olamadığı kadar... Beni sarmaladı şefkatle, beni içine aldı sevgiyle...Sevdim onu... Seviyorum dedim yaşamayı seninle birlikte...Toprağınderinliklerinde, karanlık sıcaklıklarda güveni hissettim... Zamangeçtikçe büyüdüm, çoğaldım... Yerimde duramaz hale geldim... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Güneşi özledim... Yıldızlara merhaba demek istedim... Terk ettim toprağı. Sıcaklığını, şefkatini. Bir sabah çiçekler açarken gökyüzünügördüm yeniden... Öylesine mavi, öylesine sınırsız, öylesine özgür... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Aktım, gittikçe büyüyerek... Beni sarmalayan toprağa dokunarak aktım... Nereye gittiğimi bilemeden... Sadece yaşamı öğrenebilmek için aktım... Benimle çiçekler açtı ağaçlar da, topraktan otlar fışkırdı delicesine... Ben onlara yaşamı sunarken, cevap veremediler banayaşam nedir diye sorduğumda... Büyümek istedim... Daha hızlı akmak, denize kavuşmak istedim... Aktım gökyüzünün görünmediği ıssız ormanların arasından, yıllardır kımıldamaktan korkan taşları peşimde sürükleyerek, başkaldırırcasına ... Başakların rüzgârla dans ettiği ovalara geldiğimde duruldum... Onları seyredebilmek için yavaşladım... Sordum uçuşan kelebeklere yaşamı... Rüzgarla dans mı diye?.. Cevap vermediler bana... Denizi aradım uzaklarda, görebilmek için köpürdüm, taştım ona bir önce dokunabilmek için. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Sonra bir sabah, daha güneş ışıklarını serpmeye başlamamışken dünyaya, uzaklarda maviliği gördüm... Gördüm orada canlılığı, başkaldırmışlığı, hasreti... Kavuşmak istedim bir an önce, sarılmak istedim... Koynuna girmek istedim bir sevgili gibi... Yaşamı istedim ondan... Dokunduğumda denize, balıklar kaçtı benden, suyum karıştı denize... Bir oldum onunla... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Ufacık bir damlaydım, bulut oldum, toprak oldum, deniz oldum, okyanus oldum. Kapladım dünyayı canlılığımla. Dalgalarla oynarken derinliklere karıştım... Derinliğin sessizliğinde güzellikleri buldum... Yaşam gizlenmiş güzellikler midir diye sordum denize? Cevap alamadım... İnsan olmak istedim... Yaşamın ne olduğunu öğrenirim diye... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Aynı toprak gibi sıcak ve karanlık bu yer bana güven verdi, huzur verdi... Zaman geçtikçe, yerime sığamaz hale geldim... Güneşesarılmak istedim... Yıldızları görmek, denizle konuşmak istedim...Yaşamı insanlara sormak istedim... Işıkla tekrar kavuştuğumdaözgürlüğümü hissettim yeniden... Küçük bir su damlasıyken gezdiğim gökyüzünü yeniden görebilmek mutluluk verdi... Büyüdüm zamanla... Diğer insanlarla birlikte, zamanla birlikte... Sordum insanlara yaşam nedir diye?.. Cevap veremediler... Bir gün sevdim birisini, neden diye sormadan kendime... Bir kuş gibi özgürce, bir nehir gibi delicesine akarak, bir deniz gibi sınırsızca sevdim birisini... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;O zaman anladım ki;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;YAŞAM SEVGİDİR... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#3333ff;"&gt;SADECE SEVGİ.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-3403462127849884893?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/3403462127849884893/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=3403462127849884893' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/3403462127849884893'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/3403462127849884893'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/03/yaam-nedir.html' title='YAŞAM NEDİR ?'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-bH0a1_58I/AAAAAAAAA6w/Gl_kWRB0eKA/s72-c/dreamor9.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-4041701772528117245</id><published>2008-03-23T14:06:00.000-07:00</published><updated>2008-03-23T14:08:56.795-07:00</updated><title type='text'>SİYAH DUVAR</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-bG4a1_57I/AAAAAAAAA6o/Wx4A4kQxO8I/s1600-h/n17in6.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5181047093917116338" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-bG4a1_57I/AAAAAAAAA6o/Wx4A4kQxO8I/s400/n17in6.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#333333;"&gt;SİYAH DUVAR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı kalp rahatsızlığıyla aynı kaderi paylasan iki yaşlı adam aynı odayı da paylaşıyorlardı. Tek fark biri cam kenarında diğeri ise duvar dibinde yatıyordu. Cam kenarındaki yaşlı adam her gün camdan bakarak arkadaşına dışarısını anlatırdı.&lt;br /&gt;"Bugün deniz sakin, yine de hafif rüzgar var sanırım çünkü uzaktaki teknenin yelkenleri rüzgarla doluyor. Park bu sabah sakin, iki salıncak dolu iki salıncak bos, dünkü sevgililer yine geldi, aynı yere oturup konuşmaya başladılar, elele tutuştular, ne kadar da yakışıyorlar birbirlerine. Erguvan ağaçları ne kadar güzel açmış her yer mor bir renk almış, erik ağaçları da beyaz çiçekleriyle onlara eşlik ediyor. Denizin üzerindeki martılar bugünkü yemeklerini arıyorlar, ne güzel de dalıyorlar suya"&lt;br /&gt;Günler böyle geçip gidiyordu ta ki cam kenarındaki yaşlı adam kalp krizi geçirene kadar, iste o anda duvar kenarındaki adam düğmeye bassa kurtaracaktı arkadaşını ama şeytana uydu, bunca zamandır sadece dinleyebiliyordu, artık görebilirdi de, iste bunun için düğmeye basmadı ve hemşireyi çağırmadı. Aynı kaderi paylaştığı kişiyi ölüme gönderdi, ama o bunun haklı bir savunma olduğunu düşünüyordu.&lt;br /&gt;Ertesi gün hastabakıcılar ölen yaşlı adamın yerine kendisini koymaya gelmişlerdi. Hemen yatağının yerini değiştirdiler, işte o günlerdir bakmak istediği manzarayı nihayet görecekti.&lt;br /&gt;Başını kaldırdı ve pencereden baktı&lt;br /&gt;"&lt;span style="color:#990000;"&gt;Simsiyah bir duvar"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-4041701772528117245?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/4041701772528117245/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=4041701772528117245' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/4041701772528117245'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/4041701772528117245'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/03/siyah-duvar.html' title='SİYAH DUVAR'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-bG4a1_57I/AAAAAAAAA6o/Wx4A4kQxO8I/s72-c/n17in6.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-1057897517162523577</id><published>2008-03-23T13:59:00.000-07:00</published><updated>2008-03-23T14:03:32.432-07:00</updated><title type='text'>KIZILDERİLİ REİS SEATTLE'DAN WASHİNGTON'DAKİ AMERİKA BAŞKANINA BİR MEKTUP</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-bFk61_56I/AAAAAAAAA6g/cDd9VR2UKIU/s1600-h/5000000003335459.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5181045659398039458" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-bFk61_56I/AAAAAAAAA6g/cDd9VR2UKIU/s400/5000000003335459.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#cc0000;"&gt;KIZILDERİLİ REİS SEATTLE'DAN WASHİNGTON'DAKİ AMERİKA BAŞKANINA BİR MEKTUP&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Washington'daki Büyük Başkan'aWashington'daki büyük başkan bize topraklarımızı satın almak istediğini bildiren birhaber yolluyor.Büyük Başkan bize aynı zamanda dostlukiyi niyet dolu sözler de gönderiyor.Bu dostça bir davranıştır, zira biz onun budostluğa ihtiyacı olmadığını pek iyi biliriz.Biz onun istediğini düşüneceğiz, zira eğerbiz satmağa razı olmazsak, belki o zaman dabeyaz adam tüfeğiyle gelecek ve bizim topraklarımızı zorla alacaktır.Gökyüzü nasıl satılır,ya da satın alınır,ya toprakların sıcaklığı?Bunu tasarlamak bize yabancıdır.İnsan havanın tazeliğine, suyun şarıltısına sahip olamazsaonu nasıl satabilir?Siz onu bizden nasılsatın alabilirsiniz? Biz kararımızı vereceğiz.Seattle Reis ne söylerse, Washington'daki Başkanbunun doğruluğuna emin olmalıdır, tıpkı beyaz kardeşimizin mevsimlerintekrar geleceğine güveni olduğu gibi.Benim sözlerim yıldızlara benzer ki onlar hiç bir zaman sönmez.Bu dünyanın her bir parçası ulusum için kutsaldır,pırıldayan her çam yaprağı ,her kumsallık kıyı,karanlık ormanlardaki her sis, her geçit,vızıldayan her böcek ulusumun düşünce veyaşantılarında kutsaldır.Ağaçların içinde yükselen özsuyu kızılderili adamın hatıralarını taşır.Beyazların ölüleri, yıldızların altındangeçmek için uzaklara giderken doğdukları toprakları unuturlar.Fakat bizim ölülerimiz bu büyülü dünyayıhiç bir zaman unutmazlar,çünkü o kızılderililerin annesidir.Biz bu toprakların bir parçasıyız ve onlarbizden birer parçadırlar.O güzel kokan çiçekler bizim kızkardeşlerimiz,geyik, at ve büyük kartal da bizim erkek kardeşlerimizdir.Yüksek kayalıklar, yeşil çayırlar,tayların ve insanların vücutlarının ılık sıcaklığı hepsi aynı bir aileye aittir.Washington'daki büyük başkan bize bir yer vereceği ve bizim orada rahatça kendi kendimize yaşayabileceğimizi haber veriyor.O bizim babamız, biz de onun çocukları olacağız.Fakat böyle şey acaba hiç olabilir mi?Tanrı bizim ulusumuzu sever, fakat kızılderili çocuklarını terk etti.O beyaz adama işinde yardım etsin diyemakinalar yolluyor ve onun için büyük köyler yapacak.O geçen her günle sizin ulusunuzu daha kuvvetli yapacak.Beklenmeyen bir yağmurdan sonra ırmaklar nasıl yataklarından taşarlarsa, siz de çok geçmeden bu toprakları dolduracak,her tarafa taşacaksınız.Benim ulusum gelgitin çekilen dalgalarına benzer, fakat onlar bir daha geri gelemezler.Hayır biz başka başka ırklardanız.Çocuklarımız beraber oynamazlar,ihtiyarlarımızın anlattığı öyküler de başka başkadır.Tanrının lütfu sizin üzerinizdedir, bizler yetim kaldık.Biz topraklarımızı satmak için yaptığınızteklifleri bir kere daha düşüneceğiz.Bu sandığınız kadar kolay olmayacaktır.Çünkü bu topraklar bize kutsaldır.Biz bu ormanlarla seviniriz.Bilmiyorum.Bizim davranışımız sizinkinden farklıdır.Derelerin ve ırmakların içinden geçerkenpırıldayan sular yalnız su değildir: onlar bizimatalarımızın kanlarıdır.Biz size bu toprakları sattığımız zaman, bilesiniz ki, onlar kutsaldır ve sizin çocuklarınız da onların kutsal olduklarını ve göllerin berrak sularında oynaşan her yansının benim ulusumun yaşantılarına ait masalları ve öykülerianlatmakta olduklarını öğrenmelidirler.Suların çıkardığı sesler benim atalarımın sesleridir.Irmaklar bizim kardeşlerimizdir,onlar bizim susuzluğumuzu giderirler,bizim kayıklarımızı taşır, ve çocuklarımızı beslerler.Topraklarımızı sattığımız zaman, bunu hatırınızda tutmalısınız,ve çocuklarınıza öğretmelisiniz.Irmaklar bizim kardeşlerimizdir, sizin de.Ve siz şimdiden başlayarak ırmaklara iyiliğinizi esirgememelisiniz,öteki her kardeşe karşı da.Kızılderili adam onun topraklarına girenbeyaz adam karşısında her yerde geriledi,nasıl ki sabahın sisi dağlarda doğan güneşin önünden kaçar.Fakat bizim babalarımızın külleri kutsaldır.Onların mezarları mübarek topraklardır, bütün bu tepeler, ağaçlar, dünyanın bu kısmı,bizim için mübarektir.Biz beyaz adamın düşünümüzü anlamadığını biliriz.Toprağın her parçası onun için birdir, çünkü o gece gelen ve yerden ihtiyacı olan şeyi alıpgiden bir yabancıdır.Toprak onun kardeşi değil düşmanıdır,onu elde ettikten sonra ilerlere gider,babalarının mezarlarını geride bırakır veonlarla bir daha ilgilenmez.O toprağı çocuklarından çalar ve gene ilgilenmez.Babalarının mezarları ve çocuklarının doğum hakkı çabukça unutulur.O annesi olan taprağı ve kardeşi olan gökyüzünü satılacak ve talan edilecek şeyler gibi,ya da koyunlar veya parıldayan inciler gibisatın almak için kullanır.Onun açlığı dünyayı saracak ve geride her tarafta çölden başka bir şey kalmayacak!Ben bilmiyorum,bizim düşünüşümüz sizinkinden farklıdır.Sizin şehirlerinizin görüntüsü kızılderili adamın gözlerini ağrıtır.Belki bu onun bir vahşi olmasından ve bu gibi şeyleri anlayamamasından ileri gelir!Beyazların şehirlerinde sessizlik denen bir şey yoktur.Orada ilkbaharda oluşan yaprakların seslerini,uçuşan böceklerin vızıltılarını işitecekbir yer de bulamazsınız.Fakat bütün bunlar benim bir vahşi olmamdan ve bunları anlayamamamdandır.Gürültü, patırtı bizim kulaklarımızı adeta tahkir eder.Kuşların ötüşünü,ya da geceleyin su başında kurbağaların bağırışlarını işitmedikten sonra dünyada ne vardır.Ben kızılderili bir adamım ve bunu anlayamıyorum.Bir kızılderili gölün üstünden gelen rüzgârın mülâyim gürültüsünü sever,öğleyin yağan yağmurun temizlediği,taze çam yapraklarının ağırlaştırdığırüzgâr kokusundan hoşlanır.Kızıl adam için hava kıymetlidir,çünkü her şey aynı solunumdan pay alır.hayvan, ağaç ve insan,hepsinin teneffüs ettiği hava aynıdır.Beyaz adam teneffüs ettiği havanın farkında değilmiş gibi görünüyor.Bir kaç gün önce ölen bir insanın kötü kokulan duymadığı gibi.Fakat biz size topraklarımızı satarsak, unutmamalısınız ki,hava bizim için kıymetlidir ve hava hayatta tuttuğu her şeyle ruhunu paylaşır.Rüzgâr babalarımıza ilk nefeslerini vermişti ve son nefeslerini de alan odur.Çocuklarımıza da yaşama ruhunu o vermelidir.Eğer biz topraklarımızı size satarsak, onuözel ve mübarek bir şey olarak kıymetlendirmelisiniz. Beyaz adam da çayır çiceklerininüzerinden geçen rüzgârın onların kokularıylanasıl tatlı koktuğunu duymalıdır.Topraklarımızı satmak üzerinde düşüneceğiz ve eğer buna karar verirsek, bunun bir şartı olacaktır. Beyaz adam topraklarımızdaki hayvanlara kardeşleri gibi muamele etmelidir.Ben bir vahşiyimve başka türlüsünü anlayamam.Ben şimdiye kadar beyaz adam tarafından bırakılmış,çürümüş binlerce bizon gördüm.Ben bir vahşiyimve demir atın (lokomotif), sırf hayatta kalmak için öldürdüğünüzbizondan daha kıymetli olduğunu anlayamam.Hayvanları olmadıktan sonra insanların ne kıymeti vardır.Eğer bütün hayvanlar onu bıraksalardı,insanlar ruhlarının yalnızlığından ölmezler miydi?Hayvanların başına gelenler çok geçmeden insanların da başına gelecektir.Hayatta her şey birbirine bağlıdır.Toprağın başına gelen, onun oğullarının da başına gelir.Sizler çocuklarınıza ayaklarının altındaki toprakların bizim büyük babalarımızın külleri olduklarını öğretmelisiniz. Toprağa kıymet vermeleri için onlara,toprağın bizim atalarımızın ruhlarıyla dolu olduğunu anlatınız.Çocuklarınıza, bizim öğrettiğimiz şeyleri öğretiniz.Toprak bizim annemizdir.Toprağın başına gelenler onun çocuklarının da başına gelir.İnsanlar toprağa tükürürlerse,kendi kendilerinin yüzüne tükürmüş olurlar.Zira biz biliyoruz ki,toprak insana değil,insan toprağa aittir.Her şey, bir aileyi birbiriyle birleştiren kan gibi birbirine bağlıdır.Herşey birbirine bağlıdır.Toprağın başına gelen oğullarının da başına gelir.İnsan hayatın dokusunu yaratmamıştır,onun içinde yalnız bir liftir. Siz dokuya ne yaparsanız,bunu kendinize yapıyorsunuz demektir.Hayır,gündüzle gece bir arada yaşayamazlar.Bizim ölülerimiz dünyanın tatlı ırmaklarında yaşamağa devam ederlerve ilkbaharın yavaş adımlarıyla tekrar geri dönerler,onların ruhu gölün yüzeyini çalkalayan rüzgârdır.Beyaz adamın topraklarımızı satın almak hususundaki isteğini düşeneceğiz.Fakat benim ulusum soruyor,beyaz adam neyi satın almak istiyor?Gökyüzü ve toprakların sıcaklığı,koşan antilopların çabukluğunasıl satın alınabilir?Biz size bütün bu şeyleri nasıl satabiliriz,siz de bunları nasıl satın alabilirsiniz?Kızıl adam bir kâğıt parçası imzaladığı vebunu beyaz adama verdiği için siz bu topraklara istediğinizi yapabilir misiniz?Havanın tazeliğine ve suyun pırıltısına sahip değilsek,onları size nasıl satabiliriz?Sonuncusu öldükten sonra bizonları yeniden geriye satın alabilir misiniz?Biz teklifiniz üzerinde düşüneceğiz.Biz, satmağa razı olmadığımız takdirde,beyaz adamın tüfeğiyle gelip topraklarımızı alacağını bilmekteyiz.Fakat biz vahşi insanlarız.Beyaz adam ise, geçici olarak iktidardadırve O kendisini bütün dünyanın kendisine ait olduğu,Tanrı sanmaktadır.Bir insan, annesine nasıl sahip olabilir?Biz topraklarımızı satın almak hususundaki tekliflerinizi tekrar düşüneceğiz.Gece ve gündüz beraber yaşayamazlar,biz, sizin başka topraklara göç etmemiz teklifinizi düşüneceğiz.Biz uzakta ve sükun içinde yaşayacağız.Günlerimizin kalan kısımlarını nerede geçireceğimiz önemli değildir.Çocuklarımız babalarını gururları kırılmış ve yenilmiş gördüler.Savaşçılarımız utandırıldılar.Yenilgiden sonra günlerini miskince geçirdiler,vücutlarını tatlı yemekler ve kuvvetli içkilerle zehirlediler.Günlerimizin geri kalan kısmını nerede geçireceğimizin bir önemi yoktur.Zaten geriye de pek fazla zaman kalmamıştır.Bir kaç saat,bir kaç kış,sonra eskiden bu topraklar üzerinde yaşayan insanlardan,kendi uluslarının mezarlarında matem tutacak kimse kalmayacaktır.O ulus ki bir vakit sizinki gibi kuvvetli idive geleceğe ümitle bakıyordu;oysa şimdiormanlarda başı boş dolaşmaktan başkayapacak bir şeyleri olmayacaktır.Fakat ben ulusumun çöküşüne neden ağlayayım?Uluslar insanlardan oluşurlar,başka bir şeyden değil.İnsanlar da denizdeki dalgalar gibi gelip geçerler.Onlara yol gösterenve onlarla dostun dostla konuştuğu gibikonuşan bir Tanrıya sahip olan beyaz adam bile,herkes için belirlenmiş olan alınyazısından kaçamayacaktır.Belki biz hep kardeşleriz.Yalnız biz,beyaz adamın da bir gün keşfedeceği bir şeyi şimdiden biliyoruz.Bizim Tanrımız da aynı Tanrıdır.Sizler belki bizim topraklarıza sahip olduğunuzu düşündüğünüz gibiona da sahip olacağınızı düşünüyorsunuz,fakat buna muktedir olamayacaksınız.Oinsanların Tanrısıdır,kızılderililerin debeyazların da.Bu topraklar onun için kıymetlidir.Onları yaralamak,onların yaratıcısını hor görmek demektir.Beyazlar da bir gün bu dünyadan gideceklerdir,belki de bütün öteki ırklardan daha çabuk.Yataklarınızı zehirlemeğe devam ediniz,ve bir gece kendi çöplerinizin içinde boğulacaksınız.Fakat batışınızda her tarafa parlak bir ışık yayacaksınız,bu, sizi bu topraklara getirenve size bu ülkeyeve kızılderili adama hakim olmanızı emreden Tanrının kudretinin ateşinden gelecektir.Bu kader bizim için bir muammadır.Bütün bizonlar öldürüldükten sonra,yaban atları evcilleştirildikten,ormanlann en gizli köşeleri, binlerce insanın ağır kokusuyla dolduktan,sevimli tepelerin görüntüsü konuşan tellerle kirletildikten sonra...Çalılıklar nerede?Kayboldular!Kartallar nerede?Gittiler!O hızlı koşan taya ve ava"Allahaısmarladık"demek, ne demektir?Bu, o yaşamın sonu ve sırf daha fazla hayatta kalmanın başlangıcıdır!Tanrı bizim hayvanlara ve kızılderililere hâkim olmamızı istedi,herhalde bunun özel bir sebebi olacaktır,fakat bu sebep bizim için bir muammadır.Belki beyaz adamın nelerden rüya gördü-ğünü,uzun kış geceleri çocuklarına hangi ümitlerini anlattığını,onların sabahın özlemini çekmeleri içinimgelemlerinde (muhayyile) ne gibi hayalleriateşlediğini bilseydik,evetbelki o zaman onu anlayabilirdik.Fakat biz yaban insanlanyızve beyaz adamın düşleri bize saklıdır.Ve onlar bize saklı oldukları için de,biz kendi yollarımızdan gideceğiz.Çünkü biz her şeyden önce her insanın kardeşlerininkinden -ne kadar farklı olursa olsun- istediği gibi yaşama hakkını tanır ve sayarız.Bizi birbirimize bağlayan şeyler çok değildir. Biz sizin teklifinizi düşüneceğiz.Eğer ona evet dersek, bu sırf bizevadettiğiniz yeni toprakları güvenlik altına almak içindir.Belki orada kısa günlerimizi kendi alıştığımız şekilde geçirebileceğiz.Son kızılderili bu dünyadan gittiğive onun hatırası, yalnız bir bulutun sonsuz çayırların üzerindeki gölgesi olarak kaldığı zaman,babalarımın ruhu bu kıyılardave ormanlarda yaşamağa devam edecektir.Çünkü onlar bu toprakları seviyorlardı,yeni doğan bir çocuğun annesinin kalbinin atışını sevdiği gibi.Size bu toprakları sattığımız zaman, siz de onlan bizim sevdiğimiz gibi seviniz,onlarla bizim ilgilendiğimiz gibi, ilgileniniz.Onları bugün bulduğunuz gibi hatırlayınız.Ve bütün kuvvetinizle, ruhunuzla ve kalbinizle onları çocuklarınız için koruyunuz veTanrının hepimizi sevdiği gibi, siz de onlan seviniz.Çünkü biz bir şey biliyoruz:Tanrımız aynı Tanrıdır. Bu dünya mübarektir. Beyaz adam bile ortak kaderimizden kaçamaz. Belki biz hepimiz kardeşiz.Zaman bunu gösterecektir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#cc0000;"&gt;Duwarmish kızılderililerinin reisiReis Seattle&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-1057897517162523577?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/1057897517162523577/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=1057897517162523577' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/1057897517162523577'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/1057897517162523577'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/03/kizilderili-reis-seattledan.html' title='KIZILDERİLİ REİS SEATTLE&apos;DAN WASHİNGTON&apos;DAKİ AMERİKA BAŞKANINA BİR MEKTUP'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-bFk61_56I/AAAAAAAAA6g/cDd9VR2UKIU/s72-c/5000000003335459.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-1211113973995512412</id><published>2008-03-23T13:52:00.000-07:00</published><updated>2008-03-23T13:59:08.211-07:00</updated><title type='text'>Fizik Sınavı</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-bEka1_55I/AAAAAAAAA6Y/ADgXzzPQ1tU/s1600-h/giris.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5181044551296477074" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-bEka1_55I/AAAAAAAAA6Y/ADgXzzPQ1tU/s400/giris.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;Fizik Sınavı&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Kısa bir süre önce, benden bir fizik sınavı puanlamasında hakemlik yapmamı isteyen meslektaşımdan çağrı aldım. Meslektaşım fizik sınavındaki bir soruya verdiği yanıt nedeniyle öğrencilerinden birine "sıfır" puan takdir etmişti. Öğrencisi de "eğer puan yöntemi adil olsaydı, en yüksek puanı alacağını" iddia etmekteydi. Meslektaşım ve öğrencisi sonunda verilen yanıtı, tarafsız bir hakeme puanlatmak için anlaşmaya varmışlardı. Hakem olarak da beni seçmişlerdi. Arkadaşımdan çağrıyı alır almaz, kendisine uğradım ve sınavda sorulan soruyu okudum: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;"Barometre yardımıyla yüksek bir binanın yüksekliğinin ne şekilde saptanacağını gösterin" &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Öğrencinin yanıtı da şöyleydi: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;"Barometreyi binanın en üst katına çıkarırız. Barometrenin ucuna bir ip bağlar ve yukarıdan caddeye sarkıtırız. Tekrar ipi yukarı çeker ve ipin uzunluğunu ölçeriz. İpin uzunluğu bize binanın yüksekliğini verir" &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Yanıt çok ilginçti, fakat öğrenciye bunun için puan verilebilirmiydi? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Öğrencinin, soruyu tam ve doğru biçimde yanıtladığından, bu sorudan tam puan almak için güçlü bir nedene sahip olduğunu anladım. Diğer taraftan öğrenciye tam puan verilecek olursa, öğrenci fizik dersinden yüksek bir notla geçecekti. Yüksek bir not ise öğrencinin fizik dersiyle ilgili davranışları kazandığının göstergesiydi, fakat sorunun yanıtı onun fizik bildiğini ortaya koymuyordu. Bunun üzerine öğrenciye ayni soruyu bir daha yanıtlamasını önerdim. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Anlaşmaya vardıktan sonra, öğrenciye soruyu yanıtlaması için 6 dakikalık bir sure tanıdım ve yanıtın içinde onun fizik dersinde kazandığı davranışları ortaya koyması gerektiğini söyledim. Beş dakika geçmesine karşın, öğrenci hiç birşey yazmamıştı. Başka bir sınıfta dersimin başlamak üzere olduğunu söyleyerek yanıt vermekten vazgeçip, geçmediğini sordum; fakat öğrencinin cevabı: "Hayır vazgeçmedim" seklindeydi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;"Bu soruya verilebilecek pek çok yanıtı olduğunu, bunlardan en iyisini seçmeye çalıştığını" belirtti. Karıştığım için özür dileyip, soruyu çözmeye devam etmesini söyledim. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Bir dakika sonra öğrenci yanıtını verdi: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;"Barometreyi binanın en üstüne çıkarırım ve çatı katından aşağı eğilerek barometreyi bırakırım. Bırakır bırakmaz kronometreyle zaman tutmaya baslarım. Barometre yere çarpar çarpmaz kronometreyi durdurur ve "S=1/2 a t2 " (S eşit bir bölü iki a t kare) formülü ile binanın yüksekliğini hesaplarım. "Bu cevap karsısında, meslektaşıma devam etmek isteyip istemediğini sordum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Meslektaşım öğrenciye hak ettiği puanı vereceğini söyledi. Tam yanlarından ayrılırken öğrencinin "pek çok cevabı bulunduğunu" söylediğini hatırlayarak, diğer yanıtların neler olduğunu sordum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;"Evet, barometre yardımıyla yüksek bir binanın yüksekliğinibulmanın pek çok yolu vardır" dedi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;"Örneğin, güneşli bir günde dışarı çıkar, hem barometrenin gölgesini hem de barometrenin boyunu, daha sonra da binanın gölgesini ölçerek, basit bir oranlamayla yüksekliğini bulabiliriz." &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;"Çok güzel, diğer yöntemlerin nedir?" diye sordum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;"Çok basit bir yöntem daha var ki onu siz de beğeneceksiniz. Bu yöntemde, barometreyi elimize alır ve binanın merdivenlerinden en üst kata doğru tırmanmaya baslarız. Merdivenleri tırmanırken barometrenin boyu kadar duvar boyunca işaretleyerek ilerleriz. Daha sonra işaretleri sayarız ve işaretlerin sayısı bize barometrenin birimicinsinden binanın yüksekliğini verir. Bu yöntem doğrudan ölçmeyeörnektir" &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Daha karmaşık bir yöntem isterseniz, bunun için barometreyi bir ipin ucuna bağlar ve sarkaç gibi sallamaya başlarsınız. Böylece en alt katta ve binanın en üstünde "g" değerini saptayabilirsiniz. Bu iki g değerinin farkından ilke olarak binanın yüksekliğini bulabilirsiniz." &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Sonunda öğrenci sözlerini şu şekilde tamamladı: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;"Eğer çözüm için, fizikle bir sınırlama getirmezseniz daha pek çok yanıt bulunabilir. Örneğin, barometreyi alıp alt kattaki kapıcının odasına gidersiniz. Kapıcıya eğer binanın yüksekliğini size söyleyecek olursa barometreyi ona vereceğinizi bildirir ve binanın yüksekliğini öğrenebilirsiniz." &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Kaynak: Measurement and Evaluation in Education and Psychology. William A. Mehrens, Irvin J. Lehmann.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-1211113973995512412?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/1211113973995512412/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=1211113973995512412' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/1211113973995512412'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/1211113973995512412'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/03/fizik-snav.html' title='Fizik Sınavı'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-bEka1_55I/AAAAAAAAA6Y/ADgXzzPQ1tU/s72-c/giris.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-4340892769325761640</id><published>2008-03-23T13:40:00.000-07:00</published><updated>2008-03-23T13:46:19.893-07:00</updated><title type='text'>DOSTLUK</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-bBfq1_54I/AAAAAAAAA6Q/9sOR3yc_9WA/s1600-h/HormiGa_IMG_2383.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5181041171157215106" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-bBfq1_54I/AAAAAAAAA6Q/9sOR3yc_9WA/s400/HormiGa_IMG_2383.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;DOSTLUK &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Iskoçia'da yoksul mu yoksul bir çift yaşardı. Fleming'di adı. Günlerden bir gün tarlada çalışırken bir çığlık duydu. Hemen sesin geldiği yere koştu. Bir de baktı ki beline kadar bataklığa batmış bir çocuk, kurtulmak için çırpınıp duruyor. Çocukcağız bir yandan da avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Çiftçi çocuğu bataklıktan çıkardı ve acili bir ölümden kurtardı. Ertesi gün Fleming'in evinin önüne gelen gösterişli arabadan şık giyimli bir aristokrat indi. Çiftçinin kurtardığı çocuğun babası olarak tanıttı kendini. ‘‘Oğlumu kurtardınız, size bunun karşılığını vermek istiyorum’’ dedi. yoksul ve onurlu Fleming ‘‘Kabul edemem!’’ diyerek ödülü geri çevirdi. Tam bu sırada kapıdan çiftçinin küçük oğlu göründü. ‘‘Bu senin oğlun mu?’’ diye sordu aristokrat. Çiftçi gururla ‘‘Evet!’’ dedi. Aristokrat devam etti: ‘‘Gel seninle bir anlaşma yapalım. Oğlunu bana ver iyi bir eğitim almasını sağlayayım. Eğer karakteri babasına benziyorsa ilerde gurur duyacağın bir kişi olur. ‘‘ Bu konuşmalar sonunda Fleming'in oğlu aristokratın desteğinde eğitim gördü. Aradan yıllar geçti. Çiftçi Fleming'in oğlu Londra'daki St. Mari's Hospital Tip Fakültesi'nden mezun oldu ve tüm dünyaya adini penisilini bulan Sir Alexander Fleming olarak duyurdu. Bir süre sonra aristokratin oğlu zatürreye yakalandı. Onu ne mi kurtardı? Penisilin! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Aristokratin adi: Lord Randolp Churchill. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Oglunun adi: Sir Winston Churchill. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Kurtaran doktor: Çiftçinin oglu Sir Alexander Fleming. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#999900;"&gt;Paraya gereksiniminiz yokmuş gibi çalışın. Hiç acı çekmemiş gibi sevin. Hiçbir şey beklemeden verin. Karşılığı nasıl olsa gelecektir&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-4340892769325761640?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/4340892769325761640/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=4340892769325761640' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/4340892769325761640'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/4340892769325761640'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/03/dostluk.html' title='DOSTLUK'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-bBfq1_54I/AAAAAAAAA6Q/9sOR3yc_9WA/s72-c/HormiGa_IMG_2383.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-9215402589753486761</id><published>2008-03-16T14:10:00.001-07:00</published><updated>2008-03-16T14:11:40.571-07:00</updated><title type='text'>SEN DEĞİŞİRSEN DÜNYA DA DEĞİŞİR</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R92NBMZhG1I/AAAAAAAAA5k/xe1BfgwgGLg/s1600-h/1103797750.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5178450198193576786" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R92NBMZhG1I/AAAAAAAAA5k/xe1BfgwgGLg/s400/1103797750.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;SEN DEĞİŞİRSEN DÜNYA DA DEĞİŞİR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Westminister manastırının bodrumunda bir Anglikan piskoposunun mezarının üstünde yazılı olan bir yazı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Genç ve hür iken, düşlerim sonsuzken, dünyayı değiştirmek isterdim. Yaşlanıp akıllanınca, dünyanın değişmeyeceğini anladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de düşlerimi biraz kısıtlayarak, sadece memleketimi değiştirmeye karar verdim. Ama o da değişeceğe benzemiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyice yaşlandığımda, artık son bir gayretle, sadece ailemi, kendime en yakın olanları değiştirmeyi denedim. Ama maalesef bunu da kabul ettiremedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ölüm döşeğinde yatarken birden fark ettim ki; önce yalnız kendimi değiştirseydim, onlara örnek olarak ailemi de değiştirebilirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlardan alacağım cesaret ve ilhamla, memleketimi daha ileri götürebilirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim bilir, belki dünyayı bile değiştirebilirdim.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dünyayı değiştirmek istiyorsan bunu yapabileceğine dair inancını değiştirerek işe başla. Bunu yapamıyorsan, kendini değiştirmeyi dene...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-9215402589753486761?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/9215402589753486761/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=9215402589753486761' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/9215402589753486761'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/9215402589753486761'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/03/sen-deiirsen-dnya-da-deiir.html' title='SEN DEĞİŞİRSEN DÜNYA DA DEĞİŞİR'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R92NBMZhG1I/AAAAAAAAA5k/xe1BfgwgGLg/s72-c/1103797750.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-1976452232013215308</id><published>2008-03-16T14:06:00.000-07:00</published><updated>2008-03-16T14:08:15.818-07:00</updated><title type='text'>Kurumayan Ağaç</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R92MNsZhG0I/AAAAAAAAA5c/U1pM_iU_KMk/s1600-h/agac-adam.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5178449313430313794" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R92MNsZhG0I/AAAAAAAAA5c/U1pM_iU_KMk/s400/agac-adam.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;Kurumayan Ağaç&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni evli bir çift vardı Evliliklerinin daha ilk aylarında, bu isin hiç de hayal ettikleri gibi olmadığını anlayıvermişlerdi. Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi. Son zamanlarda o kadar sik olmasa da, evlenmeden önce sık sık birbirlerini çok sevdiklerine dair ne kadar da dil&lt;br /&gt;dökmüşlerdi. Ama şimdilerde, küçük bir söz, ufak bir hadise aralarında orta çaplı bir kavganın çıkmasına yetiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir aksam oturup, ilişkilerini gözden geçirmeye karar verdiler. Her ikisi de, boşanmayı istememekle beraber, islerin böyle gitmeyeceğinin farkındaydılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkek, "Aklıma bir fikir geldi" dedi. "Bahçeye bir ağaç dikelim ve eğer bu ağaç üç ay içinde kurursa boşanalım. Kurumaz da büyürse bunu bir daha aklımızdan geçirmeyelim. Bu süre içinde de ayrı ayrı odalarda kalalım." Bu ilginç fikir kızın da hoşuna gitti.Ertesi gün gidip bir meyve fidanı aldılar ve birlikte bahçeye diktiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradan bir ay geçti. Bir gece bahçede karsılaştılar. Her ikisinin de elinde içi su dolu birer bidon vardı...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-1976452232013215308?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/1976452232013215308/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=1976452232013215308' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/1976452232013215308'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/1976452232013215308'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/03/kurumayan-aa.html' title='Kurumayan Ağaç'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R92MNsZhG0I/AAAAAAAAA5c/U1pM_iU_KMk/s72-c/agac-adam.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-6212801904687319921</id><published>2008-03-16T14:03:00.000-07:00</published><updated>2008-03-16T14:05:05.277-07:00</updated><title type='text'>ÖNEMLİ OLAN VERMEKTİR…</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R92LZsZhGzI/AAAAAAAAA5U/rlAcEegt4zs/s1600-h/savascocuk.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5178448420077116210" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R92LZsZhGzI/AAAAAAAAA5U/rlAcEegt4zs/s400/savascocuk.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ÖNEMLİ OLAN VERMEKTİR…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Yıllar önce hastanede çalışırken, ağır hasta bir kız getirdiler. Tek yaşam şansı beş yaşındaki kardeşinden acil kan nakli idi. Küçük oğlan aynı hastalıktan mucizevi şekilde kurtulmuş ve kanında o hastalığın mikroplarını yok eden bağışıklık oluşmuştu. Doktor durumu beş yaşındaki oğlana anlattı ve ablasına kan verip vermeyeceğini sordu. Küçük çocuk bir an duraksadı. Sonra derin bir nefes aldı ve&lt;br /&gt;"Eğer kurtulacaksa, veririm kanımı" dedi.&lt;br /&gt;Kan nakli ilerlerken, ablasının gözlerinin içine bakıyor ve gülümsüyordu. Kızın yanaklarına yeniden renk gelmeye başlamıştı, ama küçük çocuğun yüzü de giderek soluyordu.. Gülümsemesi de yok oldu. Titreyen bir sesle doktora sordu :&lt;br /&gt;"Hemen mi öleceğim?.."&lt;br /&gt;Küçük, doktoru yanlış anlamış, ablasına vucudundaki bütün kanı verip, öleceğini sanmıştı&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-6212801904687319921?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/6212801904687319921/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=6212801904687319921' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/6212801904687319921'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/6212801904687319921'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/03/nemli-olan-vermektir.html' title='ÖNEMLİ OLAN VERMEKTİR…'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R92LZsZhGzI/AAAAAAAAA5U/rlAcEegt4zs/s72-c/savascocuk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-634646519403399134</id><published>2008-03-14T07:03:00.000-07:00</published><updated>2008-03-14T07:05:51.322-07:00</updated><title type='text'>ASIL FAKİRLİK</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R9qGLcZhGxI/AAAAAAAAA5E/eIUjOfW4aPw/s1600-h/57_fakirlik.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5177598252775709458" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R9qGLcZhGxI/AAAAAAAAA5E/eIUjOfW4aPw/s400/57_fakirlik.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;ASIL FAKİRLİK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günlerden bir gün gerçekten zengin bir baba oğlunu yakın bir köye götürdü. Bu yolculuğun tek amacı vardı, insanların ne kadar fakir olabileceklerini oğluna göstermek. Çok fakir bir ailenin çiftliğinde bir gece ve gün geçirdiler.&lt;br /&gt;Yolculuktan dönüşlerinde baba oğluna sordu,&lt;br /&gt;"İnsanların ne kadar fakir olabildiklerini gördün mü?"&lt;br /&gt;"Evet!"&lt;br /&gt;"Ne öğrendin peki?"&lt;br /&gt;Oğlu cevap verdi,&lt;br /&gt;"Şunu gördüm: bizim evde bir köpeğimiz var, onlarınsa dört. Bizim bahçenin ortasına kadar uzanan bir havuzumuz var, onlarınsa sonu olmayan bir dereleri. Bizim bahçemizde ithal lambalar var, onlarınsa yıldızları. Bizim görüş alanımız ön avluya kadar, onlarsa bütün bir ufku görüyorlar."&lt;br /&gt;Oğlu sözünü bitirdiğinde babası söyleyecek bir şey bulamadı. Oğlu ekledi,&lt;br /&gt;"Teşekkür ederim baba, ne kadar fakir olduğumuzu gösterdiğin için!" &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-634646519403399134?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/634646519403399134/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=634646519403399134' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/634646519403399134'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/634646519403399134'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/03/asil-fakirlik.html' title='ASIL FAKİRLİK'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R9qGLcZhGxI/AAAAAAAAA5E/eIUjOfW4aPw/s72-c/57_fakirlik.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-5888541052631097456</id><published>2008-03-04T14:15:00.000-08:00</published><updated>2008-03-04T14:17:25.228-08:00</updated><title type='text'>BİLGİSAYAR PROGRAMI</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R83KbuQoCgI/AAAAAAAAA30/I6nAnKtPxF4/s1600-h/bilgisayar.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5174014124541610498" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R83KbuQoCgI/AAAAAAAAA30/I6nAnKtPxF4/s400/bilgisayar.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;BİLGİSAYAR PROGRAMI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müşteri: Çok fazla teknik bilgim yok. SEVGI yüklemek için ne yapmam gerekiyor&lt;br /&gt;Yetkili: İlk adım olarak KALBİM dosyanızı açmanız gerekiyor. Açtınız mı?&lt;br /&gt;Müşteri: Evet. Ancak su anda GEÇMİŞ ACILAR.EXE, DÜŞÜNDÜKÇE.EXE, HASET.EXE VE GÜCENME.EXE isimli programlar da çalışıyor. Onlar çalışırken SEVGİ yükleyebilir miyim?&lt;br /&gt;Yetkili: Problem değil. Yüklediğiniz anda SEVGİ otomatik olarak sisteminizden GEÇMİŞ ACILAR.EXE’yi silecektir. Bir süre daha geçici hafızanızda kalabilir ama artık diğer programları etkilemeyecektir. SEVGİ er geç DÜŞÜK GÜVEN.EXE’yi silerek YÜKSEK GÜVEN.EXE isimli bir modül yükleyecektir. Ancak, siz HASET.EXE ve GÜCENME.EXE’yi mutlaka kapatmalısınız. Bu programlar SEVGİ’nin yüklenmesine engel olur. Onları kapatabilir misiniz lütfen?&lt;br /&gt;Müşteri: Tamam, kapattım. SEVGİ otomatik olarak yüklenmeye başladı. Bu normal mi?&lt;br /&gt;Yetkili: Evet ama unutmayın ki bu sadece bir temel program. Üst versiyonlarının yüklenmesi için başka KALP’lerle bağlantı kurmanız gerekiyor.&lt;br /&gt;Müşteri: Ooooops... Daha şimdiden bir hata mesajı verdi. Ne yapmam gerekiyor&lt;br /&gt;Yetkili: Mesaj ne diyor&lt;br /&gt;Müşteri: HATA 412-PROGRAM İÇ SİSTEMDE ÇALIŞMIYOR. Bu ne demek&lt;br /&gt;Yetkili: Endişelenmeyin. Bu sıradan bir problem. SEVGİ programının başka KALPLERDE çalışmaya hazır olduğunu ama henüz sizin KALBİNİZDE çalışmadığını söylüyor. Şu komplike programcılık terimlerinden biri, ama daha sade bir dille "Programın başkalarını SEVEBİLMESİ için öncelikle sizin kendi sisteminizi SEVMENİZ gerektiği" anlamına gelir.&lt;br /&gt;Müşteri: Yani ne yapmam gerekiyor&lt;br /&gt;Yetkili: "KENDİNİ KABULLENME " isimli dosyanın altındaki KENDİNİ AFFETME.doc, KENDİNE GÜVENME.TXT, DEĞERBİLME.TXT ve İYİLİK.doc isimli dosyaların üzerine tıklayıp hepsini "KALBİM" dosyasına kopyalayın. Bir de KENDI KENDINE KRITIK.EXE ‘YI tüm dosyalardan ve daha sonra da çöp kutunuzdan silerek tamamıyla yok olduğundan emin olun.&lt;br /&gt;Müşteri: Başardım. Hey! KALB’im gerçekten tertemiz dosyalarla doluyor. GÜLÜMSEME.AVI şu anda monitörümde oynuyor ve SICAKLIK.COM, BARIŞ.EXE ve MEMNUNİYET.com KALB’imin içine kopyalanıyor.&lt;br /&gt;Yetkili: O zaman SEVGİ yüklendi ve çalışıyor. Şu andan itibaren her şeyle başa çıkabilmeniz gerekiyor. Yalnız telefonu kapatmadan son bir şey...&lt;br /&gt;Müşteri: Nedir?&lt;br /&gt;Yetkili: SEVGİ programı ücretsizdir. Onu ve onun tüm modüllerini tanıştığınız herkese verin. Karşılığında onlar da başkalarıyla paylaşacak ve sonucunda size tertemiz modüller geri dönecektir. Mutlu yıllar!&lt;br /&gt;Müşteri: Size de!! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-5888541052631097456?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/5888541052631097456/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=5888541052631097456' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/5888541052631097456'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/5888541052631097456'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/03/bilgisayar-programi.html' title='BİLGİSAYAR PROGRAMI'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R83KbuQoCgI/AAAAAAAAA30/I6nAnKtPxF4/s72-c/bilgisayar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-2518135276887074363</id><published>2008-03-04T14:12:00.000-08:00</published><updated>2008-03-04T14:15:51.198-08:00</updated><title type='text'>BEBEK</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R83KC-QoCfI/AAAAAAAAA3s/Orp6MWkSrUA/s1600-h/S5001047.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5174013699339848178" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R83KC-QoCfI/AAAAAAAAA3s/Orp6MWkSrUA/s400/S5001047.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;BEBEK&lt;br /&gt;Genç kadın, bebeğin güzelliği karşısında büyülenmiş gibiydi. Kıvırcık sarı saçları, iri mavi gözleri,kalkık bir burun ve küçük kırmızı dudaklarıyla bir kartpostalı andıran bebek, kadının şimdiye kadar gördüğü en cana yakın kız çocuğuydu. Onun ipek yanaklarını daya doya öpmek ve cennet kokusunu içine çekmek için eğildiğinde: "Dokunma bana!" diye bir ses duydu. "Beni okşamaya hakkın yok senin..." Kadın korkuyla irkilip etrafına bakındı. Bebekle kendisinden başka içerde kimse yoktu. Aynı sesi tekrar duyduğunda bebeğe döndü. Aman Allahım! Yeni doğmuş gibi görünmesine rağmen konuşan oydu.&lt;br /&gt;"Bana yaklaşmanı istemiyorum" diye devam etti.&lt;br /&gt;"Hemen uzaklaş benden..." Kadın, biraz olsun kendini toplayarak: "Çocuklarımız hep erkek oluyor" dedi. "Onlar da güzel ama kız çocukları başka. Bu yüzden seni öpmek istedim." "Beni öpemezsin" diye ağlamaya başladı bebek. "Benim de seni öpemeyeceğim gibi..." "Neden?" diye sordu kadın.&lt;br /&gt;"Neden öpemezsin ki?" Bebek, hıçkırıklara boğulurken: "Bunun sebebini bilmen gerekir" dedi. "Düşünürsen mutlaka bulacaksın..." Kadın, neler olupbittiğini hatırlamak üzereyken kendine geldi. Özel bir hastanenin en lüks odasında yatıyor ve narkozun tesirinden midesi bulanıyordu. Aile dostları olan tanınmış doktor, odayı dolduran çiçeklerden bir tanesini vazodan çıkartıp kadına uzatırken: "Geçmiş olsun hanımefendi" dedi. "Başarılı bir kürtajdı doğrusu. Ha! Sahi, "kız"mış aldırdığınız bebek."&lt;br /&gt;Cüneyd Suavi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-2518135276887074363?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/2518135276887074363/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=2518135276887074363' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/2518135276887074363'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/2518135276887074363'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/03/bebek.html' title='BEBEK'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R83KC-QoCfI/AAAAAAAAA3s/Orp6MWkSrUA/s72-c/S5001047.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-7605029711172936276</id><published>2008-03-04T14:03:00.001-08:00</published><updated>2008-03-04T14:10:48.074-08:00</updated><title type='text'>HER İŞTE BİR HAYIR VARDIR</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R83It-QoCeI/AAAAAAAAA3k/VG0INCmrgp0/s1600-h/avci01.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5174012239050967522" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R83It-QoCeI/AAAAAAAAA3k/VG0INCmrgp0/s400/avci01.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;HER İŞTE BİR HAYIR VARDIR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir zamanlar Afrika’daki bir ülkede hüküm süren bir kral vardı. Kral, daha çocukluğundan itibaren arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü bir dostunu hiç yanından ayırmazdı. Nereye gitse onu da beraberinde götürürdü. Kralın bu arkadaşının ise değişik bir huyu vardı. İster kendi başına gelsin ister başkasının, ister iyi olsun ister kötü, her olay karşısında hep aynı şeyi söylerdi:&lt;br /&gt;"Bunda da bir hayır var!"&lt;br /&gt;Bir gün kralla arkadaşı birlikte ava çıktılar. Kralın arkadaşı tüfekleri dolduruyor, krala veriyor, kral da ateş ediyordu. Arkadaşı muhtemelen tüfeklerden birini doldururken bir yanlışlık yaptı ve kral ateş ederken tüfeği geriye doğru patladı ve kralın baş parmağı koptu. Durumu gören arkadaşı her zamanki her zamanki sözünü söyledi:&lt;br /&gt;"Bunda da bir hayır var!"&lt;br /&gt;Kral acı ve öfkeyle bağırdı: "Bunda hayır filan yok! Görmüyor musun, parmağım koptu?"&lt;br /&gt;Ve sonra da kızgınlığı geçmediği için arkadaşını zindana attırdı. Bir yıl kadar sonra, kral insan yiyen kabilelerin yaşadığı ve aslında uzak durması gereken bir bölgede birkaç adamıyla birlikte avlanıyordu. Yamyamlar onları ele geçirdiler ve köylerine götürdüler. Ellerini, ayaklarını bağladılar ve köyün meydanına odun yığdılar. Sonra da odunların ortasına diktikleri direklere bağladılar. Tam odunları tutuşturmaya geliyorlardı ki, kralın başparmağının olmadığını fark ettiler. Bu kabile, batıl inançları nedeniyle uzuvlarından biri eksik olan insanları yemiyordu. Böyle bir insanı yedikleri takdirde başlarına kötü olaylar geleceğine inanıyorlardı. Bu korkuyla, kralı çözdüler ve salıverdiler. Diğer adamları ise pişirip yediler. Sarayına döndüğünde, kurtuluşunun kopuk parmağı sayesinde gerçekleştiğini anlayan kral, onca yıllık arkadaşına reva gördüğü muameleden dolayı pişman oldu. Hemen zindana koştu ve zindandan çıkardığı arkadaşına başından geçenleri bir bir anlattı.&lt;br /&gt;"Haklıymışsın!" dedi.&lt;br /&gt;"Parmağımın kopmasında gerçekten de bir hayır varmış. İşte bu yüzden, seni bu kadar uzun süre zindanda tuttuğum için özür diliyorum.Yaptığım çok haksız ve kötü bir şeydi" "Hayır" diye karşılık verdi arkadaşı.&lt;br /&gt;"Bunda da bir hayır var"&lt;br /&gt;"Ne diyorsun Allah aşkına?" diye hayretle bağırdı kral.&lt;br /&gt;"Bir arkadaşımı bir yıl boyunca zindanda tutmanın neresinde hayır olabilir"&lt;br /&gt;"Düşünsene, ben zindanda olmasaydım, seninle birlikte avda olurdum, değil mi?"&lt;br /&gt;Ve sonrasını düşünsene?&lt;br /&gt;Huzur Bir gün bir kral ama halkı tarafından sevilen bir kral, huzuru en güzel resmedecek sanatçıya büyük bir ödül vereceğini ilan eder. Yarışmaya çok sayıda sanatçı katılır. Günlerce çalışırlar birbirinden güzel resimler yaparlar. Sonunda eserleri saraya teslim ederler. Tablolara bakan kral sadece ikisinden hoşlanır. Ama birinciyi seçmesi için karar vermesi gereklidir. Resimlerden birisinde sükunetli bir göl vardır. Göl bir ayna gibi etrafında yükselen dağların görüntüsünü yansıtmaktadır. Üst tarafta pamuk beyazı bulutlar gökyüzünü süslüyorlardı. Resme kim baktı ise onun mükemmel bir huzur resmi olduğunu düşünüyordu. Diğer resimde de dağlar vardı. Ama engebeli ve çıplak dağlar. Üst tarafta öfkeli bir gökyüzünden yağmurlar boşanıyor ve şimşek çakıyordu. Dağın eteklerinde ise köpüklü bir şelale çağıldıyordu. Kısaca resim hiç de huzurlu gözükmüyordu. Fakat kral resme bakınca, şelalenin ardında kayalıklardaki çatlaktan çıkan mini minnacık bir çalılık gördü. Çalılığın üstünde ise anne bir kuşun örttüğü bir kuş yuvası görünüyordu. Sertçe akan suyun orta yerinde anne kuş yuvasını kuruyordu. ...harika bir huzur ve sükun örneği. Ödülü kim kazandı dersiniz. Tabi ki ikinci resim. Kralın açıklaması şöyle idi: -Huzur hiçbir gürültünün sıkıntının ya da zorluğun bulunmaması ve sıkıntının olmadığı yer demek değildir. Huzur bütün bunların içinde bile yüreğimizin sükun bulabilmesidir.İKİ KURBAĞA&lt;br /&gt;Biri beyaz, diğeri siyah renkteki kurbağalarımızın huy ve mizacı tıpkı renkleri gibi zıtmış. Ak kurbağa ne kadar iyimserse Karakurbağa o kadar kötümsermiş. Ak kurbağa birşeye “ak” mı dedi; o hemen atılıp “kara” dermiş. Her şeyin olumsuz tarafını görmeye o kadar alışmış ki, gördüğü her şeyi eleştirmeyi neredeyse meslek haline getirmiş. Yağmur yağsa, Karakurbağa:“Offff! Olacak şey mi şimdi bu?” diye şikayete başlarmış. “Yağmurda ne derenin tadı olur, ne de ortalıkta avlayacak sinek bulunur. Nefret ediyorum yağmurdan!”Arkadaşının aksine her şeyin güzel tarafını görmeyi seven Akkurbağa cevap vermeden edemezmiş:“Haksızlık etme lütfen! Sırf senin keyfin bozuldu diye güzelim yağmura niye düşman oluyorsun ki? Hem söylesene, yağmur yağmasa bizim evimiz-yurdumuz olan dereler, sazlıklar, bataklıklar kalır mı ortada?”Elbette o bu sözlerini tamamlayamadan Karakurbağa atılırmış:“Tamam tamam, bay çok bilmiş kurbağa! Biliyor musun, sen tam da insanların sözünü ettiği şu Polyanna’ya benziyorsun. Mutluluk rolü oynayacağım diye saçma sapan sözler ediyorsun. Hani, uçurumdan aşağı düşsen, ‘bak ne güzel uçuyorum’ diyeceksin neredeyse. Azıcık gerçekçi olsan ya canım!”Akkurbağa genelde bu tür tartışmaları uzatmak istemez ve şöyle dermiş:“Gerçeği görmek için asıl kendi kötümser bakışını terk etmelisin.”İşte böyle iki zıt kutupmuş kurbağalarımız...Günlerden birgün canları sıkılınca derenin yakınındaki köye doğru gitmeye karar vermişler. Akkurbağa:“İstersen fazla yaklaşmayalım, biliyorsun yaramaz çocuklar bizi görürse canımızı acıtabilirler” dediyse de, Karakurbağa ısrar etmiş:“Akşamın bu karanlığında çocuklar bizi nereden görsün Allah aşkına! Şu en yakındaki evin oraya kadar gidelim, sonra geri döneriz. Korkaklığı bırak şimdi.” Akkurbağa, korkaklıkla suçlanmaktan çekindiğinden, çaresiz kabul etmiş.Köye girmişler ve evin yanına gelmişler. Akkurbağa sıkıntılı bir vıraklama ile “Hadi, artık dönelim, içimde kötü duygular var!” demiş demesine, ama Karakurbağa heyecanla atılmış:“Gel bir oyun oynayıp öyle dönelim. Şuradaki yüksek kovayı görüyor musun? İkimiz aynı anda üstünden zıplayacağız. Bakalım yarışmayı kim kazanacak?”“Akşamın bu vaktinde bırak böyle çocuklukları lütfen!” diye itiraz edecek olmuş Akkurbağa, ancak yaramaz arkadaşı bir türlü fikrinden vazgeçmemiş. Hatta “Dediğimi yapmazsan, seninle artık arkadaş olmam!” diye tehdit bile savurmuş. Bunca yıllık arkadaşını kaybetmek istemeyen Akkurbağa bu teklifi de istemeye istemeye kabul etmiş.İki kurbağa hızla koşup zıplamışlar. Ama ne olduysa o zaman olmuş ve tam kova dedikleri şeyin üzerinde çarpışıp içine düşmüşler! Acı gerçeği o zaman anlamışlar: üzerinden atlamaya çalıştıkları o şey, yarısına kadar dolu kocaman bir süt güğümü değil miymiş meğer! Yorulana kadar giriştikleri denemelerin sonucunda başka bir gerçeği daha anlamışlar: Güğümün kenarları zıplayıp çıkmalarına imkân vermeyecek kadar yüksekmiş. Karakurbağa ümitsizlik içinde haykırmış:“Mahvolduk! Buradan çıkmamız mümkün değil! Bu güğümün içinde ölüp gideceğiz.”“O kadar kolay pes etme bakalım” diye karşılık vermiş Akkurbağa. “Çıkmadık candan ümit kesilmez. Kim bilir, hiç ummadığımız bir anda imdadımıza yardımsever bir el yetişir belki de.”Karakurbağa acı bir kahkaha attıktan sonra şöyle demiş:“Benim kurbağa Polyannam! Neler sayıklıyorsun sen? Bari böylesi bir haldeyken hayal görmekten vazgeç.”“Ben hayal filan görmüyorum. Nasıl bilmiyorum, ama buradan kurtulacakmışız gibi bir his var içimde. Kendini koyuverme sakın!”Ne yazık ki, Karakurbağa’nın ümitsizliği her geçen dakika bütün kalbini daha çok kaplamış ve ümitsizliği arttıkça bacaklarındaki güç ve kuvvet de azaldıkça azalmış. Ve en sonunda:“Bacaklarımda derman kalmamış. Hakkını helal et kardeşim!” deyip sütte yüzmekten vazgeçmiş. Bir-iki dakika sonra da son nefesini vermiş...Akkurbağa arkadaşının bu kadar kolay vazgeçip ölmesine çok üzülmüş, fakat ümidini hiç yitirmemiş. Sürekli şu şekilde yalvarmış Allah’a:“Darda kalanların sesini ancak Sen duyar, onların imdadına ancak Sen koşarsın! Senin rahmet ve şefkatin süt güğümüne düşmüş zavallı bir kurbağaya da yetişir elbet! Kurtar beni Allahım!”Akkurbağa bu şekilde yalvarırken, bir taraftan da sebebini bilmeden sütün içinde var gücüyle çırpınmış. Karanlıkta, yapayalnız, çaresiz, ama hiç ümitsizliğe düşmeden... çırpınmış, çırpınmış, çırpınmış.Bu hal dakikalarca devam etmiş.Bir ara arka tarafından ayağına birşey çarpmış. Dönüp baktığında bunun irice bir tereyağı topağı olduğunu görmüş. Oraya nereden geldiğini düşününce, bu tereyağının farkında olmadan kendi çırpınışlarıyla meydana geldiğini anlamış. Gözleri sevinçle parlamış, çünkü bu onun kurtuluş vesilesi olabilirmiş! Azalmaya yüz tutan gücü, ummadığı kadar artmış. Bu defa niçin yaptığını bilerek bacaklarını yine çırpıp durmuş. Bir saat kadar sonra tere yağ topağı o kadar büyümüş ki, onun üstüne basıp zıpladığı gibi güğümün dışına atlamış ve ilk sözü şu olmuş:“Rahmetinden ümidimi kestirmediğin ve imdadıma yetiştiğin için Sana şükürler olsun Allahım!”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-7605029711172936276?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/7605029711172936276/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=7605029711172936276' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/7605029711172936276'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/7605029711172936276'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/03/her-ite-bir-hayir-vardir.html' title='HER İŞTE BİR HAYIR VARDIR'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R83It-QoCeI/AAAAAAAAA3k/VG0INCmrgp0/s72-c/avci01.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-781858687032773015</id><published>2008-03-04T13:58:00.000-08:00</published><updated>2008-03-04T14:01:20.946-08:00</updated><title type='text'>DOĞRU ZAMAN</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R83GqeQoCdI/AAAAAAAAA3c/rY9DV2wNa1Q/s1600-h/balikci.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5174009979898169810" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R83GqeQoCdI/AAAAAAAAA3c/rY9DV2wNa1Q/s400/balikci.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;DOĞRU ZAMAN&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikalı bir zengin işadamı, bir iş seyahati sırasında küçük bir Meksika koyu kasabasına uğrar. Limanda gezerken, ağzına kadar balık dolu küçük bir teknenin içinde oturan bir balıkçı dikkatini çeker. Merakla yanına yaklaşır ve sorar,&lt;br /&gt;"Merhaba, bu balıkları yakalamak ne kadar zamanını aldı ?"&lt;br /&gt;Balıkçı, tümünü bir-iki saate yakaladığını söyler.Yabancı adam bu kez, niçin daha uzun sure kalıp daha fazla balık yakalamadığını sorar. Balıkçı, ailesinin geçimi için bu kadarının yettiğini söyler.&lt;br /&gt;Amerikalı işadamı merakla balıkçıya kalan zamanını nasıl geçirdiğini sorar. Balıkçı anlatır,&lt;br /&gt;"Geç vakit yatarım, sabah birazcık balık yakalarım. Sonra çocuklarımla oynarım, öğleyin de karım Maria ile biraz siesta yaparım. Akşamları, amigolarla beraber gitar çalıp beraber eğleniriz. Dolu ve meşgul bir yaşantım var efendim"&lt;br /&gt;Amerikalı gerinerek, "Benim Harvard'dan masterım var ve sana yardım edebilirim. Balık tutmak için daha çok zaman ayırmalı ve daha büyük bir tekne ile çalışmalısın. Bu tekneden elde edeceğin gelirle daha büyük tekneler alırsın. Kısa surede bir balıkçı filosuna sahip olursun. Böylelikle, yakaladığın balıkları aracılara değil doğrudan doğruya işleme tesislerine satarsın. Hatta kendi balık fabrikanı bile kurabilirsin. Balıkçılık sektöründe bir numara olursun"&lt;br /&gt;Ve Amerikalı devam eder, "Tabii bunları yapman için öncelikle bu küçük balıkçı kasabasını terk edip Mexico City'ye, daha sonra Los Angeles'e ve en sonunda holdingini genişletebileceğin New York'a yerleşirsin"&lt;br /&gt;Balıkçı düşünceli vaziyette sorar, "Peki bayım, bu anlattıklarınız ne kadar zaman alır?"&lt;br /&gt;Amerikalı cevaplar, "15-20 yıl kadar"&lt;br /&gt;"Peki bundan sonra efendim?" diye sorar balıkçı...&lt;br /&gt;Amerikalı güler, "Simdi anlatacağım en iyi tarafı! Zamanı geldiğinde, şirketini halka açarsın ve şirketinin hisselerini iyi paraya satarsın! Kısa zamanda zengin olup milyonlar kazanırsın!"&lt;br /&gt;"Milyonlar?" der.&lt;br /&gt;Meksikalı, "Eee...sonra bayım?"&lt;br /&gt;Amerikalı, "Ondan sonra emekli olursun. Geç vakitlerde yatabileceğin küçük bir balıkçı kasabasına yerleşirsin, istersen zevk için biraz balık tutarsın, çocuklarınla oynayacak, karınla siesta yapacak zamanın olur, akşamları da arkadaşlarınla gitar çalar eğlenirsin. Nasıl, mükemmel değil mi?"&lt;br /&gt;-Çok güzel de ben şu an başka ne yapıyorum ki!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-781858687032773015?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/781858687032773015/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=781858687032773015' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/781858687032773015'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/781858687032773015'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/03/doru-zaman.html' title='DOĞRU ZAMAN'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R83GqeQoCdI/AAAAAAAAA3c/rY9DV2wNa1Q/s72-c/balikci.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-2189692838030458561</id><published>2008-03-04T13:56:00.000-08:00</published><updated>2008-03-04T13:58:18.369-08:00</updated><title type='text'>ÇİÇEKLE SUYUN HİKAYESİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R83F8uQoCcI/AAAAAAAAA3U/2mTnZ68JXdY/s1600-h/papatya.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5174009193919154626" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R83F8uQoCcI/AAAAAAAAA3U/2mTnZ68JXdY/s400/papatya.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;ÇİÇEKLE SUYUN HİKAYESİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaş olurlar.&lt;br /&gt;İlk önceleri güzel bir arkadaşlık olarak devam eder birliktelikleri, tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımak için.&lt;br /&gt;Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktaniçi içine sığmaz artık ve anlar ki, suya aşık olmuştur.&lt;br /&gt;İlk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar, "Sırf senin hatırın için ey su" diye...&lt;br /&gt;Öyle zaman gelir ki, artık su da içinde çiçeğe karşı bir şeyler hissetmeye başlamıştır. Zanneder ki, çiçeğe aşıktır ama su da ilk defa aşık oluyordur.&lt;br /&gt;Günler ve aylar birbirini kovalar ve çiçek acaba "Su beni seviyor mu?" diye düşünmeye başlar.&lt;br /&gt;Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle... Halbuki çiçek, alışkın değildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz.&lt;br /&gt;Çiçek, suya "Seni seviyorum der. Su, "Ben de seni seviyorum" der. Aradan zaman geçer ve çiçek yine "Seni seviyorum" der. Su, yine "Ben de" der. Çiçek, sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler...&lt;br /&gt;Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz etrafa ve son kez suya "Seni seviyorum." der.&lt;br /&gt;Su da ona "Söyledim ya ben de seni seviyorum." derve gün gelir çiçek yataklara düşer. Hastalanmıştır çiçek artık. Rengi solmuş, çehresi sararmıştır çiçeğin.Yataklardadır artık çiçek. Su da başında beklerçiçeğin, yardımcı olmak için sevdiğine...&lt;br /&gt;Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorluklabaşını döndürerek çiçek, suya der ki; "Seni ben,gerçekten seviyorum." Çok hüzünlenir su bu durumkarşısında ve son çare olarak bir doktor çağırırnedir sorun diye...Doktor gelir ve muayene ederçiçeği. Sonra şöyle der doktor: "Hastanın durumuümitsiz artık elimizden bir şey gelmez."&lt;br /&gt;Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık nedir diye ve sorar doktora. Doktor, şöyle birbakar suya ve der ki: "Çiçeğin bir hastalığı yok dostum... Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için" der.&lt;br /&gt;Ve anlamıştır artık su, sevgiliye sadece "Seni seviyorum" demek yetmemektedir...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-2189692838030458561?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/2189692838030458561/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=2189692838030458561' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/2189692838030458561'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/2189692838030458561'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/03/iekle-suyun-hikayesi.html' title='ÇİÇEKLE SUYUN HİKAYESİ'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R83F8uQoCcI/AAAAAAAAA3U/2mTnZ68JXdY/s72-c/papatya.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-1883787990117561851</id><published>2008-03-04T13:51:00.000-08:00</published><updated>2008-03-04T13:55:07.318-08:00</updated><title type='text'>SON DERS</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R83FMOQoCbI/AAAAAAAAA3M/XrpSt-j16sg/s1600-h/uyap.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5174008360695499186" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R83FMOQoCbI/AAAAAAAAA3M/XrpSt-j16sg/s400/uyap.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;SON DERS&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bir profösörün mezun edeceği talebelerine verdiği son ders: Bilgisayar Mühendisi Arkadaş, İnşallah iyi bir donanımcı veya iyi bir yazılımcı veya iyi bir networkçü veya iyi bir sistem yöneticisi olacaksın. Yalnız şu mühim meseleleri sakın aklından çıkarma;&lt;br /&gt;Bu kainatın öyle bir donanımcısı vardır ki, bütün mevcudâtı ve içinde yer yüzünü create etmiş, güneşi bir power source, ayı bir system clock yapmış. O power source'dur ki kesintiye uğramaz ve o system clocktur ki şaşmaz ve şaşırmaz, o donanımcının ilminin ve sanatının nihayetsizliğini gösterir. Bu zât aynı zamanda öyle yüce bir programcıdır ki, şu muazzam dünya üzerinde çalışacak şekilde koca hayat programını yazmış, yüzbinlerce yıldan fazladır, error verdirmeden, crash ettirmeden çalıştırıyor. Eğer onun ne kadar iyi bir programcı olduğunu da anlamak istersen, önce kendine bak. Gözünle göremediğin küçücük bir hücrene bütün kodunu save etmiş ve yine o küçücük hücrende execute ettiriyor. Madem ki DNA'nın bir program olduğu apaçıktır, ve bir program programcısız olamaz demek ki, senin programcılığın ancak o büyük zâtın programcılığına ancak bir ayna hükmündedir. Yine senin bütün hücrelerinden oluşturduğu network'ün içinde hadsiz protokollerle o hücreleri konuşturduğu gibi, madem ki senin de diğer insanlarla türlü dillerde ve protokollerde konuşabilmen için gerekli donanımı yanına vermiştir, öylece de gördürüyor, konuşturuyor ve dinletiyor. Ve madem ki sen etrafındaki bütün cisimlerden haber alasın diye ışık, ses gibi türlü mediayı hazırlamış kullandırıyor, ve sen bunları keşfeder, kullanır fakat upgrade edemezsin, o halde öyle büyük bir network uzmanı zât vardır ki senin her türlü ihtiyacını bilir, ona göre teçhizatını verir. Senin networkçülüğün ancak onun, sonsuz ilminden sana verdiği bir küçük parça ve bir büyük nimettir. Arkadaş, aldanma! Şu güzel dünya hayatı programı bir limited trial version'dur, görüyorsun ki elde ettiğin malı mülkü hiç bir surette save edemiyorsun. Öyle ise, bu kâinat yazılımını yazanı tanı. Hem hiç mümkün müdür ki bir programcı bu kadar güzel bir program yapsın ve yaptığı programda about kesimi koyup kendini tanıttırmasın. Öyle ise bu kainatın en büyük donanımcısı, programcısı, networkçüsü ve sistem yöneticisi olan zâtın her yere işlediği about kesimlerini gör, öğren, full versiyonunu kazanmak için çalış. Unutma ki hiç bir hareketin atlanmadan çok dikkatli loglar tutuluyor. Bu loglar her şeye gücü yeten o sistem yöneticisi tarafından open edilip check edilecektir.&lt;br /&gt;Amann ha diccat!...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-1883787990117561851?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/1883787990117561851/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=1883787990117561851' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/1883787990117561851'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/1883787990117561851'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/03/son-ders.html' title='SON DERS'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R83FMOQoCbI/AAAAAAAAA3M/XrpSt-j16sg/s72-c/uyap.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-6707645452901706404</id><published>2008-03-04T13:48:00.000-08:00</published><updated>2008-03-04T13:50:37.582-08:00</updated><title type='text'>BAHÇE</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R83EH-QoCaI/AAAAAAAAA3E/cHo2A_Xh2nc/s1600-h/image006.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5174007188169427362" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R83EH-QoCaI/AAAAAAAAA3E/cHo2A_Xh2nc/s400/image006.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;BAHÇE &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Zengin bir iş adamının bahçesinde, yan yana dikilen iki limon ağacı vardı. Mayıs ayı sonlarında açan limon çiçekleri, bütün bahçenin havasını bir anda değiştirir ve apartmanlara hapsedilmiş insanlara baharın geldiğini müjdelerdi. Ancak limon ağaçlarından biri, diğerinden cılız ve şekilsizdi. Bu yüzden büyük ağaç her fırsatta onu küçümser ve tepeden bakardı. Ev sahibi de küçük boylu limon ağacından ümit kesmiş görünüyordu. Ona göre ağaç, bu gidişle kuruyup ölecekti. Bu yüzden de onu fazla sulamaz ve bakımını yapmayı pek istemezdi.&lt;br /&gt;Günün birinde esen sert bir poyraz, karlı dağların yamaçlarındaki bir grup çiçek tohumunu iş adamının bahçesine uçurdu. Fakat bahçenin her tarafı parsellenmiş, sadece limon ağaçlarının altında yer kalmıştı. Bir an önce filizlenmek zorunda olan tohumlar, limon ağaçlarının yanına gelerek onların altında yeşermek için izin istedi.&lt;br /&gt;Büyük ağaç, iyice kasılarak:&lt;br /&gt;—Böyle bir şey asla mümkün olamaz, diye atıldı. Bizler kuru kalmayı pek sevmeyiz. Eğer dibimde çoğalırsanız, suyu emip beni kurutursunuz.&lt;br /&gt;Aslında büyük ağacın çekindiği başka bir şey daha vardı. Çiçekler rengarenk açtıklarında, limon ağacının sarıya çalan beyaz çiçekleri sönük kalacak ve bahçe sahibinin gözündeki değeri azalabilecekti. Oysa ki ağacın, kendinden güzel olanlara hiç mi hiç tahammülü yoktu.&lt;br /&gt;Küçük ağaç, uzun boylu arkadaşının tohumlara verdiği cevabı beğenmemişti. Çünkü o, kendisine hayat verenin, o hayat için gerekli olan suyu da vereceğini çok iyi biliyordu. Bu yüzden, aklına bile gelmiyordu susuzluk.&lt;br /&gt;Tohumların teklifini kabul ederken:&lt;br /&gt;—Sizlerle birlikte olmak, bana mutluluk verir, dedi. Böylelikle yalnızlık da çekmeyiz.&lt;br /&gt;Büyük ağaç bu işten hoşlanmamıştı. Fakat küçük olanı:&lt;br /&gt;—Güzel yaratılanlardan kimseye zarar gelmez, diye tekrarlıyordu. Güzellerden güzellikler doğar sadece.&lt;br /&gt;Küçük limon ağacı altında filizlenen tohumlar, bir kaç hafta içinde cennet çiçekleri gibi açıp bütün bahçenin göz bebeği haline geldi. Bu arada ağaç, elinden geldiği kadar kendilerine yardımcı olmaya çalışıyor ve çiçeklerin sevdiği yarı güneşli ortamı sağlamak için, eski yapraklarını döküyordu.&lt;br /&gt;Çiçekler, kısa bir süre sonra mis gibi kokular yaymaya başladı. Bahçe sahibi, o ana kadar hiç duymadığı bu kokunun nereden geldiğini araştırdığında, davetsiz misafirleri bularak hayrete düştü. Adam, ancak rüyalarında görebildiği bu çiçeklerin güzelliğini devam ettirebilmek için sabahları artık daha erken kalkıyor ve onları en kaliteli gübrelerle besleyip bol bol suluyordu. Küçük limon ağacı, köklerinin en ince ayrıntılarına kadar ulaşan bu suları çiçeklerle birlikte içiyor ve büyük bir hızla serpilip büyüyordu.&lt;br /&gt;Çiçekleri sevgiyle kucaklayan ağaç, ertesi bahara kalmadan o civarın en büyük ağacı haline geldi ve birbirinden güzel kelebeklerin ziyaret yeri oldu. Daha sonra da kendi çiçeklerini açarak bahçenin güzelliğine güzellik kattı.&lt;br /&gt;Şimdi küçük ve yalnız kalmış olan limon ağacı ise, komşusuna duyduğu kıskançlıkla için için kuruyordu.&lt;br /&gt;CÜNEYD SUAVİ&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-6707645452901706404?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/6707645452901706404/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=6707645452901706404' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/6707645452901706404'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/6707645452901706404'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/03/bahe.html' title='BAHÇE'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R83EH-QoCaI/AAAAAAAAA3E/cHo2A_Xh2nc/s72-c/image006.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-1730970197530442289</id><published>2008-03-04T13:44:00.000-08:00</published><updated>2008-03-04T13:48:05.015-08:00</updated><title type='text'>ANA KUZUSU</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R83Dh-QoCZI/AAAAAAAAA28/3wZVZ46wTik/s1600-h/baby54.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5174006535334398354" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R83Dh-QoCZI/AAAAAAAAA28/3wZVZ46wTik/s400/baby54.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;ANA KUZUSU&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cuma namazındaydık. Sağ tarafımda yaşlı bir adam, onun sağında ise tek kişilik boş yer vardı. Yaşlı adam, farza kalkarken arkaya döndü ve boşluğun gerisinde duran 14-15 yaşlarındaki gence: - Saf'ı doldur evlat, dedi. Gel yanıma. Çocuk, mahcup bir ifâdeyle: - Mümkünse burada kılmak istiyorum, diye kekeledi. Oraya başkası geçebilir. Yaşlı adam, çocuğun üzerinde bulunduğu uzun tüylü yeşil halıyı göstererek: - Ne o dedi. Yoksa orası daha yumuşak diye mi gelmiyorsun? Ve öfkeyle devam etti: - Anne kuzusu, ne olacak... Namaz bittiğinde, yaşlı adamın Cuma'sını tebrik ettim. Arkadaki genç de gelerek onun elini öptü. Adam, söylediklerine çoktan pişman olmuştu. Delikanlının nurlu yanaklarını okşarken: - Sana 'anne kuzusu’ dediğim için kusura bakma yavrum, dedi. Bir anda ağzımdan kaçtı işte... Çocuğun gözleri dolu doluydu. Başını yere eğerken: - Bu söylediklerinizde haklısınız efendim, dedi. Üzerinde namaz kılmak için ısrar ettiğim halı, vefât ettiğinde annemin tabutuna örtülmüştü. Orada secdeye kapandığımda, sanki beni kucaklamış gibi oluyor da... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Cüneyd Suâvi (Hayatın İçinden)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-1730970197530442289?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/1730970197530442289/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=1730970197530442289' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/1730970197530442289'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/1730970197530442289'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/03/ana-kuzusu.html' title='ANA KUZUSU'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R83Dh-QoCZI/AAAAAAAAA28/3wZVZ46wTik/s72-c/baby54.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-92582275756206837</id><published>2008-02-29T15:29:00.001-08:00</published><updated>2008-02-29T15:31:14.379-08:00</updated><title type='text'>SEVGİ , ZENGİNLİK , BAŞARI</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8iVr8aNzOI/AAAAAAAAA20/f6aPBgQBBCs/s1600-h/aile.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5172548754218011874" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8iVr8aNzOI/AAAAAAAAA20/f6aPBgQBBCs/s400/aile.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;SEVGİ , ZENGİNLİK , BAŞARI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Alışverişe gitmek üzere evden çıkan bir kadın, kapısının karşısındaki kaldırımda oturan bembeyaz sakallı üç yaşlıyı görünce önce duraksadı, sonra onları, tüm içtenliğiyle evine davet etti:&lt;br /&gt;"Burada böyle oturduğunuza göre, üçünüz de kesinlikle acıkmış olmalısınız" dedi. "Lütfen içeri gelin, size yiyecek bir şeyler hazırlayayım."&lt;br /&gt;Üç yaşlıdan biri, kadına, eşinin evde olup olmadığını sordu.&lt;br /&gt;Kadın, eşinin biraz önce çıktığını, şu anda evde olmadığını söyledi. Yaşlı adam, başını iki yana salladı: "Eşiniz evde değilse, biz de davetinizi kabul edemeyiz" dedi.&lt;br /&gt;Aksam eşi geldiğinde kadın, karşı kaldırımdaki yaşlı adamlarla arasında geçen konuşmayı anlattı. "Senin evde olmadığını öğrenince, içeri girmek istemediler" dedi. Yaşlı adamların bu davranışlarını öğrenince, kadının eşi üzüldü. "Bir bakıversene dışarı" dedi. "Hâlâ oradalarsa, şimdi davet edebilirsin eve." Kadın kapıyı açar açmaz, karşı kaldırımdaki bembeyaz sakallı üç yaşlıyla yeniden karşılaştı.&lt;br /&gt;"Eşim geldi, şimdi evde" dedi ve onlara davetini yineledi:&lt;br /&gt;"Yemeğimizi birlikte yemek için sizi şimdi davet edebilir miyim evimize?" Kadının davetine, yaşlılardan biri yanıt verdi: "Biz hiçbir eve üçümüz birlikte gitmeyiz" dedi. Ve kısa bir duraksamadan sonra, bir açıklama yaptı:&lt;br /&gt;"Sağ yanımdaki bu arkadaşımın adı, Zenginliktir" dedi. "Bu yanımda oturan arkadaşımın adı Başarı, benim adım ise Sevgidir.&lt;br /&gt;Kendini ve arkadaşlarını tanıttıktan sonra Sevgi, kadına ilginç bir öneride bulundu: "Şimdi evinize gidin ve eşinizle baş başa verip, bir karara varın dedi. "İçimizden yalnızca birimizi davet edebilirsiniz evinize. Hangimizi davet etmek istediğinize karar verin, sonra gelin, kararınızı bize bildirin."&lt;br /&gt;Kadın, Sevgi’nin önerisini eşine anlattığında adam, sevinçten göklere fırladı.&lt;br /&gt;"Aman ne güzel, ne güzel" dedi.&lt;br /&gt;"Hangisini davet edeceğimizi bize bıraktıklarına göre, biz de içlerinden Zenginlik'i davet ederiz ve evimiz de bir anda Zenginlik'e kavuşmuş olur. Eşinin kararı, kadının hiç de hoşuna gitmedi. "Başarıyı davet etsek, daha mantıklı bir karar vermiş olmaz mıyız, kocacığım?" dedi.&lt;br /&gt;Kayınvalidesiyle, kayınpederinin bu konuşmasına, içerideki odada bulunan gelinleri de kulak misafiri olmuştu. Koşarak içeri girdi ve o da kendi önerisini söyledi: "En doğru karar, Sevgi'yi davet etmek değil midir?" dedi. "Düşünsenize, evimiz bir anda Sevgi'ye kavuşacak.' Gelinin bu önerisi, kayınpederinin de, kayınvalidesinin de çok hoşlarına gitti.&lt;br /&gt;"Tamam, en doğru karar bu olacak dediler. "Sevgi'yi davet edelim..."&lt;br /&gt;Kadın kapıyı açtı ve üç yaşlıya birden sordu: "İçinizde hanginiz Sevgi'ydi?" dedi. "Onu davet etmeye karar verdik. Lütfen buyursun..." Sevgi ayağa kalktı, eve doğru yürümeye başladı.&lt;br /&gt;Arkadaşları da ayağa kalktılar ve Sevgi’nin arkasından, onlar da eve doğru yürümeye başladılar. Kadın, büyük bir şaşkınlık ve heyecan içinde, Zenginlik'le Başarı'ya sordu: "Siz niçin geliyorsunuz?" dedi.&lt;br /&gt;"Ben yalnızca Sevgi'yi davet etmiştim. Kadının bu sorusuna, üç yaşlı birlikte yanıt verdiler: "Eğer içimizden yalnızca Zenginlik'i ya da Başarı'yı davet etmiş olsaydınız, davet edilmeyen ikimiz dışarıda bekleyecektik" dediler. "Fakat siz Sevgi'yi davet ettiniz. Bu durumda üçümüz birden gelmek zorundayız evinize." Ve kadının "Niçin?" diye sormasını beklemeden, Zenginlik ve Başarı sözlerini şöyle sürdürdüler:&lt;br /&gt;"Çünkü Sevgi'nin olduğu her yerde, biz Zenginlik ve Başarı da her zaman, onun yanında oluruz."&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-92582275756206837?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/92582275756206837/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=92582275756206837' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/92582275756206837'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/92582275756206837'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/02/sevgi-zenginlik-baari.html' title='SEVGİ , ZENGİNLİK , BAŞARI'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8iVr8aNzOI/AAAAAAAAA20/f6aPBgQBBCs/s72-c/aile.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-2775752027156266530</id><published>2008-02-29T15:19:00.000-08:00</published><updated>2008-02-29T15:27:33.900-08:00</updated><title type='text'>MUCİZE...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8iU2caNzNI/AAAAAAAAA2s/ibqyoD7UGKI/s1600-h/5000000001648928.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5172547835095010514" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8iU2caNzNI/AAAAAAAAA2s/ibqyoD7UGKI/s400/5000000001648928.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;MUCİZE...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Sally, küçük kardeşi George hakkında anne ve babasının konuşmalarını duyduğu zaman yalnızca sekiz yaşındaydı. Kardeşi çok hastaydı ve onu kurtarabilmek için ellerinden gelen her şeyi yapmışlardı.&lt;br /&gt;George'ın yalnızca çok pahalıya mal olacak bir ameliyatla kurtulma şansı vardı fakat bunun için yeterli paraları yoktu. Babasının, umutsuz bir biçimde annesine şöyle fısıldadığını duymuştu Sally:&lt;br /&gt;"Yalnızca bir mucize onu kurtarabilir."&lt;br /&gt;Bu sözleri duyar duymaz, usulca kendi odasına yürüdü Sally. Domuz biçimindeki kumbarasını gizlediği yerden çıkartarak içindeki paraları yavaşça yere dökerek saymaya başladı. Yanılgıya düşmemek için tam üç kez saydı kumbaradan çıkardığı bozuk paraları. Sonra hepsini cebine koyarak aceleyle evden çıkıp, köşedeki eczaneye gitti. Eczacının dikkatini çekebilmek için büyük bir sabırla bekledi. Eczacı çok yoğundu ve bir adama ilaçlarını nasıl kullanacağını anlatıyordu. Bu yoğun çalışmanın arasında sekiz yaşındaki bir çocukla ilgilenmeye hiç niyeti yoktu ama Sally'nin beklediğini görünce&lt;br /&gt;"Evet, ne istiyorsun söyle bakalım" dedi. "Biraz acele et, gördüğün gibi beyefendiyle ilgileniyorum" diyerek yanındaki şık giyimli adamı gösterdi.&lt;br /&gt;Sally "Kardeşim" dedi. Sessizce yutkunduktan sonra devam etti: "Kardeşim çok hasta, bir mucize almak istiyorum."&lt;br /&gt;Eczacı Sally'e bakarak:&lt;br /&gt;"Anlayamadım" dedi.&lt;br /&gt;"Şeyy, babam 'Onu ancak bir mucize kurtarabilir' dedi, bir mucize kaç paradır, bayım?" Eczacı Sally'e sevgi ve acımayla baktı bu kez: "Üzgünüm küçük kız, biz burada mucize satmıyoruz, sana yardımcı olamayacağım" dedi. Sally o kadar kolay vazgeçmek istemedi. Eczacının gözlerinin içine bakarak "Karşılığını ödemek için param var benim, bana yalnızca fiyatını söylemeniz yeterli" dedi. Bu arada Sally ve eczacının yanında bekleyen iyi giyimli bey Sally'e dönerek "Ne tür bir mucize gerekiyor kardeşin için küçük hanım? diye sordu.&lt;br /&gt;"Bilmiyorum" dedi Sally. Sonra gözlerinden aşağı süzülen yaşlara aldırmaksızın devam etti: "Tek bildiğim, o çok hasta ve annem ameliyat olmazsa kurtulamayacağını söyledi ailemin de ameliyat için ödeyebilecekleri paraları yok. Ama babam "Onu ancak bir mucize kurtarabilir" deyince ben de paramı alıp buraya geldim." "Peki, ne kadar paran var?" diye sordu iyi giyimli adam. "Bir dolar ve onbir sent" dedi Sally. "Ve dünyadaki tüm param bu!" "Bu iyi bir şans, küçükkardeşini kurtarmak için gerekli olan mucize için yeterli bu para" dedi, iyi giyimli adam. Adam bir eline parayı aldı, öteki eliyle de Sally'nin elini tutarak "Beni yaşadığın yere götürür müsün lütfen?" diye sordu. "Küçük kardeşini ve aileni tanımak istiyorum" dedi. İyi giyimli adam Dr. Carlton Armstrong'du ve George için gerekli olan ameliyatı yapabilecek tanınmış bir cerrahtı.&lt;br /&gt;Ameliyat başarıyla sonuçlanmış ve aile hiçbir ödeme yapmamıştı. Hep birlikte mutluluk içinde evlerine döndükleri zaman hâlâ yaşadıkları olayların etkisinden kurtulamamışlardı. Anne:&lt;br /&gt;"Hâlâ inanamıyorum. Bu ameliyat bir mucize! Doğrusu maliyeti ne kadardır merak ediyorum" dedi. Sally kendi kendine gülümsedi. O bir mucizenin kaça malolduğunu çok iyi biliyordu. Tam tamına bir dolar ve onbir sent!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-2775752027156266530?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/2775752027156266530/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=2775752027156266530' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/2775752027156266530'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/2775752027156266530'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/02/mucize.html' title='MUCİZE...'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8iU2caNzNI/AAAAAAAAA2s/ibqyoD7UGKI/s72-c/5000000001648928.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-8817531797663250910</id><published>2008-02-29T15:07:00.000-08:00</published><updated>2008-02-29T15:13:27.427-08:00</updated><title type='text'>ARKADAŞ</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8iRdsaNzLI/AAAAAAAAA2c/dbDzXWKNKkA/s1600-h/4.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5172544111358364850" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8iRdsaNzLI/AAAAAAAAA2c/dbDzXWKNKkA/s400/4.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ARKADAŞ&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vietnam Savaşı sonrası... Evine dönmekte olan bir asker San Francisco'dan ailesini aradı: "Anne, baba eve dönüyorum, ama sizden bir şey rica ediyorum. Yanımda bir arkadaşımı da getirmek istiyorum." "Memnuniyetle, O'nunla tanışmak isteriz", diye cevapladılar.&lt;br /&gt;Oğulları "Bilmeniz gereken bir şey daha var." diye devam etti. "Arkadaşım savaşta ağır yaralandı, bir mayına bastı ve bir koluyla ayağını kaybetti. Gidecek hiçbir yeri yok ve O'nun gelip bizimle kalmasını istiyorum." "Bunu duyduğuma üzüldüm oğlum. Belki O'nun başka bir yer bulmasına yardımcı olabiliriz."&lt;br /&gt;"Hayır. Anne, baba O'nun bizimle kalmasını istiyorum."&lt;br /&gt;"Oğlum." dedi babası. "Bizden ne istediğini bilmiyorsun. O'nun gibi özürlü biri bize korkunç yük olur. Bizim kendi hayatımız var ve bunun gibi bir şeyin hayatımıza engel olmasına izin veremeyiz. Bence bu arkadaşını unutup eve dönmelisin. O kendi başının çaresine bakacaktır."&lt;br /&gt;Oğlu o anda telefonu kapattı. Ailesi O'ndan bir süre haber alamadı. Ama birkaç gün sonra, San Francisco polisinden bir telefon geldi. Oğullarının yüksek bir binadan düşüp öldüğünü öğrendiler. Polis bunun intihar olduğuna inanıyordu. Üzüntü dolu anne-baba hemen San Francisco'ya uçtular ve oğullarının cesedini tespit etmek için şehir morguna götürüldüler. Anne - baba oğullarını hemen tanıdılar yalnız bilmedikleri bir şeyi de öğrenince dehşete düştüler:&lt;br /&gt;Oğullarının sadece bir kolu ve bir bacağı vardı... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-8817531797663250910?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/8817531797663250910/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=8817531797663250910' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/8817531797663250910'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/8817531797663250910'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/02/arkada.html' title='ARKADAŞ'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8iRdsaNzLI/AAAAAAAAA2c/dbDzXWKNKkA/s72-c/4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-260278126707295857</id><published>2008-02-29T15:03:00.000-08:00</published><updated>2008-02-29T15:07:37.037-08:00</updated><title type='text'>KAYBOLAN İNGİLİZ ALAYI</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8iQAMaNzKI/AAAAAAAAA2U/mohlTWHy_gI/s1600-h/seyid20onbasi4ts.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5172542505040596130" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8iQAMaNzKI/AAAAAAAAA2U/mohlTWHy_gI/s400/seyid20onbasi4ts.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;6. KAYBOLAN İNGİLİZ ALAYI &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;21 Ağustos 1915 günü savaşın en şiddetli ve son anlarında Anzak Suula Koyu 60. tepede gün ağrırken gök berraktı.Görünürde altı veya sekiz tane, hepsi birbirinin eşi olan ekmek somunu biçimindeki bulut, 60. Tepe'nin üzerinde yayılmış duruyordu. O sırada saatte 6 veya 8 kilometrelik bir hızla güneyden esen meltem olmasına rağmen, bu bulutların ne biçimleri ne de yerleri değişmiyordu.Meltemin etkisiyle kayıp gitmediler. Bunlar bulunduğumuz yere göre 60 derecelik bir yükseklikte asılı duruyorlardı. Bulut kümesinin tam altına gelen yerde toprağın üstünde duran aynı biçimde bir bulut daha vardı. Yaklaşık 250 metre uzunluğunda, 65 metre yüksekliğinde ve 60 metre genişliğindeydi. Bu bulut oldukça yoğundu. Yapısı katı maddeymiş gibiydi. İngilizlerin bulunduğu bölge savaş yerine 1000 metre kadar uzaklıktaydı. Bütün bunları Yeni Zeland kıtasının birinci sahra birliğine bağlı 3. bölükteki 22 asker öldü. Aralarında biz de vardık.İçinde bulunduğumuz siperden güneybatı doğrultusunda yere inmiş bulut duruyordu. Bulunduğumuz yer 60. Tepe'ye göre 90 metre daha yukarıda olduğundan üstten görebiliyorduk.Bu bulut daha sonra Kayaçık Dere denilen kuru bir derenin yatağına doğru ilerlediğinde onun daha önce durduğu zemine bütünüyle görebildik. Bu bulut diğerleri gibi açık gri renkteydi. Daha sonra 4. Norfolk Taburu'nun bu kuru dere yatağında harekete geçerek 60. Tepe'ye doğru uygun adım yürüyüşe geçtiğini fark ettik. Buluta vardıklarında hiç çekinmeden dosdoğru içine girdiler. Ama tekrar içinden çıkıp 60. Tepe'de savaşa katılan hiç bir kimse olmadı.Bir süre sonra askerlerin sonuncusu da görünmez olunca , bulut sanki yükünü almışcasına yerden yükseldi.Herhangi bir bulut gibi yukarıda duran diğerlerine ulaşıncaya kadar yavaş yavaş havalandı.Bu ana kadar yukarıdaki bulutlar yerlerinde duruyorlardı Yerdeki bulut yükselip aynı hizaya gelir gelmez birden kuzeye doğru uzaklaşmaya başladılar.Trakya istikametine doğru gittiler. Bir saat içinde de gözden kayboldular. Savaş sonunda bu tabur kayıp veya yok edilmiş sayıldı.Anzak çıkarmasının 50. Yılında geç de olsa aşağıda imzası olan bizler anlattığımız bu olayın kelimesi kelimesine doğru olduğunu beyan ederiz.İstihkam eri 4/165 künyeli, F. Reichardt. Malata Bay Of Plentyİstihkam eri 13/416 künyeli , D.Nevnes . 157 King Street Cambridge.J.L. Newman, 75 Freyberg Street Octumoctai Tauranga.21.08.1965 / AVUSTRALYA&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;NOT : &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#009900;"&gt;1- İngiliz baş komutanı General Hamilton, bu olayın vuku bulduğu günü korkunç itirafı, yine bir gün sonra günlüğüne şöyle geçirir: "22 Ağustos 1915 günü Çalılık arazi içinde cereyan eden karşılıklı düello korkunç bir şekilde hükmünü sürdürdü. Sis ve topçu ateşi yönünden, Allah dün Türklerden yana idi..." der.2- Savaştan sonra 1918 yılında İngiltere hükümeti, Türkiye'ye resmi bir yazı gönderir.v Ve kaybolan alayın akibetini sorar.Ve Türkiye şöyle bir cevap verir: "Türkiye ne onları esir etmiştir, ne de ölüm kayıtları vardır.Hiçbir şekilde, bu askerlerle ilgili bir bilgiye sahip değildir."3- Bu olayın görgü tanıkları olan yukarıdaki üç Yeni Zelandalı asker savaştan tam 50 yıl sonra basın önünde bu itirafta bulunmuşlardır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-260278126707295857?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/260278126707295857/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=260278126707295857' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/260278126707295857'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/260278126707295857'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/02/kaybolan-ingiliz-alayi.html' title='KAYBOLAN İNGİLİZ ALAYI'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8iQAMaNzKI/AAAAAAAAA2U/mohlTWHy_gI/s72-c/seyid20onbasi4ts.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-4958540380729574334</id><published>2008-02-28T05:17:00.000-08:00</published><updated>2008-02-28T05:18:57.852-08:00</updated><title type='text'>SAKA HÜSEYİN</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8a0thT5XVI/AAAAAAAAA1c/52tU3mu9LEs/s1600-h/canakkalegecilmezyj7.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5172019916210527570" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8a0thT5XVI/AAAAAAAAA1c/52tU3mu9LEs/s400/canakkalegecilmezyj7.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;5. SAKA HÜSEYİN&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;"İkinci Anafartalar taarruzundan sonra, Türk birlikleri Anafarta Ovası'na ve tepelere yerleşmişti 35. Piyade Alayı 2.Bölük erlerinden Hayrabolu'lu Hüseyin alayın su ihtiyacını gidermekle görevli idi sabahın alaca karanlığında katırı ile yola çıktı.Bigalı Köyüne gidip, kuyulardan tahta, damacanalara su doldurup geriye dönüşünü akşamın karanlığına denk getirmeye çalışırdı.Katır önde, bizim Saka Hüseyin arkada ama, yola çıkmadan evvel katırının kulağına eğilir, her defasında söylediği sözleri tekrarlardı: "Haydi, Büyük Anafarta Köyünün üstünden 35. Piyade alayının bulunduğu siperlere" katır gide-gele bu yollara alışmıştır.Fakat yolda, Hüseyi'nin çenesi durur mu? Savaş var imiş! Yığınla yaralı taşırlar imiş, umurunda mı? O bir türkü tutturmuş gidiyordu:"Pınar baştan bulanırİner dağı dolanırAl başımdan sevdayıBuna can mı dayanır.Rinna, rinna yarimRinna, rinna."Saka Hüseyin damacanlarına suyu doldurarak "deh" deyip akşam karanlığında yola koyulur.Siperlerde 2. Bölük su bekliyor.Yaralılar daha da çok su bekliyorlar.Birden bire, yanı başında iki karaltı beliriyor.Gavurca haykırıyorlar! "Dur! kımıldama!"Hayrabolulu Hüseyin'in yapacak hiç birşeyi yok akıl almaz, gene de eşi görülmemiş büyük bir zeka kıvraklığı ile; düşman erlerine gevrek gevrek gülümsemeye başlar ve eliyle, koluyla katırının sırtında sallanan su damacanalarını gösterir, "Kumandan, kumandan?..." diye geveleniyor ve büyük bir saygı ile anzak kumandanını selamlayarak "Emret gavur kumandan!" der.Derhal bir tercüman bulunur. Saka Hüseyin anlatmaya devam eder."Bu su damacanalarını kendi kumandanım gönderdi. Sizin yaralılarınıza hediyemizdir.Düşmanımız susamıştır, susuz kalmasınlar dedi Mülazım Efendi!" ve arkasından ilave etti.Bu sudan verinde bir bardak ben içeyim der!"Anzak Teğmeni kıpkırmızı kesilir... Gözleri dolar.İlk iş Hüseyin'i kucaklayıp iki yanağından öpmek.İkinci iş, Hüseyin'i tartaklayan devriyeleri bir güzel fırçalamak, üçüncü iş, Hüseyin'i siperin dibine oturtup soluklandırmak, o " comed bell" kutularından, Oxo et suyu özündeni sarma tütünden, cigara kağıtlarından, Topler çikolata paketlerinden bol bol yağdırmak...Bu aldıkları hediyeleri katırın sırtına vurur, kurnaz bir tilki gibi, siperden sipere zıplayıp kapağı ikinci bölük hattına atınca, bu sefer gözleri fal taşı gibi açılma sırası Mehmetçik' tedir."Baki Vandemir Paşa Çanakkale Savaşları Komutanlarından.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-4958540380729574334?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/4958540380729574334/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=4958540380729574334' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/4958540380729574334'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/4958540380729574334'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/02/saka-hseyin.html' title='SAKA HÜSEYİN'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8a0thT5XVI/AAAAAAAAA1c/52tU3mu9LEs/s72-c/canakkalegecilmezyj7.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-921041527001406575</id><published>2008-02-28T05:08:00.000-08:00</published><updated>2008-02-28T05:10:26.097-08:00</updated><title type='text'>EDİNCİKLİ MEHMET ER</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8ayiRT5XUI/AAAAAAAAA1U/yxengfk8z24/s1600-h/esirler4kffs0.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5172017523913743682" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8ayiRT5XUI/AAAAAAAAA1U/yxengfk8z24/s400/esirler4kffs0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;4. &lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;EDİNCİKLİ MEHMET ER&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;"&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Edincikli Mehmet Er'in bir top mermisinin parçaladığı konumdan kanlar içerisinde bir et parçası sarkmaktadır.Yalvarırcasına: "Komutanım ne olur şu kolumu kes!" Sağ eliyle yakaladığı ve tuttuğu sarkık kola bakan Teğmen donmuştur.Edincikli Mehmet Er tek ve emin sesi ile tekrarlar: "Allah Aşkına, Allah Rızası için kes şu kolumu!!!" Bu ilahi cümleleri eimr gibi işiten Teğmen Saip, bıcağı kola kola vurur.Gık bile dememiştir, Edincikli Mehmet.Bir sağ elindeki kola, bir ileride Allah! Allah! nidaları arasında çarpışan erlere bakar ve kolu fırlatır: "Bu kol vatana feda olsun," der.Yerdeki et parçalrından başını kaldıran Teğmen'in karşısında kimse yoktur.Çünkü, Edincikli, Hakla alış verişe başlayınca herşeyi, acıyı, özlemleri unutuyor, rahmet deryalarında, tecelli dalgalarında yıkanıp arınırken, kolunun fani bedenden ayrılma işlemini duymuyordu.O ateş, o yangın fakat getirilmez feryatlar içinde, edincikli bu cehennemi ateş altında kendinden geçti.Bir avuç istek ve özlem halinde yandı, tüttü.Edincikli Mehmet, çoktan kolunun öcünü almak için vatan için Allah için hücum saflarına katılmıştı.Alayların içine karışır, teke tek vuruşur.Onu durdurmak mümkün değil artık, yine harikalar gösterir, bire bir dövüşür, bire on dövüşür, bire yüz dövüşür... Allah'ın yardımıyla haklamadığı kafir kalmaz.Ama kaderden kaçılmaz ki! Kolunun kopmasıyla kaybettiği kan onu halsiz düşürmeye başlamış Edincikli'ye şimdi de şehitlik mertebesi ekleniyordu.Güzel yüzü soldu, sarardı, canı teninden süzüldü...Gözü dünyaya kapandı..."Teğmen SAİPÇanakkale Savaşlarından12. Alay 1. Bölük Komutanı&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-921041527001406575?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/921041527001406575/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=921041527001406575' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/921041527001406575'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/921041527001406575'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/02/edincikli-mehmet-er.html' title='EDİNCİKLİ MEHMET ER'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8ayiRT5XUI/AAAAAAAAA1U/yxengfk8z24/s72-c/esirler4kffs0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-4721387241145105316</id><published>2008-02-28T05:01:00.000-08:00</published><updated>2008-02-28T05:08:08.271-08:00</updated><title type='text'>İNSANLIK DERSİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8ayChT5XTI/AAAAAAAAA1M/hHVEQtcVe84/s1600-h/resimler%255Ccanakkale1.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5172016978452897074" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8ayChT5XTI/AAAAAAAAA1M/hHVEQtcVe84/s400/resimler%255Ccanakkale1.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8axqRT5XSI/AAAAAAAAA1E/2pP_1mWe1OA/s1600-h/resimler%255Ccanakkale1.gif"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;3. &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;İNSANLIK DERSİ&lt;/span&gt; :&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Çanakkale Savaşlar'ında savaşıp, bir kolu ile bir ayağını kaybeden Fransız Generali Bridges, yurduna döndükten sonra anlattığı bir savaş hatırasında şöyle diyor:"Fransızlar, Türkler gibi mert bir milletle savaştıkları için daima iftihar edebilirsiniz.Hiç unutmam.Savaş sahasında döğüş bitmişti.Yaralı ve ölülerin arasında dolaşıyorduk az evvel, Türk ve Fransız askerleri süngü süngüye gelip ağır zaliyat vermişlerdi.Bu sırada gördüğüm bir hadiseyi ömrüm boyunca unutamayacağım.Yerde bir Fransız askeri yatıyor, bir Türk askeride kendi göleğini yırtmış onun yaralarını sarıyor, kanlarını temizliyordu.Tercüman vasıtası ile şöyle bir konuşma yaptık: - Niçin öldürmek istediğin askere yardım ediyorsun? Mecalsiz haldeki Türk askeri şu karşılığı verdi: "Bu Fransız yaralanınca cebinden yaşlı bir kadın resmi çıkardı.Birşeyler söyledi, anlamadım ama herhalde annesi olacaktı.Benim ise kimsem yok.İstedim ki, o kurtulsun, anasının yanına dönsün". Bu asil ve alicenap duygu karşısında hüngür hüngür ağlamaya başladım.Bu sırada, emir subayım Türk askerinin yakasını açtı.O anda gördüğüm manzaradan yanaklarımdan sızan yaşlarımı dondurduğunu hissettim.Çünkü, Türk askerinin göğsünde bizim askerinkinden çok ağır bir süngü yarası vardı ve bu yaraya bir tutan ot tıkamıştı.Az sonra ikisi de öldüler..." Fransız Generali BRIDGESÇanakkale Savaşları komutanı.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-4721387241145105316?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/4721387241145105316/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=4721387241145105316' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/4721387241145105316'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/4721387241145105316'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/02/insanlik-dersi.html' title='İNSANLIK DERSİ'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8ayChT5XTI/AAAAAAAAA1M/hHVEQtcVe84/s72-c/resimler%255Ccanakkale1.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-7748920279265193414</id><published>2008-02-28T04:58:00.000-08:00</published><updated>2008-02-28T05:01:32.229-08:00</updated><title type='text'>2. GAZİ MEHMET AŞKIN’IN ANLATTIKLARI</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8awaRT5XQI/AAAAAAAAA00/HBZObK6Trss/s1600-h/siper18rm0.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5172015187451534594" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8awaRT5XQI/AAAAAAAAA00/HBZObK6Trss/s400/siper18rm0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;2. GAZİ MEHMET AŞKIN’IN ANLATTIKLARI:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“İngiliz donanması Saroz’dan top atışları ile bize son derece ağır kayıplar verdiriyordu.Böyle bir atıştan sonra, aynı, birlikte silah arkadaşım Recep Eniştemin iki ayağı kopmuş çalıların üzerinde gördüm, henüz sağ idi.Yanına kadar gidebildim.Onu o vaziyette görünce ağlamaya başladım. Henüz ruhunu teslim etmeyen Recep Eniştem:“Kardeşim niçin böyle ah edip aglarsin, benim cigerimi daglarsin! Allah’ in verdigine merhaba! Takbir- i Rabbani böyle imiş! Onun kazasi geri çevrilmez ve hükmüne mani yoktur. Elimizden ne gelir.Arzuladigim savaş yolunda oldu.O saadet bana yeter! Sen sag kalirsan, anamin elini benim içinde öp! Emzirdigi sütleri helal etsin!” dedikten sonra: “Başimi kibleye dogru çevir!” diye bildi... Ruhu çoktan uçmuştu...“Halil, bölükte süngü hücumuna kalkmıştı, ağır bir yara alarak yanıma yıkıldı.Bir mütted sessiz kaldı ve sonra: “Ahiretlik ölümüm yaklaştı, öldükten sonra cesedimi geriye götürtme, buraya ellerinle göm! Üzerimde harbediniz! Ta ki Gazilerin ayak seslerini Allah! Allah! Nidalarını rahatlıkla duyayım!” dedi ve gülerek ruhunu teslim etmişti“Karayürek deresi’ne doğru iniyorduk: Bir akşam beni keşif kolu çıkardılar bu derenin yatağında geziniyordum.Çok susamış idim. Dere şırıldıyordu, mataramı doldurdum. Birkaç yudum içtiğimde, içtiğim suyun tadı çok başka idi avucuma mataradan su aldığımda, matarama doğdurduğum suyun kan olduğunu anladım.”&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-7748920279265193414?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/7748920279265193414/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=7748920279265193414' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/7748920279265193414'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/7748920279265193414'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/02/2-gazi-mehmet-akinin-anlattiklari.html' title='2. GAZİ MEHMET AŞKIN’IN ANLATTIKLARI'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8awaRT5XQI/AAAAAAAAA00/HBZObK6Trss/s72-c/siper18rm0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-622728916102501484</id><published>2008-02-28T04:50:00.000-08:00</published><updated>2008-02-28T04:58:29.023-08:00</updated><title type='text'>ÇANAKKALE SAVAŞLARI’NIN IBRETLI VE HIKMETLI</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8av3RT5XPI/AAAAAAAAA0s/ujJ2vMOl7Vw/s1600-h/Untitled-1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5172014586156113138" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8av3RT5XPI/AAAAAAAAA0s/ujJ2vMOl7Vw/s400/Untitled-1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;. KINALI HASAN :&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yüzbaşi Sirri Bey, ikindi vakti yeni gelen erati teftiş ederken, içlerinde bir tanesinin saçinin bir tarafi kinalanmiş oldugunu görür ve takilir: “Hiç erkek kinalanir mi? Mehmetçik: Buraya gelmeden evvel, anam kinalamişti komutanim” der ve sebebini bilmedigini ilave eder.Komutanin istegi üzerine anasina haber salar, “Niye benim saçimi kinaladin?” Gelen cevabi mektupta şunlar yazar: “Ey gözümün nuru Hasan’ım, Köyümüzde rahat rahat oturalım mı? Vatan sevgisi içimizde alev alev yanıyor.Sen ecdadından, babandan aşağı kalamazsın... Ben, senin anan isem.Beni ve seni Allah yarattı, vatan büyüttü.Allah, bu vatan için seni besledi. Bu vatanın ekmeği iliklerinde duruyor...Sen bu ailenin seçilmiş kurbanisin...Hasan’ım, söyle zabit efendiye... Bizim köyde kurbanlık ayrılan koyunlar kınalanır... Ben de seni evlatlarımın arasından vatana kurban adadım.Onun için saçını kınalamıştım...El-hükmü billah. Allah, seni İsmail Peygamber’in yolundan ayırmasın.Seni melekler şimdiden rahmetle anacaktir. Gözlerinden öperim...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Anan - Hatice”&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-622728916102501484?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/622728916102501484/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=622728916102501484' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/622728916102501484'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/622728916102501484'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/02/anakkale-savalarinin-ibretli-ve.html' title='ÇANAKKALE SAVAŞLARI’NIN IBRETLI VE HIKMETLI'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8av3RT5XPI/AAAAAAAAA0s/ujJ2vMOl7Vw/s72-c/Untitled-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-6233031846470606156</id><published>2008-02-28T03:46:00.000-08:00</published><updated>2008-02-28T03:50:46.488-08:00</updated><title type='text'>KÖRLERİN OKUMA AŞKI</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8agDRT5XOI/AAAAAAAAA0k/SIisPF-WIwQ/s1600-h/krler0.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5171997200128498914" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8agDRT5XOI/AAAAAAAAA0k/SIisPF-WIwQ/s400/krler0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;KÖRLERİN OKUMA AŞKI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Evden acele ile çıkmıştım. Koşar adımlarla metroya doğru ilerlerken bir yandan öğrencilere vereceğim dersin planını yapıyor, bir yandan da çiseleyen yağmurda ıslanmamaya çalışıyordum.Yürüyen merdivenlerle metro istasyonuna indim. Trenin gelmesine iki üç dakika vardı. Bu treni kaçırırsam, on dakika daha beklemem gerekecekti ve dersime geç kalacaktım.Adımlarımı sıklaştırmaya, neredeyse koşmaya başladım. Elimde çanta olmasa, belki de koşacaktım.&lt;br /&gt;Metroda benimle aynı yönde ilerleyen birisinin elindeki uzunca değnekten çıkan, "tak, tak, tak" sesleri, telaşımı ve kafamdaki düşünceleri birden unutturdu. Belli ki, onun da acelesi vardı. Sırtındaki büyükçe çantası ve elindeki değneği ile, neredeyse benim kadar hızlı adımlarla ilerliyordu. Biraz dikkatlice bakınca bu kişinin bir bayan ve aynı zamanda 'görme özürlü' olduğunu anladım. Kendi kendime, "Acaba onun telaşı neden?" diye sordum. Belki de dünyayı hiç görmemişti.Özürlü haliyle tek başına ilerlese de;tavırları ve yürüyüş şekli ona, kendisine çok güvenen bir insan görünümü veriyordu.&lt;br /&gt;Acaba acele bir işi mi vardı? Bir anlık her şeyi unuttum. Sanki her şey ağır çekimdeymiş gibi hareket etmeye başladı. Onun, değneğiyle sağını solunu kontrol ederek önüne çıkabilecek engelleri anlaması, kendine yol açması, belki de yaşama azminin bir göstergesi idi. Merdivenlere yaklaştığımızı hissettim. "Acaba merdivenlerden inerken kendisine yardım etsem mi?" diye düşünürken, o merdivenlerden inmeye başladı. Sanki dünya dümdüz olmuş, karşısında hiçbir engel kalmamış gibi merdivenlerin sonuna geldi.&lt;br /&gt;Acaba, değneğinin ucunda onu yönlendiren bir şey mi vardı, ya da bu bayan bir şaka mı yapıyordu? Kafamdaki düşünceleri toparlamaya çalışırken, metronun durağa geldiğini fark ettim. Merakım beni bu bayanın yanına çekti ve onunla aynı kompartımana bindim. Oturduğu koltuğa iyice yerleştikten sonra, değneğini katlayıp hızlı bir şekilde çantasının ön bölmesine koydu. Çantasının başka bir bölmesini açarak, büyükçe bir şeyi çıkarmaya çalıştı. Acaba bir walkman veya yiyecek-içecek gibi bir şey mi çıkaracak diye düşünürken, kalbimden de acıma duygularının yükseldiğim hissettim.&lt;br /&gt;Belki de dünyayı görmeyi ne kadar çok istiyordu; ağaçlar, evler, araçlar, insanlar ve gözler... görecek o kadar çok şey vardı ki! O an için kendimi çok ayrıcalıklı hissettim. Göz, dünyaya açılan bir pencereydi ve ben onların kıymetini fazla bilmiyordum. Ama ne kadar çok şey ifade ettiklerini o bana anlatıyordu.&lt;br /&gt;Bayanın, çantasından çıkardığı kalınca, kitap türü bir şeyin gözüme ilişmesiyle bu düşüncelerimden sıyrıldım.Acaba o çıkardığı bir katalog muydu diyecektim ki, onun görme özürlü olduğu aklıma geldi. Derken sayfaları karıştırıp, parmaklarının uçlarıyla yoklayarak bir yerde durdu.&lt;br /&gt;Herhalde aradığı sayfayı bulmuştu. Hemen sağ elinin işaret ve orta parmaklarını kabarık işaretler üzerinde gezdirmeye başladı. Kitap okuyordu Fakat o görmüyordu ki... Birkaç saniye daldım... Kitap okumak yalnızca görenlere has bir şey değil miydi? Anladım... Artık o gözleriyle değil; kalbiyle,duygularıyla, ruhuyla okuyordu.... Ve kendimden utandım.&lt;br /&gt;Aylardır çantamda taşıdığım ve üç beş sayfanın dışında pek okumadığım kitap geldi aklıma; ve yıllarca hiç kitap okumayanlar. Keşke onlar da, insanı düşündüren, hatta utandıran şu görüntüye şahit olsalardı. Dünyada milyonlarca insan var... Ama okumak... Neden ben...&lt;br /&gt;Aniden kesik kesik düşüncelerimden sıyrıldım. Bir sayfayı okuyup bitirmiş ve diğer bir sayfaya geçmişti. Parmaklarını kabarık işaretler üzerinde ustaca gezdirmesinden, bu işe yatkın birisi olduğu anlaşılıyordu. Demek ki iyi bir okuyucu idi. Ama ne okuyabilirdi ki? Binlerce kitap, dergi ve gazetenin, görme özürlü olanlar için günlük, haftalık olarak hazırlanması belki de mümkün değildi.&lt;br /&gt;Anonsun uyarısıyla, ineceğim durağa geldiğimi anladım. Daha dört dakika geçmişti; ve bu kadarcık kısa bir sürede dahi kitap okumak çok önemliydi. Bana bu dersi veren görme özürlü o kadın da kitabını çantasına koymaya ve durakta inmeye hazırlanıyordu.&lt;br /&gt;Az sonra tren durdu. Önce onun inmesini bekledim. Değneği ile onca insanın arasından "tak... tak... tak.." sesleriyle ilerliyordu. Arkasından birkaç saniye baktım ve sanki değnekten çıkan o tak tak'lar beynimde, oku... oku...oku.. oku ve şükret diye yankılanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-6233031846470606156?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/6233031846470606156/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=6233031846470606156' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/6233031846470606156'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/6233031846470606156'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/02/krlerin-okuma-aki.html' title='KÖRLERİN OKUMA AŞKI'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8agDRT5XOI/AAAAAAAAA0k/SIisPF-WIwQ/s72-c/krler0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-6060082007407264204</id><published>2008-02-28T03:41:00.000-08:00</published><updated>2008-02-28T03:44:52.031-08:00</updated><title type='text'>İKİ KARDEŞ</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8aepRT5XNI/AAAAAAAAA0c/hLensHrb3xY/s1600-h/130285662_68720296dc.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5171995653940272338" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8aepRT5XNI/AAAAAAAAA0c/hLensHrb3xY/s400/130285662_68720296dc.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;İKİ KARDEŞ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Erkek kardeşlerin ikisi de babalarından kalma çiftlikte çalışırlardı. Kardeşlerden biri evliydi ve çok çocuğu vardı. Diğeri ise bekardı. Her günün sonunda iki erkek kardeş ürünlerini ve kârlarını eşit olarak bölüşürlerdi.&lt;br /&gt;Günün birinde bekar kardeş kendi kendine:&lt;br /&gt;"Ürünümüzü ve kârımızı eşit olarak bölüşmemiz hiç de hakça değil" dedi, "Ben yalnızım ve pek fazla ihtiyacım yok." Böylelikle, her gece evinden çıkıp, bir çuval tahılı gizlice erkek kardeşinin evindeki tahıl deposuna götürmeye başladı. Bu arada evli olan kardeş, kendi kendine:&lt;br /&gt;"Ürünümüzü ve kârımızı eşit olarak bölüşmemiz hiç de hakça değil, üstelik ben evliyim, bir eşim ve çocuklarım var ve yaşlandığım zaman onlar bana bakabilirler. Oysa kardeşimin kimsesi yok, yaşlandığı zaman hiç kimsesi yok bakacak" diyordu.&lt;br /&gt;Böylece evli olan kardeş her gece evinden çıkıp, bir çuval tahılı gizlice erkek kardeşinin tahıl deposuna götürmeye başladı. İki kardeş de yıllarca ne olup bittiğini bir türlü anlayamadılar, çünkü her ikisinin de deposundaki tahılın miktarı değişmiyordu. Sonra, bir gece iki kardeş gizlice birbirlerinin deposuna tahıl taşırken çarpışıverdiler. O anda olan biteni anladılar.&lt;br /&gt;Çuvallarını yere bırakıp birbirlerini kucakladılar. Hayattaki en yüce mutluluk, sevildiğimize inanmaktır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-6060082007407264204?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/6060082007407264204/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=6060082007407264204' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/6060082007407264204'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/6060082007407264204'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/02/iki-karde.html' title='İKİ KARDEŞ'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8aepRT5XNI/AAAAAAAAA0c/hLensHrb3xY/s72-c/130285662_68720296dc.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-5420514138199189815</id><published>2008-02-24T05:45:00.000-08:00</published><updated>2008-02-24T05:49:23.985-08:00</updated><title type='text'>Sedef Çiçeği</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8F12hT5XAI/AAAAAAAAAy0/UKkicmsw8Ts/s1600-h/SEDEF.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5170543426713246722" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8F12hT5XAI/AAAAAAAAAy0/UKkicmsw8Ts/s400/SEDEF.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;Sedef Çiçeği&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Tahsiline Amerika’da devam eden bir okuyucum gönderdi bu hikayeyi. Çok etkilendim ve sizlerle paylaşmak istedim.&lt;br /&gt;Mahkeme salonu lebalep doluydu. 70’ini geçkin iki ihtiyarın boşanma davası vardı o gün ve meraklı bakışlar altında oturuyordu bu yaşlı çift. Adamın inatçı bakışları vardı. Yaşlı kadın ise sinirden mi, yoksa ihtiyarlıktan mı titrediği belli olmayan elini kontrol altında tutmaya çalışıyor; bir yandan da yanında büzülmüş oturan eşine öfkeyle bakıyordu.Hakim, “Anlat” dedi tok bir sesle. “Neden boşanmak istiyorsun?”&lt;br /&gt;Yaşlı kadın bir kez daha öfkeyle baktığı eşinden aldığı gözlerini hakime çevirip derin bir soluk aldı ve “Yetti gayri” dedi. Heyecan ve öfkeden ağzı kurumuştu. Yutkunmak istedi ama yapamadı. Yine de ağzını aralayıp “Bu herif 50 yılımı zehir etti” dedi, işaret parmağıyla gösterdiği eşine hiç bakmadan.Salonda sessizlik hakimdi. Sinek uçsa kanat çırpışları duyulurdu. Asırlar gibi gelen sessizliği bu tür haberleri her gün sayfasına taşıyan bir gazete muhabirinin patlayan flaşı bozdu. Ardından diğer foto muhabirlerinin de harekete geçtiği görüldü. Kim bilir nasıl bir manşet atacaklardı? Resim çeken muhabirler fazla vakit kaybetmeden yerlerine dönerek defterlerini çıkarıp not almaya başladılar. Enteresan bir davaydı. Hepsi, gergin ve merak içindeydi. Fırsatını bulsalar kelimeleri yaşlı kadının ağzından kerpetenle söküp alacaklardı.&lt;br /&gt;Yaşlı kadın eşiyle göz göze gelmemek için biraz daha döndü ona sırtını. Yanağından süzülen gözyaşını diliyle alıp dudağını ıslattı ve devam etti: “Bizim bir sedef çiçeğimiz vardı... çok sevdiğim!” Yine eşini gösterdi, yüzünü dönmeden. “O bilmez... 50 yıl önceydi... Bana verdiği çiçekten alıp tohumlamıştım onu. Çocuğumuz olmamıştı. Ellerimle büyüttüğüm o çiçeği yavrum bildim. Sevip okşadım... Bir süre sonra çiçek kurumaya yüz tuttu. Kurur diye çok korktum. Her gece kalkıp sulayacağım, diye adak adadım. ‘İyi gelir’ demişlerdi. 50 yıl hiç aksatmadan yaptım bunu. Bu herif, bir gece olsun sulamadı! Hiç olmazsa geçen gece sulasaydı yine bir şey demeyecektim ama sulamadı! Takatim kesilmiş... uyuyup kalmışım.”&lt;br /&gt;Yaşlı kadın yorgun düşmüştü. Son bir gayretle kendini toplayıp noktayı koydu. “İşte ben böyle bir adamla 50 yıl geçirdim.. Ona hayatımı, umudumu verdim ama ondan gördüğüm hiçbir şey yok. Bir kerecik olsun benim işimi yapmadı. Onsuz daha iyi olacağımı düşünüyor ve boşanmak istiyorum.”&lt;br /&gt;Yaşlı adamın sözleri&lt;br /&gt;Hakim, yaşlı adama dönüp “Diyeceğin var mı, beyamca?” dedi. Yaşlı adam şimdiye kadar hiç yargıç karşısına çıkmamıştı. Utanıyordu. Ayağa kalkıp bastonuna yaslandı ve tane tane konuşmaya başladı: “Askerliğimi, Reisicumhur Köşkü’nün bahçıvanı olarak yaptım. Envai çeşit çiçek vardı o görkemli bahçede. Sedef çiçeğini orada tanıdım. Fadime’mi de. Çok seviyordum, ona çiçek buketleri yapıp verirdim hep. İlk evlendiğimiz yıllardı. Boyun ağrısına tutuldu. Hekim, uzun süre yatmasının doğru olmadığını söyledi. ‘Her gece uykusunu bölüp uyansın ve boynunu oynatsın’ dedi.” Yaşlı adam, hâlâ sırtı kendisine dönük olan eşine baktı şefkatle. “Hekimi pek dinlemedi bizim hatun. Uykuyu seviyordu. Benim sözüm de para etmedi!” Yüzünden kimsenin görmediği bir gülümseme bulutu geçti ve zekice tebessüm ederek sözüne devam etti. “O günlerde, tesadüf, sedef çiçeği kurumaya yüz tuttu. Ben ona, ‘Gece sularsan çiçek kurumaz’ dedim. Adak adattım. Her gece uyandırdım ve seyrettim. O sevdiğim kadını, yavrusu bildiği çiçeği sularken seyrettim.” Durdu ve hemen yanında oturan eşine baktı; tıpkı, geceleri çiçeği sularken baktığı gibi. Gözlerini ondan ayırmadan şöyle dedi. “Her gece o çiçek ben oldum sanki!” Yaşlı adam konuştukça büyüyor, etrafındakilerin dikkatini bir mıknatıs gibi üzerine çekiyordu. O yaştaki bir adamdan beklenmeyen bir hareket yapıp dimdik durdu ve “Her gece o yattıktan sonra kalktım” dedi, mahcup bir ses tonuyla. “Sedef çiçeği, gece suyunu sevmez, Hakim bey. Eşim yattıktan sonra, onun saksıya döktüğü suyu boşalttım hep.”İhtiyar adam ağırlığını öbür ayağına verdikten sonra tüm günü toplayıp; “İhtiyarlık işte” dedi. “O gece ben de uyumuş kalmışım. Suçlandım, Hakim bey. Sesimi çıkarmadım.”&lt;br /&gt;Salon alkıştan inliyordu. Gözünden sevinç yaşları akan insanlar ihtiyar adamı alkışlıyorlardı&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-5420514138199189815?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/5420514138199189815/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=5420514138199189815' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/5420514138199189815'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/5420514138199189815'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/02/sedef-iei.html' title='Sedef Çiçeği'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8F12hT5XAI/AAAAAAAAAy0/UKkicmsw8Ts/s72-c/SEDEF.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-2427034591088910284</id><published>2008-02-24T05:41:00.000-08:00</published><updated>2008-02-24T05:44:48.743-08:00</updated><title type='text'>BENCILIN HIKAYESI</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8F0yRT5W_I/AAAAAAAAAys/2nZird27Xgg/s1600-h/7.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5170542254187174898" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8F0yRT5W_I/AAAAAAAAAys/2nZird27Xgg/s400/7.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;BENCILIN HIKAYESI&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;"Bencil "yalnız " olarak doğmuştu. Çok büyük sıkıntıları vardı yaşama gözlerini açarken. Aç ,güçsüz ve çaresizdi. Lakin bunu anlatacak çok güçlü bir silahı vardı Elinde " Gözyaşları" Sadece kendinidüşünmeliydi çünkü sadece o vardı ve tek başına idi.Derken önce "Şefkat " daha sonra da " Sevgi" ile tanıştı. Onu hemen kollarına almışlar, giydirip ısıtmışlar, karnını doyurmuşlar, şarkılar söyleyip uyutmuşlardı. Onun bütün kaprislerine içten birsıcaklıkla göğüs geriyordu onlar. Birde kalplerindeki en güzel duygularla sarıp sarmalıyorlardı onu büyürken "Bencil " şımarıktı. Onu dizginleyip uslandırmak oldukça güçtü.Bu yüzden bir süre sonra "Eğitim" devreye girdi."Bencil" oldukça asi idi. bir süre dirense de "Eğitimin " tatlı dili ve nezaketi onu gitgide eğitime doğru çekti. Ama gene de bencil arasıra ortadan kaybolup "Oyun " denen eğlenceye kendini atıyordu artık onabenzeyen diğer " Benciller " de tanışıp arkadaşlık etmeye başlamıştı. küçük "Bencil "Diğer bencillerlezaman geçirdikçe birlikte "neşe " yi ve "Paylaşma " yı tanımaları fazla zaman almadı böylece. Aradan yıllar geçtikçe eğitimle daha sıkı fıkı oldular." Bencil sevgi şefkat eğitim ve paylaşımın arasında büyümeye devam ediyordu. Onlarsa aralarında hep "mutluluk " denen birinden bahsediyorlardı. Dayanamadı bir gün sordu eğitime :&lt;br /&gt;"Ne idi mutluluk"&lt;br /&gt;"Mutluluk senin içinde" dedi. "Yeterki onu hisset. Öyle bir hisset ki çevrendekilere de yayılsın." Yalnızunutma onu korumak biraz da senin elinde. Mutluluk birazda çaba ve özveri ister. Ama inan "Bencil" buhepsine değer. Bencil o anda içinde "mutluluğu " hissetti. Sımsıcaktı ve hiç de sandığı kadar uzakta dadeğildi. Mutluluk kendi içinde ve yanı başında idi.Başından beri hep tek başına olduğunu sanıyordu ama aslında hiç yalnız değildi. Özellikle Sevgi ve şefkat onu hiç bir zaman. Yalnız bırakmamış herzaman destek olmuşlardı. Gözleri yaşardı "Bencilin" Nasıl olup da bunları şimdiye kadar bunları düşünememişti. Şimdi sevgi ve şefkati içinde ta derinden hissediyordu. Öyle güzel bir duygu idi ki bu…Daha sonra diğer bencilleri ve paylaştıklarını düşündü. Neşelenmişti işte o an eğitimle göz göze geldiler.&lt;br /&gt;Eğitim ona gülümseyerek dedi ki "Artık senin benimle bu en son günün " Bencil ağlamaklı oldu birden ne kadar da alışmıştı ki ona…&lt;br /&gt;" Bencil herşey için teşekkür ederim eğitimini başarıyla tamamladın. Sen tanıdığım en başarılı öğrencimdin. Keşke herkes senin gibi olsa idi Bundan sonra seni YAŞAMIN kollarına atıyorum artık sana "İNSAN" diyeceğiz. İNSAN hiç bir zaman eğitimi ve onun ona verdiklerini unutmadı. Yaşama koştu ve ona kucak açtı artık aldıklarını tek tek Yaşama verme zamanı gelmişti Artık paylaşma zamanı idi Sevgi ve şefkat ise onunla birlikte mutlulukla yaşamdaki diğer İNSANLARA gülümsüyordu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-2427034591088910284?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/2427034591088910284/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=2427034591088910284' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/2427034591088910284'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/2427034591088910284'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/02/bencilin-hikayesi.html' title='BENCILIN HIKAYESI'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R8F0yRT5W_I/AAAAAAAAAys/2nZird27Xgg/s72-c/7.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-5926551126379117702</id><published>2008-01-30T06:33:00.000-08:00</published><updated>2008-01-30T06:37:49.527-08:00</updated><title type='text'>YALNIZ ADAM ve KIRLANGIÇ</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R6CLuLRzGZI/AAAAAAAAAwc/-pZKaPLsADY/s1600-h/KIRLANGI%C3%87.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5161278798384273810" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R6CLuLRzGZI/AAAAAAAAAwc/-pZKaPLsADY/s320/KIRLANGI%C3%87.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;YALNIZ ADAM ve KIRLANGIÇ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Karlı bir kış günüymüş... Yağan kardan üşümüş küçük kırlangıç, yalnız bir adamın penceresinin dışına gelip gagasıyla camı tıkırdatmış, adeta adamın onuniçeri girmesine müsade etmesini istemiş. Yalnız adam bu isteği görmüş, "olmaz alamam, git başımdan" der gibi kuşu kovalamış, sonra da kendi kendine söylenmiş;"Hıh, camı tıkırdatmakla kendisini içeri alacağımı mı sanıyor acaba..?"&lt;br /&gt;Gecenin ilerleyen saatlerinde canı sıkılmış,rüzgar ve soğuk arttıkça yalnız adamı daha başka düşünceler sarmış,kırlangıcın arkadaşlığını geri tepmekten biraz pişmanlık duymuş... "Keşke kuşu içeri alsaydım. Ona biraz yiyecek verirdim. Minik kuş oradan oraya uçar, neşeli sesler çıkartır, cıvıldar, yalnızlığımı paylaşırdı. " demiş. Ertesi sabah ilk iş pencereyi açıp,etrafına bakınmış adam, belki kırlangıç oralarda bir yerlerde olabilir diye düşünmüş.Ama görememiş zavallı kırlangıcı...&lt;br /&gt;Uzun kış geçmiş, yine yaz gelmiş...Etrafta kırlangıçlar, cıvıldıyarak uçmaya başlayınca;yalnız adam, heyecanla camını sonuna kadaraçıp kuşu beklemiş... Ama hiç gelen olmamış.&lt;br /&gt;Onun hevesle havada uçan kuşlara baktığını gören komşusu hikayeyi öğrenince hafif buruk bir sesle: "Sevgili komşum, anlaşılan sen kırlangıçların sadece 6 aylık bir ömürleri oduğunubilmiyordun?" demiş. Bunu işiten yalnız adam çok üzülmüş ama üzülmek için de artık geç kaldığını anlamış...&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Dikkatli olun...Farkında olun...Kendinize bir sorun...Acaba, siz kaç kırlangıç kovaladınız?&lt;br /&gt;Hiç geri çevirmediniz mi bugüne kadar size sunulan bir dostluğu?&lt;br /&gt;Hayatta bazı fırsatlar vardır ki, sadece birkez karşımıza çıkar,değerini bilemezsek kaçıp giderler.Ve asla geri gelmezler.... : &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;a href="http://www.esentepeyazilar.blogspot.com/"&gt;Sağlık ve kültür haberleri&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-5926551126379117702?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/5926551126379117702/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=5926551126379117702' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/5926551126379117702'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/5926551126379117702'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/01/yalniz-adam-ve-kirlangi.html' title='YALNIZ ADAM ve KIRLANGIÇ'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R6CLuLRzGZI/AAAAAAAAAwc/-pZKaPLsADY/s72-c/KIRLANGI%C3%87.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-4245625480016218636</id><published>2008-01-30T06:20:00.000-08:00</published><updated>2008-01-30T06:25:15.178-08:00</updated><title type='text'>KÜÇÜK İSTAVRİTİN ÖYKÜSÜ</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R6CIsLRzGYI/AAAAAAAAAwU/nPN1EsqXxyI/s1600-h/istavrit.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5161275465489652098" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R6CIsLRzGYI/AAAAAAAAAwU/nPN1EsqXxyI/s320/istavrit.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#ff6666;"&gt;KÜÇÜK İSTAVRİTİN ÖYKÜSÜ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Küçük istavrit, yiyecek bir şey sanıp hızla atıldı çapariye önce müthiş bir acı duydu dudağında gümbür gümbür oldu yüreği sonra hızla çekildi yukarıya... Aslında hep merak etmişti denizlerin üstünü neye benzerdi acep gökyüzü.Bir yanda büyük bir merak biryanda ölüm korkusu."Dudağı yarıklar " denir, şanslıdır onlar, hani görüpte gökyüzünü, insanı oltadan son anda kurtulanlar.Ne çare balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu küçük istavrit anladı yolun sonu. Koca denizlere sığmazdı yüreği. Oysa, şimdi yüzerken küçücük yeşil leğende, ansız uzanıvermiş dostlarına değiyordu minik yüzgeci.İnsanlar gelip geçtiler önünden bir kedi yalanarak baktı gözünün içine yavaşça karardı dünya, başı da dönüyordu. Son bir kez düşündü derin maviyi, beyaz mercanı bir de yeşil yosunu.İşte tam o anda eğilip aldım onu. Yürüdüm deniz kenarına bir öpücük kondurdum başına,iki damla gözyaşından ibaret sadebir törenle, saldım denizin sularına.Bir an öylece baka-kaldıSonra sevinçle dibe daldı. Gitti tüm kederimi söküp atarak, teşekkürü de ihmal etmemişti. Bir kaç değerli pulunu Elime, avuçlarıma bırakarak. Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme. Sorar gibiydiler, neden yaptın bunu niye? " Bir gün dedim, bulursam kendimi yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz, Son ana kadar hep bir umudum olsun diye... " &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-4245625480016218636?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/4245625480016218636/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=4245625480016218636' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/4245625480016218636'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/4245625480016218636'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/01/kk-istavritin-yks.html' title='KÜÇÜK İSTAVRİTİN ÖYKÜSÜ'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R6CIsLRzGYI/AAAAAAAAAwU/nPN1EsqXxyI/s72-c/istavrit.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-2148112035117999365</id><published>2008-01-29T12:34:00.001-08:00</published><updated>2008-01-30T05:14:50.257-08:00</updated><title type='text'>ANZAKLI ÖMERİN HİKAYESİ</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R5-N_LRzGRI/AAAAAAAAAvc/KDAFu2U7QOM/s1600-h/%C3%A7anakkale.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5160999814488594706" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R5-N_LRzGRI/AAAAAAAAAvc/KDAFu2U7QOM/s320/%C3%A7anakkale.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ANZAKLI ÖMERİN HİKAYESİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1957 yılında İstanbul Tıp Fakültesi'nden mezun olup ihtisas yapmak üzere ABD'ye giden doktor Ömer Musluoğlu görev yaptığı hastahanede başından geçen çok enteresan bir hadiseyi şöyle anlatıyor:&lt;br /&gt;"Amerika 'ya gittiğim ilk yıllar ( 1957) lisanım pek o kadar iyi değil. Newyork'da Medical Center Hospital adlı bir hastahanede görev almıştım. Fakat vazifem kan almak, kan vermek, serum takmak, elektro kardiyografi çekmek gibi işler.. Hastaya o kadar önem veriyorlar ki yeni doktorlar hemen direk olarak hasta muayenesine, tedavisine verilmiyor. Diğer zamanlarda da laboratuarda çalışıyorum. Bir hastaya gittim. Yaşlıca bir adam. Tahminen yetmiş beş yaşlarında. İngilizce konuşuyorum. Kan vereceğim kolunuzu açar mısınız? Çünkü adamcağız kanser hastası olduğu halde üstelik kansızdı. Elimde kan torbası da var tabii ki.. pazusunu açtım. Baktım pazusunda dövme şeklinde bir Türk bayrağı var. Çok ilgimi çekti benim. Kendisine sormadan edemedim. Siz Türk müsünüz?&lt;br /&gt;Kaşlarını yukarıya kaldırarak "Hayır" manasına işaret yaptı. Ama ben hala merak ediyorum: Peki bu kolunuzdaki Türk bayrağı nedir? "Aldırma işte öylesine bir şey dedi. Ben yine ısrarla dedim ki: “Fakat benim için bu bayrak çok önemli. Dikkatimi çekti. Çünkü bu benim milletimin bayrağı, benim bayrağım...” Bu söz üzerine gözlerini açtı. Derin derin yüzüme baktı ve mırıltı halinde sordu:&lt;br /&gt;“Siz Türk müsünüz?” “Evet Türk'üm” İhtiyar gözlerime bakarak tanıdık bir göz arıyor gibiydi. Anlatmaya başladı:&lt;br /&gt;“Yıl 1915. Sen hatırlamazsın o yılları. Çanakkale diye bir yer var Türkiye'de, orada savaşmak üzere bütün Hıristiyan devletlerden asker topluyorlardı. Ben Anzak'tım Avustralya Anzaklarından ... İngilizler bizi toplayıp dediler ki: Barbar Türkler Hıristiyan dünyasını yakıp yıkacaklar. Bütün dünya o barbarlara karşı cephe açmış durumda. Birlik olup üzerine gideceğiz. Bu savaş çok önemlidir. Biz de inandık sözlerine vaatlerine... Savaşmak isteyenler arasına katıldık. ”Avustralyalı Anzak ihtiyar anlatmaya devam ediyordu: “Bizim beynimizi yıkayan İngilizler, Türklere karşı topladığı askerlerin tamamını Çanakkale'ye sevk ediyorlarmış. Bizi gemilere doldurup Mısır'a getirdiler o zaman Mısır'da şöyle böyle birkaç ay talim gördük. Atış talimi. Ondan sonra da bizi alıp Çanakkale'ye getirdiler. Savaşın şiddetini ben ilk orada gördüm. Öyle ki denize düşen gülleler suları metrelerce yukarı fışkırtıyor, gökyüzünde havai fişekler, geceyi gündüze çeviriyordu zaman zaman... Her taarruzda bizden de Türklerden de yüzlerce insan hayatının baharında can veriyordu. Fakat biz hepimiz Türklerdeki gayret ve cesareti uzaktan gördükçe şaşırıyorduk. Teknolojik yönden çok çok üstün olduğumuz gibi sayı bakımından da fazlaydık. Peki onlara bu cesaret ve kuvveti veren şey neydi? İlk başlarda zannediyordum ki İngilizlerin bize anlattığı gibi, Türkler barbarlıktan böyle saldırıyorlar. Meğer barbarlıktan değil, kalplerinde ki vatan sevgisinden kaynaklanıyormuş. Bunu nereden anladığımı söyleyeyim. Biz karaya çıktık. Taarruz edemiyoruz. Bizi püskürtüyorlar. Tekrar taarruz ediyoruz. Bizi tekrar püskürtüyorlar. Tekrar taarruz ediyoruz. Derken böyle bir taarruzda başımdan yediğim bir dipçik darbesiyle kendimden geçmişim.”&lt;br /&gt;Meraktan ağzım açık yaşlı Avustralyalıyı dinliyorum. Savaşın dehşetli anılarını anlatırken hastalığına rağmen tir tir titremeye başlamıştı. Devam etti:&lt;br /&gt;“Gözlerimi açtığımda kendimin yabancı insanların arasında gördüm. Nasıl korktuğumu anlatamam. Çünkü İngilizler bize Türkleri barbar, vahşi kimseler olarak tanıttı ya... Ama dikkat ettim. Yaralarımı sarmışlar. Bana hiç de öfkeli bakmıyorlar. Kendime geldim iyice bu defa çantalarında bulunan yiyeceklerden ikram ettiler bana. iyi biliyorum ki onların yiyecekleri çok çok azdı. Bu haldeyken bile kendileri yemeyip bana ikram ediyorlardı. Şoke oldum doğrusu. Dedim ki, kendi kendime:&lt;br /&gt;Bu adamlar isteseler şu anda beni öldürürler. Ama öldürmüyorlar... Veyahut isteseler önceden öldürebilirlerdi. Halbuki beni cephenin gerisine götürdüler. Biz esirlere misafir gibi davranıyorlardı. Bu duygularla "Yazıklar olsun bana" dedim." Böyle asil insanlarla niye ben savaşıyorum. Niye savaşmaya gelmişim. Bu İngiliz milleti ne yalancıymış, ne kadar Türk düşmanıymış" diyerek pişman oldum. Ama bu pişmanlığım fayda etmiyor ki... Bu iyiliğe karşı ne yapsam düşündüm durdum günlerce..... Nihayet bizi serbest bıraktılar. Memleketime döndüm. işte memlekette Türk milletini ömür boyu unutmamak için koluma bu dövme Türk bayrağını yaptırdım. Bu bayrağın esrarı bu işte”&lt;br /&gt;Benim gözlerim dolu dolu ihtiyara bakarken o devam etti: “Talihin cilvesine bakın ki o zaman ölmek üzere iken yaralarımı iyileştirerek, sıhhate kavuşmama çaba sarf eden Türkler idi. Şimdi de Amerika gibi bir yerde yıllar sonra yine iyileştirmeye çaba sarf eden bir Türk... Ne garip değil mi? Avustralya'dan Amerika'ya gelirken bir Türkle karşılaşacağımı hiç tahmin etmezdim. Size minnettarım. Siz Türkler gerçekten çok merhametli insanlarsınız. Bizi hep kandırmışlar... Buna bütün kalbimle inanıyorum. Peşinden nemli gözlerle&lt;br /&gt;"Bana adınızı söyler misiniz? dedi. "Ömer" cevabını verdim. Gayet merakla tekrar sordu:&lt;br /&gt;Peki niçin Ömer ismini, vermişler sana ? Babam müslümanların ikinci halifesi isminden ilham alarak bana Ömer adı vermiş.&lt;br /&gt;Yahu senin adın müslüman adı mı?&lt;br /&gt;Ben "Evet, Müslüman adı" deyince yüzüme baktı baktı, birden doğrulmak istedi. Ben mani olmak istedim. Israr etti. Ama niye ısrar ediyordu? İhtiyarın ısrarına dayanamayıp yatakta oturmasına yardım ettim. Gözleri dolu doluydu. Yüzüme bakarak dedi ki:&lt;br /&gt;“Senin adın güzelmiş. Benim adım şimdiye kadar Mr. Josef Miller idi. Şimdiden sonra "Anzaklı Ömer" olsun.&lt;br /&gt;"Olsun. Peki doktor beni müslüman eder misin? Müslüman olmak zor mu?" Şaşırdım. Nasıl da birdenbire Müslüman olmaya karar vermişti. Meğer o yaşa gelinceye kadar içten içe hep düşünüyormuş da kimseyle konuşamadığı için , soramadığı için konuşamıyormuş.&lt;br /&gt;Tabii dedim müslüman olmak çok kolay. Sonra kendisine imanın ve islamın şartlarını anlattım. Kabul etti. Hem kelime-i Şahadet getiriliyor, hem de çocuklar gibi ağlıyordu. Yaşlılık bir yandan, hastalık bir yandan bir de yıllardan beri içinde kavuşmak isteyip de bilemediği için kavuşamadığı islamiyete olan hasretin sona ermesi bir yandan bu yaşlı gönlü duygulanmıştı... Mırıldandı: Siz müslümanlar tesbih çekersiniz bana da bir tesbih bulsan da ben de yattığım yerden tesbih çekerek Allah'ımı ansam olur mu?&lt;br /&gt;Bu sözden de anladım ki dedelerimiz savaş esnasında Hakk’ı zikretmeyi ihmal etmiyormuş. Neyse uzatmayayım hemen bir tesbih bulup kendisine getirdim. Hasta yatağında tesbih çekiyor, biz de gerektiğinde tedavisiyle ilgileniyorduk. Fakat benim için o daha bir başkalaşmıştı. Müslüman olmuştu. Bir gün yanına gittiğimde samimi bir şekilde rica etti.&lt;br /&gt;Beni yalnız bırakma olur mu?&lt;br /&gt;Ne gibi Ömer amca?&lt;br /&gt;Ara sıra gel de bana islamiyeti anlat! sen çok güzel şeylerden bahsediyorsun. O sözleri duydukça kalbim ferahlıyor. O günden sonra her gün yanına gittim. Bildiğim kadarıyla dinimizi anlattım.&lt;br /&gt;Fakat günden güne eriyip tükeniyordu. Kaç gün geçti tam hatırlamıyorum . Hastanenin genel hoparlöründen bir anons duydum.&lt;br /&gt;"Doktor Ömer! Lütfen 217 numaralı odaya gelin!" Dedim ki içimden "Bizim Ömer amca galiba yolcu?" hemen yukarı çıktım.&lt;br /&gt;Odasına vardığımda gördüğüm manzara aynen şöyleydi: Sağ elinde tesbih açık duran sol kolunun pazusunda dövme Türk bayrağı, göğsünde imanı ile, koskoca Anzaklı Ömer son anlarını yaşıyordu. Hemen başucuna oturdum. Kendisine kelime-i şahadet söylettirdim. O şekilde kucağımda teslim-i ruh etti....&lt;br /&gt;Bir Çanakkale gazisi görmüştüm. Yıllar sonra da olsa Müslüman Türk milletine olan sevgisi sayesinde kendisine iman nasip olmuştu.&lt;br /&gt;"Ne yalan söyleyeyim, ağladım."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;a href="http://www.esentepeyazilar.blogspot.com/"&gt;Kültür Sanat Tarih Bilim Sağlık Bilgileri için Tıklayın&lt;/a&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-2148112035117999365?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/2148112035117999365/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=2148112035117999365' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/2148112035117999365'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/2148112035117999365'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/01/anzakli-merin-hikayesi.html' title='ANZAKLI ÖMERİN HİKAYESİ'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R5-N_LRzGRI/AAAAAAAAAvc/KDAFu2U7QOM/s72-c/%C3%A7anakkale.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-7836171319149777450</id><published>2008-01-29T12:28:00.000-08:00</published><updated>2008-01-29T12:31:35.186-08:00</updated><title type='text'>AFFIN ERDEMİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R5-M37RzGQI/AAAAAAAAAvU/BypgtuFL24Q/s1600-h/kimselerbilmedibilemediug3.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5160998590422915330" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R5-M37RzGQI/AAAAAAAAAvU/BypgtuFL24Q/s320/kimselerbilmedibilemediug3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;AFFIN ERDEMİ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Bir gün trenle seyahat eden birisi tesadüfen son derece huzursuz olan genç bir adamın yanına oturmuş. Bir sure sonra, genç adam, uzak bir hapishaneden henüz çıkmış bir mahkum olduğunu açıklamış. Mahkumiyeti ailesine o kadar utanç vermiş ki, ne ziyaretine gelmişler, ne de bir mektup yollamışlar. Ama fakir oldukları için seyahat edemediklerini, cahil oldukları için mektup yazamadıklarını umuyor; her şeye rağmen kendisini affetmiş olmalarını hayal ediyormuş.&lt;br /&gt;Ailesinin işini kolaylaştırmak için, kendilerine mektup yazıp tren kasabanın eteklerindeki çiftliklerinden geçerken bir işaret koymalarını söylemiş. Ailesi kendisini affetmişse, raylara yakın bir elma ağacına beyaz bir kurdele bağlayacaklarmış. Eğer kendisinin geri dönmesini istemiyorlarsa, hiç bir şey yapmayacaklar, o da trende kalıp Batıya gidecek, belki de bir serseri olacakmış.&lt;br /&gt;Tren, kasabasına yaklaşırken heyecanı o kadar artmış ki, pencereden dışarı bakmaya cesaret edemiyormuş. Kompartıman arkadaşı kendisiyle yer değiştirip onun yerine elma ağacına bakacağını söylemiş. Bir dakika sonra elini genç mahkumun koluna koymuş,&lt;br /&gt;“Şuraya bak” demiş.&lt;br /&gt;Göz pınarlarında biriken yaşlarla gözleri parlıyormuş.&lt;br /&gt;“Her şey yolunda, bütün ağaç bembeyaz kurdelelerle bezenmiş”.&lt;br /&gt;O anda bir ömrü zehirleyen tüm acılar, adeta, birden dağılmış, kaybolmuş.&lt;br /&gt;“Affetmezseniz sevemezsiniz. Sevgisiz hayat da anlamsızdır”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.esentepeokulu.com/"&gt;Hikayeler için Ziyaret Ediniz&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-7836171319149777450?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/7836171319149777450/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=7836171319149777450' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/7836171319149777450'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/7836171319149777450'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/01/affin-erdemi.html' title='AFFIN ERDEMİ'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R5-M37RzGQI/AAAAAAAAAvU/BypgtuFL24Q/s72-c/kimselerbilmedibilemediug3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-2154320464928453707</id><published>2008-01-22T11:48:00.001-08:00</published><updated>2008-01-22T11:49:51.613-08:00</updated><title type='text'>YÜZÜCÜ</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R5ZIxmDJwyI/AAAAAAAAAuQ/QqJRkDJHbcY/s1600-h/2498.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5158390440064041762" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R5ZIxmDJwyI/AAAAAAAAAuQ/QqJRkDJHbcY/s320/2498.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;YÜZÜCÜ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;4 Temmuz 1952 günü 34 yaşında bir kadın, Pasifik Okyanusu'na dalarak, Catalina adasından, 21 mil batısında kalan Kaliforniya'ya doğru yüzmeye başladı. Eğer başarılı olursa, bunu yapan ilk kadın olacaktı. Adı Florence Chadwick olan bu yüzücü, Manş Denizi'ni her iki yönde gecen ilk kadındı.&lt;br /&gt;O sabah su, vücudu uyuşturacak kadar soğuktu ve sis o kadar yoğundu ki, beraberindeki tekneleri güçlükle seçebiliyordu. Milyonlarca insan televizyonlarından onu izliyordu, köpekbalıkları ve dondurucu soğuğun etkisini hiçe sayarak 15 saat yüzdü. Yakındaki bir teknede bulunan annesi ve antrenörü, karaya çok yaklaştıklarını ve devam etmesini söyledilerse de o, kendisini sudan çıkarmalarını istedi. Azimli yüzücü, Kaliforniya kıyısına yarım mil kala sudan çıkışının nedenini şöyle açıkladı :&lt;br /&gt;“Karayı görebilseydim, başarabilirdim!"&lt;br /&gt;Vazgeçmesinin nedeni ne yorgunluk, ne de soğuktu... Tek neden, sis yüzünden karayı görememekti. Bu hayatın bir gerçeğiydi:&lt;br /&gt;Bir şeyi başarabilmek için, ortada gözle görülür bir hedef olmalıydı!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-2154320464928453707?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/2154320464928453707/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=2154320464928453707' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/2154320464928453707'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/2154320464928453707'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/01/yzc.html' title='YÜZÜCÜ'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R5ZIxmDJwyI/AAAAAAAAAuQ/QqJRkDJHbcY/s72-c/2498.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-8480041560990959167</id><published>2008-01-22T11:45:00.001-08:00</published><updated>2008-01-22T11:47:34.795-08:00</updated><title type='text'>YAŞAYARAK ÖĞRENME</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R5ZIT2DJwxI/AAAAAAAAAuI/o-j5q8-H7ck/s1600-h/cocuk.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5158389928962933522" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R5ZIT2DJwxI/AAAAAAAAAuI/o-j5q8-H7ck/s320/cocuk.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;YAŞAYARAK ÖĞRENME&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bir çocuk kınanırsa her zaman&lt;br /&gt;O da yapamaz başkalarını ayıplamadan&lt;br /&gt;Ve düşmanlık görürse durmadan&lt;br /&gt;Kaçamaz hiçbir zaman kavgadan&lt;br /&gt;Onunla edilirse alay&lt;br /&gt;Utancı öğrenir en kolay,&lt;br /&gt;Ve utançla yaşarsa eğer&lt;br /&gt;Suçlamayı kendisine iş eder&lt;br /&gt;Hoşgörü esirgenmezse ondan&lt;br /&gt;Sabrı da öğrenir bir yandan&lt;br /&gt;Ve verilirse ona cesaret&lt;br /&gt;Nedir, Öğrenir kendine güvenmek.&lt;br /&gt;Övgüyle ödüle layık görülürse çocuk&lt;br /&gt;Hep almayı değil vermeyi de öğrenir çabuk.&lt;br /&gt;Ve güven duyulmuşsa kendisine&lt;br /&gt;O da kulak verecektir dostluğun sesine&lt;br /&gt;Bir çocuk başkalarından görürse beğeni&lt;br /&gt;Bilir kendisinin de sevmesi gerektiğini.&lt;br /&gt;Ve ilgi,dostluk görürse eğer&lt;br /&gt;Sevgiyi sevgiyle yürekten sezer.&lt;br /&gt;Sevgiyi bulunca kucak dolusu&lt;br /&gt;Dünya ile arkadaşlık kurmakta&lt;br /&gt;Kalmaz korkusu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dorothy Law Nolte&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-8480041560990959167?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/8480041560990959167/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=8480041560990959167' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/8480041560990959167'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/8480041560990959167'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/01/yaayarak-renme.html' title='YAŞAYARAK ÖĞRENME'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R5ZIT2DJwxI/AAAAAAAAAuI/o-j5q8-H7ck/s72-c/cocuk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-926764889214428972</id><published>2008-01-22T11:37:00.000-08:00</published><updated>2008-01-22T11:38:01.825-08:00</updated><title type='text'>TÜRK HALKININ KANINDA OLAN HASTALIKLAR…</title><content type='html'>&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;TÜRK HALKININ KANINDA OLAN HASTALIKLAR…&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;1-Kardan adama tekme atma hastalığı, (ÜÇ DEFA YAPTIM ÜÇÜNÜDE NAALÇAKLAR YIKTILAR OYSA TAM BIR SANAT ESERIYDI)&lt;br /&gt;2-Yeni atılmış bir betona basma ve isim yazma hastalığı,&lt;br /&gt;3-Gazete ve dergilerdeki resimlere sakal, bıyık ve gözlük yapma hastalığı,&lt;br /&gt;4-En iyi arabayı ben kullanıyorum zannetme hastalığı,&lt;br /&gt;5-Kar topunun içine buz koyma hastalığı,&lt;br /&gt;6-Cep telefonu kullanımının yasak olduğu ortamlarda illede görüşme yapma hastalığı,&lt;br /&gt;7-Belediyenin duraklara koyduğu saatlerin yelkovan ve akrebini sökme hastalığı,&lt;br /&gt;8-Kumsalda Deve güreşi yapma hastalığı,&lt;br /&gt;9-Şahin marka arabayı, Doğan görünümlü yapma hastalığı,&lt;br /&gt;10-Ağaçlara ve parktaki banklara kalp ve isim baş harfi kazıma hastalığı,&lt;br /&gt;11-Derslerini çalışıp sınıfını geçenleri inek sanma hastalığı,&lt;br /&gt;12-Mesleğimizdeki ünvanımızı ingilizce olarak söyleme hastalığı,&lt;br /&gt;13-Tiki olan insanların tikleri ile uğraşma hastalığı,&lt;br /&gt;14-Iskanbil kağıtlarından kule yapan birinin kulesini bozmaya çalısma hastalığı,&lt;br /&gt;15-Cep telefonu ile bağıra bağıra konuşma hastalığı,&lt;br /&gt;16-Reklam için duvarlara veya panolara yapıştırılan afişleri yırtma hastalığı,&lt;br /&gt;17-Tuvalet duvarlarını defter sanma hastalığı,&lt;br /&gt;19-Trafikte bizi geçen bir araçı mutlaka yakalayıp onu geçmeyi ilke sayma hastalığı,&lt;br /&gt;20-Sinyal verir vermez şerit değiştirip, kazaya sebebiyet verdiğimizde sinyal verdik görmüyon mu deme hastalığı,&lt;br /&gt;21-Ara yollardan ana yola çıkacak araca yol vermeme hastalığı,&lt;br /&gt;22-Ünlü birini gördüğümüzde ona el sallama hastalığı,&lt;br /&gt;23-Ünlü birini gördüğümüzde onunla fotoraf çektirip çok samimiyiz havası verme hastalığı,&lt;br /&gt;24-Yaşamadığımız bir şeyi yaşamış gibi anlatıp ona kendimizi inandırma hastalığı,&lt;br /&gt;25-Otobüs durağa yanaştığında illede ön kapıdan inmeye çalışma hastalığı,&lt;br /&gt;26-Otobüs koltuklarını yırtma ve üzerlerine acayip acayip yazılar yazma hastalığı,&lt;br /&gt;27-Minibüs şoföriyseniz beğenmeseniz bile mutlaka kral fm dinleme hastalığı,&lt;br /&gt;28-Trafikte kırmızı ışıkta dururken, yeşil ışık yanar yanmaz kornaya basma hastalığı,&lt;br /&gt;29-Trafikte kırmızı ışıkta dururken burun karıştırma hastalığı,&lt;br /&gt;30-Kimsenin herhangi bir konu hakkında bilgisi olmadığını anladığımız anda o konu hakkında atıp tutma hastalığı,&lt;br /&gt;31-Elektrik,su,doğalgaz,vergi,trafik cezası vb... faturaları son gününde ödeme hastalığı,&lt;br /&gt;32-Kar yağdığında eve bolca ekmek alma hastalığı,&lt;br /&gt;33-Grup halinde bir meydana konan güvercinlerin üzerine koşup onları kaçırmaya çalışma hastalığı,&lt;br /&gt;34-Evli olanların bekarlara "sakın ha evlenme" demesi hastalığı,&lt;br /&gt;35-Aynı filme giden insanların filmden çıktıktan sonra filmi birbirlerine anlatmaları hastalığı,&lt;br /&gt;36-18 yaşına geldiği gün bara gitme hastalığı,&lt;br /&gt;37-Eline silah geçen birinin hemen o silahla şaka yapma ihtiyacı duyması hastalığı,&lt;br /&gt;38-Arabayla yolda giderken tanıdık birini görünce arabayı şakadan onun üzerine doğru sürme hastalığı,&lt;br /&gt;39-Takım elbise giyince elini cebe sokma hastalığı,&lt;br /&gt;40-Tuttuğu takım galip gelince havaya silah sıkma hastalığı.....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-926764889214428972?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/926764889214428972/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=926764889214428972' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/926764889214428972'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/926764889214428972'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/01/trk-halkinin-kaninda-olan-hastaliklar.html' title='TÜRK HALKININ KANINDA OLAN HASTALIKLAR…'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-3551502147291809264</id><published>2008-01-22T11:33:00.000-08:00</published><updated>2008-01-22T11:35:47.030-08:00</updated><title type='text'>ADAM VE ÇOCUK</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R5ZFjGDJwwI/AAAAAAAAAuA/Etsbr1ki540/s1600-h/rkaran1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5158386892421055234" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R5ZFjGDJwwI/AAAAAAAAAuA/Etsbr1ki540/s320/rkaran1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;ADAM VE ÇOCUK&lt;br /&gt;Adam yorgun argın eve döndüğünde 5 yaşındaki oğlunu kapının önünde beklerken bulmuş. Çocuk babasına "baba 1 saatte ne kadar para kazanıyorsun?" diye sormuş. Zaten yorgun gelen adam "bu senin işin değil" diye yanıtlamışţı. Bunun üzerine çocuk "babacım lütfen bilmek istiyorum" diye yanıt vermiş. Adam, "illaki bilmek istiyorsan 20 dolar" diye yanıt vermiş. Bunun üzerine çocuk, "peki bana 10 dolar borç verir misin" diye sormuş. Adam iyice sinirlenip "benim, senin saçma oyuncaklarına veya benzeri şeylerine ayıracak param yok hadi derhal odana git ve kapını kapat" demiş. Çocuk sessizce odasına çıkıp kapısını kapatmış adam sinirli sinirli bu çocuk nasıl böyle şeylere cesaret eder diye düşünmüş.&lt;br /&gt;Aradan bir saat geçtikten sonra adam biraz daha sakinleşmiş ve çocuğa parayı neden istediğini bile sormadığını düşünmüş. Belki de gerçekten lazımdı. Yukarı çocuğun odasına çıkmış ve kapıyı açmış.Yatağında olan çocuğa "uyuyor musun ?" diye sormuş. Çocuk, "hayır" diye yanıtlamış. "Al bakalım istediğin 10 doları sana az önce sert davrandığım için üzgünüm ama uzun ve yorucu bir gün geçirdim" demiş. Çocuk sevinçle haykırmış "teşekkürler babacığım". Yastığının altından diğer buruşuk paraları çıkarmış adamın suratına bakmış ve yavaşça paraları saymış bunu gören adam iyice sinirlenerek "paran olduğu halde neden benden para istiyorsun, benim, senin saçma çocuk oyunlarına ayıracak vaktim yok" demiş. Çocuk, "ama yeterince yoktu" demiş ve paraları babasına uzatarak ;&lt;br /&gt;"İşte 20 dolar, 1 saatini alabilir miyim ?" demiş... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-3551502147291809264?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/3551502147291809264/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=3551502147291809264' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/3551502147291809264'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/3551502147291809264'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/01/adam-ve-ocuk.html' title='ADAM VE ÇOCUK'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R5ZFjGDJwwI/AAAAAAAAAuA/Etsbr1ki540/s72-c/rkaran1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-8992553109406253021</id><published>2008-01-22T11:31:00.000-08:00</published><updated>2008-01-22T11:32:49.075-08:00</updated><title type='text'>MÜHENDİS VE YÖNETİCİ</title><content type='html'>&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;MÜHENDİS VE YÖNETİCİ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Büyük bir şirketin üst düzey yöneticilerinden biri bir gün New York üzerinde balonla dolaşmaya çıkar. Aksilik bu ya, pusulasını aşağıya düşürür ve kaybolur. İnmek için uygun bir yer ararken bir gökdelenin tepesinde sigara içen bir adam görür ve alçalır ;&lt;br /&gt;"Pardon. Ben neredeyim acaba?" diye sorar.&lt;br /&gt;"Yerden 500 feet yükseklikte bir balonun içindesin" der adam. Yönetici sinirlenir :&lt;br /&gt;"Sen mühendissin değil mi?" diye sorar.&lt;br /&gt;"Evet." der adam. "Nereden bildin?"&lt;br /&gt;"Çünkü başım belada ve sana bir soru soruyorum. Verdigin cevap 100% dogru fakat hiç bir işime yaramıyor."&lt;br /&gt;"Sen de yöneticisin değil mi?"&lt;br /&gt;"Evet, sen nereden bildin?"&lt;br /&gt;"Çünkü yerden 500 feet yükseklikte bir balonun içinde kaybolmuşsun. Pusulan yok, berbat durumdasın. Fakat bu benim suçum oldu."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-8992553109406253021?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/8992553109406253021/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=8992553109406253021' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/8992553109406253021'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/8992553109406253021'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/01/mhendis-ve-ynetici.html' title='MÜHENDİS VE YÖNETİCİ'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-2314251047863864506</id><published>2008-01-22T11:27:00.000-08:00</published><updated>2008-01-22T11:31:04.847-08:00</updated><title type='text'>Maymunların Hikayesi</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R5ZEPGDJwvI/AAAAAAAAAt4/wPbZ1rWTZmU/s1600-h/maymun_komik.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5158385449312043762" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R5ZEPGDJwvI/AAAAAAAAAt4/wPbZ1rWTZmU/s320/maymun_komik.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Maymunların Hikayesi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Bir kafese 5 maymun koyarlar. Ortaya bir merdiven ve tepeye de büyük bir salkım muz. Her bir maymun merdiveni çıkarak muzlara ulaşmak istediğinde dışarıdan üzerine tazyikli soğuk su sıkarlar... Her maymun aynı denemeye giriştiğinde tazyikli soğuk su ile ıslatılır. Bütün maymunlar denemelerinin sonunda sırılsıklam olurlar. Bir süre sonra muzlara hareketlenen maymunlar diğerleri tarafından engellenmeye başlanır. Bir süre sonra su kapatılır ve maymunlardan biri çıkarılarak yerine yeni bir maymun konur. Yeni maymunun yaptığı ilk işi merdivenlere tırmanmak olur, fakat diğer eski 4 maymun yeni maymunu engeller ve döverler. Daha sonra ıslanmış eski maymunlardan biri daha yeni bir maymunla değiştirilir. Yeni maymun merdivene yaptığı ilk atakta dayağı da yer. Bu yeni maymunu en şiddetli ve istekli döven kafese ilk konan yeni maymundur. Islak maymunlardan üçüncüsü de değiştirilir. En yeni maymun ilk atağında diğerleri tarafından cezalandırılır. Kalan iki ıslak maymun hariç diğerlerinin en yeni maymunu neden dövdükleri konusunda bilgileri yoktur, fakat döverler. Son olarak 4. ve 5. ıslak maymun da yenileri ile değiştirilir. Tepede bir salkım muz olduğu halde artık hiçbir maymun merdivene yaklaşmamaktadır. Neden mi? Çünkü burada işler böyle gelmiş ve böyle gitmektedir...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen düşünüyorum da acaba biz ıslanmış maymunlardan mıyız, yoksa diğerlerinden mi? Türkiye’de “İşler böyle gelmiş böyle gitmektedir” diye düşünmeyelim. “Böyle gelmiş böyle gitmez” diye sorgulayalım. İş yaşantımızda yönetim ve liderlik stilimizin, sosyal yaşamlarımızda da anlayışımızın değişmesi gerekiyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-2314251047863864506?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/2314251047863864506/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=2314251047863864506' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/2314251047863864506'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/2314251047863864506'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/01/maymunlarn-hikayesi.html' title='Maymunların Hikayesi'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R5ZEPGDJwvI/AAAAAAAAAt4/wPbZ1rWTZmU/s72-c/maymun_komik.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-542975053907783602</id><published>2008-01-22T11:25:00.001-08:00</published><updated>2008-01-22T11:27:36.274-08:00</updated><title type='text'>KELEBEK</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R5ZDmGDJwuI/AAAAAAAAAtw/47d8Q0YP_jI/s1600-h/54108307dsc0187edtwebdr6.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5158384744937407202" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R5ZDmGDJwuI/AAAAAAAAAtw/47d8Q0YP_jI/s320/54108307dsc0187edtwebdr6.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;KELEBEK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün, bir kozada küçük bir delik açıldı ve bir adam bedenini bu küçücük delikten çıkarmaya çalışan kelebeği saatlerce seyretti. Sonra, kelebek sanki daha fazla ilerlemek istemiyormuş gibi durdu. Sanki, ilerleyebileceği kadar ilerlemişti ve artık daha fazla ilerleyemiyordu. Ve adam, kelebeğe yardım etmeye karar verdi. Eline bir makas aldı ve kozayı keserek deliği büyüttü. Kelebek kolayca dışarı çıktı. Fakat bedeni kocaman ve kanatları kuru ve buruşuktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam, kelebeği izlemeye devam etti, çünkü zamanla kanatlarının büyüyüp bedenini taşıyabilecek kadar genişleyebileceğini umut ediyordu. Fakat bu olmadı!… Gerçekte, kelebek ömrünün geri kalanını o kocaman bedeni ve kuru, buruşuk kanatları ile etrafta sürünerek geçirdi. Uçmayı hiç başaramadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adamın bu aceleci iyiliği içinde anlayamadığı, bu kısıtlayıcı kozanın ve kelebeğin o küçücük delikten dışarı çıkmak için verdiği mücadelenin, kelebek için gerekli olduğuydu. Çünkü bu, Yaratıcı'nın, yaşam sıvısının kelebeğin bedeninden kanatlarına doğru akmasını sağlamak için bulduğu yoldu, böylece kelebek kozadan kurtulduğu anda uçmaya hazır olabilecekti. Bazen mücadeleler, hayatımızda tam olarak gerek duyduğumuz şeylerdir. Eğer Yaratıcı, hayatımıza hiçbir engelle karşılaşmadan devam etmemize izin verseydi sakat kalırdık. Şimdi ve daha sonra olabileceğimiz kadar güçlü olmazdık. Asla uçamazdık…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güç istedim... Ve Yaratıcı, beni güçlü yapmak için karşıma zorluklar çıkardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilgelik istedim...Ve Yaratıcı bana çözmek için sorunlar verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zenginlik istedim...Ve Yaratıcı çalışmak için bana beyin ve güçlü kaslar verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cesaret istedim...Ve Yaratıcı üstesinden gelmem için bana tehlike verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi istedim...Ve Yaratıcı yardım etmem için sorunlu insanlar verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyilik istedim...Ve Yaratıcı bana fırsatlar verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstediğim hiçbir şeyi elde etmedim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhtiyacım olan her şeyi elde ettim. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-542975053907783602?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/542975053907783602/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=542975053907783602' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/542975053907783602'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/542975053907783602'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/01/kelebek.html' title='KELEBEK'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R5ZDmGDJwuI/AAAAAAAAAtw/47d8Q0YP_jI/s72-c/54108307dsc0187edtwebdr6.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-681473064621760833</id><published>2008-01-04T14:43:00.000-08:00</published><updated>2008-01-04T14:45:10.894-08:00</updated><title type='text'>Hepsi ödenmiştir</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3623jUJ4zI/AAAAAAAAAro/OClbmpOsrsI/s1600-h/iletisim.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5151756089247261490" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3623jUJ4zI/AAAAAAAAAro/OClbmpOsrsI/s320/iletisim.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff0000;"&gt;Hepsi ödenmiştir&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;Ev işlerinde annesine yardım eden Ahmet, annesine geldi ve ona kağıdı uzattı. Annesi ellerini önlüğüne kuruladıktan sonra kağıdı okumaya başladı :Çimleri biçtiğim için, 5 ytlBu hafta odamı temizlediğim için, 1 ytlAlışverişe gittiğim için, 1 ytlKüçük kardeşime baktığım için, 1 ytlÇöpü attığım için, 1 ytlİyi bir karne getirdiğim için, 5 ytlBahçeyi temizlediğim için, 2 ytlToplam borç 16 ytlAnnesi umutla kendisine bakan oğluna baktı. Eline bir kalem aldı, kağıdın arka yüzünü çevirdi ve şunları yazdı :Seni dokuz ay karnımda taşıdım: Bedava.Hasta olduğunda başını bekledim, elimden geleniyaptım, senin için dua ettim: Bedava.Yıllar boyu değişik nedenlerle senin için gözyaşı döktüm: Bedava.Senin için geceler boyu kaygı duyup, uykusuz kaldım: Bedava.Oyuncaklarını topladım, yemeğini hazırladım,giysilerini yıkadım, ütüledim: Bedava, yavrum.Ve bunların hepsini topladığın zamangerçek sevginin bedelinin olmadığını görürsün: Bedavadır çünkü.Oğlumuz annesinin yazdıklarını okuyunca gözleri doldu. Annesine baktı ve "Anneciğim, seni seviyorum." dedi. Sonra annesinin elinden kalemi aldı ve kağıda büyük harflerle şunları yazdı: "HEPSİ ÖDENMİŞTİR."&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-681473064621760833?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/681473064621760833/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=681473064621760833' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/681473064621760833'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/681473064621760833'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/01/hepsi-denmitir.html' title='Hepsi ödenmiştir'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3623jUJ4zI/AAAAAAAAAro/OClbmpOsrsI/s72-c/iletisim.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-564650627587563330</id><published>2008-01-04T14:09:00.000-08:00</published><updated>2008-01-04T14:18:26.526-08:00</updated><title type='text'>HALA ARAMIZDA BÖYLELERİNİN OLMASI NE KADAR GÜZEL</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;         HALA ARAMIZDA BÖYLELERİNİN OLMASI NE KADAR GÜZEL&lt;br /&gt;     Soğuk bir kış  gecesinde eve dönerken, kaldırımın ortalık yerinde duran genç bir adama rastladım. Derin derin soluk alıyor ve düşmemek için yanındaki elektrik direğine sarılıyordu. Bir vitrine bakıyormuş gibi yaparak göz ucuyla onu seyrettim. Otuzbeş-kırk yaşlarında olmalıydı ve üstü başı da bir sarhoştan beklenmeyecek kadar temizdi. Yanından geçenlerden bazıları yüksek sesle konuşarak içki içmenin kötülüğünden bahsediyor, bazıları da sadece alaylı gülümsemelerle yetiniyordu. Yolun boşalmasını kolladıktan sonra yavaşça yanına sokularak:         -İyi misiniz? diye sordum. Bir ihtiyacınız var mı?      &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;   Zorlukla arayabildiği dudaklarından iniltiye benzeyen tek bir kelime çıkabildi:         &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;-Hastayım...        &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt; Düşmemesi için bir kolunu beline dolayarak taksi beklemeye koyuldum. Akşam vakitlerinde kesilen kar yağışı tekrar başlamış, yavaş yavaş beyazlanmaya başlayan yollarda birbiriyle yarışan sokak köpeklerinin dışında bir  hayat emaresi kalmamıştı.&lt;br /&gt;         Gece yarısını geçtiğimiz için araba bulmaktan ümidimi kestiğim sırada, yanımda bir taksi duruverdi. Şoföre durumu anlatarak acele etmemiz gerektiğini söyledim. Hastamızı zor da olsa arka koltuğa yatırarak hastahanenin yolunu tuttuk ve verilen  serum tamamlanana kadar iki saate yakın bir süre başucunda bekledik.&lt;br /&gt;         Nöbetçi doktor, hastayı en azından donmaktan kurtardığımızı ifade ediyor, kendine gelmekte olan genç adam ise henüz konuşamadığı için, sadece gözlerimizin içine bakıp gülümsemekle yetiniyordu. Daha sonra onu şoförle birlikte tekrar arabaya bindirip evine götürdük. Hastamızın eşi, onun sık sık şeker komasına girdiğini bildiğinden müthiş bir paniğe kapılmış ve 5-6 yaşlarındaki yavrusunu da alıp sokağa fırlamıştı.&lt;br /&gt;     Bizi görünce koşarak yanımıza geldiler ve büyük bir sevinçle kucaklaştılar. Saatler süren yorgunluğumuz bir anda kaybolmuş, bize nasıl teşekkür edeceğini şaşıran o ailenin mutluluğu karsısında gözlerimiz dolu dolu olmuştu. Ellerimize sarılarak bizi uğurladıklarında, şoföre borcumun ne kadar olduğunu sordum. Bana fark ettirmeden gözyaşlarını silmeye çalışırken:&lt;br /&gt;            -Borçlu değil alacaklısın dostum, dedi. Böyle bir iyiliğe beni de ortak etmekle borcunu zaten ödemiştin. Ama belki de yirmi yıldır ağlamayı unutan bu adama bu güzel duyguyu hatırlattığın için alacaklı duruma düştün. O mert adamla kucaklaşıp helalleşirken, artık gecenin ayazını duymuyor ve evime yürüyerek gitmek istiyordum. Kim bilir? Belki de yolumun üzerinde yardımımı bekleyen bir insan daha bulabilirdim.                                              &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt; Cüneyd Suavi&lt;br /&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-564650627587563330?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/564650627587563330/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=564650627587563330' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/564650627587563330'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/564650627587563330'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/01/hala-aramizda-bylelerinin-olmasi-ne.html' title='HALA ARAMIZDA BÖYLELERİNİN OLMASI NE KADAR GÜZEL'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-2534876565104484175</id><published>2008-01-03T09:54:00.001-08:00</published><updated>2008-01-03T09:55:57.595-08:00</updated><title type='text'>ANNE VE COCUK</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R30hpDUJ4wI/AAAAAAAAArQ/Obbv-vvdT-Q/s1600-h/babystar_kulubu1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5151310537929908994" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R30hpDUJ4wI/AAAAAAAAArQ/Obbv-vvdT-Q/s320/babystar_kulubu1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;ANNE VE COCUK&lt;br /&gt;1 yaşınızdayken sizi elleriyle besledi ve yıkadı. Bütün gece ağlayıp onu uyutmayarak teşekkür ettiniz&lt;br /&gt;2 yaşınızdayken size yürümeyi öğretti Size seslendiğinde odadan kaçarak teşekkür ettiniz&lt;br /&gt;3 yaşınızdayken size özenle yemekler hazırladı Tabağınızı masanın altına dökerek teşekkür ettiniz&lt;br /&gt;4 yaşınızdayken elinize rengarenk kalemler tutuşturdu. Evin bütün duvarlarına resim yaparak teşekkür ettiniz&lt;br /&gt;5 yaşınızdayken sizi cici kıyafetlerle süsledi. Gördüğünüz ilk çamur birikintisine atlayarak teşekkür ettiniz&lt;br /&gt;6 yaşınızdayken okula kadar sizinle yürüdü. Sokaklarda "GİTMİYCEEEEEEM" diye ağlayarak teşekkür ettiniz&lt;br /&gt;7 yaşınızdayken size bir top hediye etti. Komşunun camini kırarak teşekkür ettiniz&lt;br /&gt;9 yaşınızdayken size piyano öğretmeni buldu. Notaları bir gün bile çalışmayarak teşekkür ettiniz&lt;br /&gt;10 yaşınızdayken doğum günü partilerinden dans derslerine kadar her yere sizi arabayla götürdü. Arabadan fırlayıp giderken arkanıza bile bakmayarak teşekkür ettiniz&lt;br /&gt;11 yaşınızdayken sizi arkadaşınızla sinemaya götürdü. "Sen bizimle oturma" diyerek teşekkür ettiniz&lt;br /&gt;12 yaşınızdayken zararlı TV programlarını seyretmenizi istemedi. O evde değilken hepsini izleyerek teşekkür ettiniz&lt;br /&gt;15 yaşınızdayken sizi yurtdışında yaz kampına gönderdi. Tek satir mektup yazmayarak teşekkür ettiniz&lt;br /&gt;17 yaşınızdayken erkek arkadaşınızla partiye gitmenize izin verdi. Bir telefon bile etmeden sabaha karşı eve dönerek teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;19 yaşınızdayken okul masraflarınızı karşıladı,sizi arabayla kampusa götürdü ve eşyalarınızı taşıdı. Arkadaşlarınız alay etmesin diye kampus kapısında vedalaşarak teşekkür ettiniz&lt;br /&gt;21 yaşınızdayken iş hayati ve kariyerinizle ilgili size fikir vermek istedi "Ben senin gibi olmayacağım" diyerek teşekkür ettiniz&lt;br /&gt;22 yaşınızdayken kep giyme töreninizde size gururla sarıldı. Avrupa seyahati için para isteyerek teşekkür ettiniz&lt;br /&gt;24 yaşınızdayken uzun suredir çıktığınız çocukla tanışmak istedi "Zamanını ben bilirim" diye tersleyerek teşekkür ettiniz&lt;br /&gt;25 yaşınızdayken düğün masraflarınızı karşıladı,sizin için hem mutlu oldu hem çok duygulandı. Siz dünyanın bir ucuna taşınarak teşekkür ettiniz&lt;br /&gt;30 yaşınızdayken bebek bakimi hakkında size akil vermek istedi. "Artık bu ilkel yöntemleri bırak" diyerek teşekkür ettiniz&lt;br /&gt;40 yaşınızdayken sizi arayıp bir akrabanızın doğum gününü hatırlattı "Anne işim başımdan aşkın" diyerek teşekkür ettiniz&lt;br /&gt;50 yaşınızdayken o çok hastalandı, hafta sonunda onu görmeye gittiğinizde mutlu oldu. Ona yaşlıların çocuk gibi nazlı olduğunu söyleyerek teşekkür ettiniz&lt;br /&gt;Derken bir gün..... o öldü. O güne kadar onun için yapmadığınız ne varsa, o anda kalbinize bir yıldırım gibi düştü.... &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-2534876565104484175?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/2534876565104484175/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=2534876565104484175' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/2534876565104484175'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/2534876565104484175'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/01/anne-ve-cocuk.html' title='ANNE VE COCUK'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R30hpDUJ4wI/AAAAAAAAArQ/Obbv-vvdT-Q/s72-c/babystar_kulubu1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-36010553465246963</id><published>2008-01-03T09:50:00.001-08:00</published><updated>2008-01-03T09:53:58.021-08:00</updated><title type='text'>10 ZENCİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R30hLTUJ4vI/AAAAAAAAArI/21rGP070uRQ/s1600-h/reeesssimm+(93).jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5151310026828800754" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R30hLTUJ4vI/AAAAAAAAArI/21rGP070uRQ/s320/reeesssimm+(93).jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;10 ZENCİ&lt;br /&gt;Köleler çiftlikten kaçarken sihirli lamba bulmuşlar ve cini lambadan çıkarmışlar.&lt;br /&gt;Cin 10 zenciye sormuş: Dileyin benden ne dilerseniz. Birer dilek dileme hakkınız var. 1. zenci 'beyaz olmak istiyorum' demiş, olmuş. 10. zenci tebessüm etmeye başlamış. 2. zenci de beyaz olmak istediğini söylemiş, olmuş. 10. zenci sırıtmaya devam etmiş.3. zenci de beyaz olmuş dilediği dileğiyle... 10. zenci kıkırdamaya başlamış. 4. zencinin de isteği aynı... 10. zenci gülmeye devam... 5,6,7,8 derkeeen 9. zenci de beyaz olma yönünde isteğini kullanmış. sıra 10. zenciye gelmiş ama adam yerlerde... Gülmekten geberiyor. Cin isteğini sormuş... Adam nefes almaya fırsat bulduğu bi araisteğini garip bir böğürtü ile belirtmiş: "HEPSİNİ ZENCİ YAP!".&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-36010553465246963?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/36010553465246963/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=36010553465246963' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/36010553465246963'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/36010553465246963'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/01/10-zenci.html' title='10 ZENCİ'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R30hLTUJ4vI/AAAAAAAAArI/21rGP070uRQ/s72-c/reeesssimm+(93).jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-4733170831769202980</id><published>2008-01-03T09:45:00.000-08:00</published><updated>2008-01-03T09:48:49.162-08:00</updated><title type='text'>ARKADAŞ</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R30f9jUJ4uI/AAAAAAAAArA/D922UVk0Ge0/s1600-h/image13ku4.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5151308691093971682" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R30f9jUJ4uI/AAAAAAAAArA/D922UVk0Ge0/s320/image13ku4.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;ARKADAŞ&lt;br /&gt;Vietnam Savaşı sonrası... Evine dönmekte olan bir asker San&lt;br /&gt;Francisco'dan ailesini aradı: "Anne, baba eve dönüyorum, ama sizden&lt;br /&gt;bir şey rica ediyorum. Yanımda bir arkadaşımı da getirmek&lt;br /&gt;istiyorum." "Memnuniyetle, O'nunla tanışmak isteriz", diye&lt;br /&gt;cevapladılar. Oğulları "Bilmeniz gereken bir şey daha var." diye&lt;br /&gt;devam etti. "Arkadaşım savaşta ağır yaralandı, bir mayına bastı ve&lt;br /&gt;bir koluyla ayağını kaybetti. Gidecek hiçbir yeri yok ve O'nun gelip&lt;br /&gt;bizimle kalmasını istiyorum." "Bunu duyduğuma üzüldüm oğlum. Belki&lt;br /&gt;O'nun başka bir yer bulmasına yardımcı olabiliriz." "Hayır. Anne,&lt;br /&gt;baba O'nun bizimle kalmasını istiyorum." "Oğlum." dedi babası.&lt;br /&gt;"Bizden ne istediğini bilmiyorsun. O'nun gibi özürlü biri bize&lt;br /&gt;korkunç yük olur. Bizim kendi hayatımız var ve bunun gibi bir şeyin&lt;br /&gt;hayatımıza engel olmasına izin veremeyiz. Bence bu arkadaşını unutup&lt;br /&gt;eve dönmelisin. O kendi başının çaresine bakacaktır." Oğlu o anda&lt;br /&gt;telefonu kapattı.&lt;br /&gt;Ailesi O'ndan bir süre haber alamadı. Ama birkaç gün sonra,&lt;br /&gt;San Francisco polisinden bir telefon geldi. Oğullarının yüksek bir&lt;br /&gt;binadan düşüp öldüğünü öğrendiler. Polis bunun intihar olduğuna&lt;br /&gt;inanıyordu. Üzüntü dolu anne-baba hemen San Francisco'ya uçtular&lt;br /&gt;ve oğullarının cesedini tespit etmek için şehir morguna&lt;br /&gt;götürüldüler. Anne - baba oğullarını hemen tanıdılar yalnız&lt;br /&gt;bilmedikleri bir şeyi de öğrenince dehşete düştüler: Oğullarının&lt;br /&gt;sadece bir kolu ve bacağı vardı... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-4733170831769202980?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/4733170831769202980/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=4733170831769202980' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/4733170831769202980'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/4733170831769202980'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/01/arkada.html' title='ARKADAŞ'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R30f9jUJ4uI/AAAAAAAAArA/D922UVk0Ge0/s72-c/image13ku4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-5005158894342183211</id><published>2008-01-03T09:31:00.000-08:00</published><updated>2008-01-03T09:34:55.314-08:00</updated><title type='text'>YAŞAMIN YANKISI</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R30cmjUJ4tI/AAAAAAAAAq4/ooDTLN7E15I/s1600-h/untitled00.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5151304997422097106" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R30cmjUJ4tI/AAAAAAAAAq4/ooDTLN7E15I/s320/untitled00.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;YAŞAMIN YANKISI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir adam ve oğlu ormanda yürüyüş yapıyorlarmış. Birden oğlan takılıp düşüyor ve canı yanıp “AHHHHH” diye bağırıyor. İleride bir dağın tepesinden “AHHHHH” diye bir ses duyuyor ve şaşırıyor. Merak ediyor ve “SEN KİMSİN?” diye bağırıyor. Aldığı cevap “SEN KİMSİN?” oluyor. Aldığı cevaba kızıp “SEN BİR KORKAKSIN” diye tekrar bağırıyor. Dağdan gelen ses “SEN BİR KORKAKSIN” diye cevap veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk babasına dönüp “BABA NE OLUYOR BÖYLE?” diye soruyor. “OĞLUM” diyor adam, DİNLE VE ÖĞREN!” ve dağa dönüp “SANA HAYRANIM” diye bağırıyor. Gelen cevap “SANA HAYRANIM!” oluyor. Baba tekrar bağırıyor, “SEN MUHTEŞEMSİN!” Gelen cevap ; “SEN MUHTEŞEMSİN!” Oğlan çok şaşırıyor, ama halen ne olduğunu anlayamıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babası açıklamasını yapıyor, “İnsanlar buna “Yankı” derler, ama aslında bu “Yaşam”dır”. Yaşam daima sana senin verdiklerini geri verir. Yaşam yaptığımız davranışların aynasıdır. Daha fazla sevgi istediğin zaman daha çok sev! Daha fazla şefkat istediğinde, daha şefkatli ol! Saygı istiyorsan insanlara daha çok saygı duy. İnsanların sabırlı olmasını istiyorsan sen de daha sabırlı olmayı öğren. Bu kural yaşamımızın bir parçasıdır, her kesiti için geçerlidir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşam bir tesadüf değil, yaptıklarınızın aynada bir yansımasıdır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-5005158894342183211?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/5005158894342183211/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=5005158894342183211' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/5005158894342183211'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/5005158894342183211'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/01/yaamin-yankisi.html' title='YAŞAMIN YANKISI'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R30cmjUJ4tI/AAAAAAAAAq4/ooDTLN7E15I/s72-c/untitled00.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-7795471991062437085</id><published>2008-01-03T09:29:00.000-08:00</published><updated>2008-01-03T09:31:45.844-08:00</updated><title type='text'>VAKİT ÇOK DEĞERLİDİR!</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R30b-TUJ4sI/AAAAAAAAAqw/D6S2p0nrwNc/s1600-h/meliphotes_SAAT.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5151304305932362434" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R30b-TUJ4sI/AAAAAAAAAqw/D6S2p0nrwNc/s320/meliphotes_SAAT.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;VAKİT ÇOK DEĞERLİDİR!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yılın değerini anlamak için:&lt;br /&gt;Final sınavını geçememiş bir öğrenciye sor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ayın değerini anlamak için:&lt;br /&gt;Erken doğum yapmış bir anneye sor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir haftanın değerini anlamak için:&lt;br /&gt;Haftalık bir gazetenin editörüne sor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir saatin değerini anlamak için:&lt;br /&gt;Buluşmak için bekleyen aşıklara sor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dakikanın değerini anlamak için:&lt;br /&gt;Treni, otobüsü ya da uçağı kaçıran birine sor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir saniyenin değerini anlamak için:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bir kazadan sağ çıkan birine sor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir milisaniyenin değerini anlamak için:&lt;br /&gt;Olimpiyatlarda gümüş madalya kazanmış birine sor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakit kimse için beklemez. Sahip olduğun her dakikanın kıymetini bil. Onu bazı özel kişilerle paylaştığında değerini daha iyi bileceksin.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-7795471991062437085?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/7795471991062437085/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=7795471991062437085' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/7795471991062437085'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/7795471991062437085'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/01/vakit-ok-deerlidir.html' title='VAKİT ÇOK DEĞERLİDİR!'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R30b-TUJ4sI/AAAAAAAAAqw/D6S2p0nrwNc/s72-c/meliphotes_SAAT.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-8971537464382594825</id><published>2008-01-03T09:27:00.000-08:00</published><updated>2008-01-03T09:29:21.776-08:00</updated><title type='text'>MORALİNİZİ BOZMAYIN</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R30bazUJ4rI/AAAAAAAAAqo/MIlPjDl_bcs/s1600-h/reeesssimm+(25).jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5151303696047006386" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R30bazUJ4rI/AAAAAAAAAqo/MIlPjDl_bcs/s320/reeesssimm+(25).jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;MORALİNİZİ BOZMAYIN &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;Bir gün işten evden dönerken mahalledeki çocukların evimin yanındaki parkta futbol oynadıklarını gördüm ve maçı izlemeye başladım.Kalenin arkasındaki sıralardan birine oturdum ve yanımdaki çocuğa skoru sordum.''4-0 mağlubuz''diye yanıtladı beni gülümseyerek...''Gerçekten mi? dedim, pek moralin bozulmuş gibi görünmüyorsun ama? ''Niye bozulsun ki moralim?''dedi şaşırmış bir ifadeyle';&lt;br /&gt;'Maç başlayalı daha beş dakika oldu''&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-8971537464382594825?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/8971537464382594825/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=8971537464382594825' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/8971537464382594825'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/8971537464382594825'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/01/moralinizi-bozmayin.html' title='MORALİNİZİ BOZMAYIN'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R30bazUJ4rI/AAAAAAAAAqo/MIlPjDl_bcs/s72-c/reeesssimm+(25).jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-8963612933626992999</id><published>2008-01-02T01:48:00.007-08:00</published><updated>2008-01-02T05:27:16.497-08:00</updated><title type='text'>KAYBEDİLENLER</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3uRMDUJ4lI/AAAAAAAAAp4/OAXDOWO9Md4/s1600-h/soru_isareti.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5150870235062592082" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3uRMDUJ4lI/AAAAAAAAAp4/OAXDOWO9Md4/s320/soru_isareti.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;KAYBEDİLENLER&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;Bir gün insan virgülü kaybetti.O zaman cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı.Cümleleri basitleşince düşünceleri de basitleşti.&lt;br /&gt;Bir başka gün ise ünlem işaretini kaybetti.Alçak bir sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı. Artık ne bir şeye kızıyor ne de bir şeye seviniyordu. Üstelik hiçbir şey onda en ufak bir heyecan uyandırmıyordu.&lt;br /&gt;Bir süre sonra soru işaretini kaybetti.Artık soru sormaz oldu. Hiçbir şey ama hiçbir şey onu ilgilendirmiyordu. Ne kainat ne dünya ne de kendisi umurundaydı.&lt;br /&gt;Birkaç sene sonra iki nokta işaretini kaybetti.Artık davranış sebeplerini başkalarına açıklamaktan vazgeçti.&lt;br /&gt;Ömrünün sonuna doğru elinde yalnız tırnak işareti kalmıştı. Kendisine ait tek bir düşünce bile yoktu. Yalnız başkalarının düşüncelerini tekrarlıyordu.&lt;br /&gt;Son noktaya geldiğinde düşünmeyi, okumayı unutmuş vaziyetteydi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-8963612933626992999?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/8963612933626992999/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=8963612933626992999' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/8963612933626992999'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/8963612933626992999'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/01/kaybedilenler.html' title='KAYBEDİLENLER'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3uRMDUJ4lI/AAAAAAAAAp4/OAXDOWO9Md4/s72-c/soru_isareti.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-1088523896506702612</id><published>2008-01-02T01:48:00.006-08:00</published><updated>2008-01-02T05:24:47.104-08:00</updated><title type='text'>ÇİÇEKLE SUYUN HİKAYESİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3uQjTUJ4kI/AAAAAAAAApw/GZHAveyjXS0/s1600-h/kirmizi_gul_resimleri_05.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5150869534982922818" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3uQjTUJ4kI/AAAAAAAAApw/GZHAveyjXS0/s320/kirmizi_gul_resimleri_05.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;ÇİÇEKLE SUYUN HİKAYESİ&lt;br /&gt;Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaş olurlar.&lt;br /&gt;İlk önceleri güzel bir arkadaşlık olarak devam eder birliktelikleri, tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımak için.&lt;br /&gt;Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktaniçi içine sığmaz artık ve anlar ki, su'ya aşık olmuştur.&lt;br /&gt;İlk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar, "Sırf senin hatırın için ey su" diye...&lt;br /&gt;Öyle zaman gelir ki, artık su da içinde çiçeğe karşı birşeyler hissetmeye başlamıştır. Zanneder ki, çiçeğe aşıktır ama su da ilk defa aşık oluyordur.&lt;br /&gt;Günler ve aylar birbirini kovalalar ve çiçek acaba "Su beni seviyor mu?" diye düşünmeye başlar.&lt;br /&gt;Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle... Halbuki çiçek, alışkın değildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz.&lt;br /&gt;Çiçek, suya "Seni seviyorum der. Su, "Ben de seni seviyorum" der. Aradan zaman geçer ve çiçek yine "Seni seviyorum" der. Su, yine "Ben de" der. Çiçek, sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler...&lt;br /&gt;Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz etrafa ve son kez suya "Seni seviyorum." der.&lt;br /&gt;Su da ona "Söyledim ya ben de seni seviyorum." derve gün gelir çiçek yataklara düşer. Hastalanmıştır çiçek artık. Rengi solmuş, çehresi sararmıştır çiçeğin.Yataklardadır artık çiçek. Su da başında beklerçiçeğin, yardımcı olmak için sevdiğine...&lt;br /&gt;Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorluklabaşını döndürerek çiçek, suya der ki; "Seni ben,gerçekten seviyorum." Çok hüzünlenir su bu durumkarşısında ve son çare olarak bir doktor çağırırnedir sorun diye...Doktor gelir ve muayene ederçiçeği. Sonra şöyle der doktor: "Hastanın durumuümitsiz artık elimizden birşey gelmez."&lt;br /&gt;Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık nedir diye ve sorar doktora. Doktor, şöyle birbakar suya ve der ki: "Çiçeğin bir hastalığı yok dostum... Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için" der.&lt;br /&gt;Ve anlamıştır artık su, sevgiliye sadece "Seni seviyorum" demek yetmemektedir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-1088523896506702612?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/1088523896506702612/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=1088523896506702612' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/1088523896506702612'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/1088523896506702612'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/01/iekle-suyun-hikayesi.html' title='ÇİÇEKLE SUYUN HİKAYESİ'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3uQjTUJ4kI/AAAAAAAAApw/GZHAveyjXS0/s72-c/kirmizi_gul_resimleri_05.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-4554086464351709670</id><published>2008-01-02T01:48:00.005-08:00</published><updated>2008-01-02T05:19:47.898-08:00</updated><title type='text'>GELECEĞİNİ BİLİYORDUM</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3uPbTUJ4jI/AAAAAAAAApo/-ptZDp_zqTE/s1600-h/filizsanatt_asker3.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5150868298032341554" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3uPbTUJ4jI/AAAAAAAAApo/-ptZDp_zqTE/s320/filizsanatt_asker3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;GELECEĞİNİ BİLİYORDUM&lt;br /&gt;Savaşın en kanlı günlerinden biri. Asker, en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar. Asker teğmene koştu: - Teğmenim, fırlayıp arkadaşımı alıp gelebilir miyim? "Delirdin mi?" der gibi baktı teğmen.&lt;br /&gt;-Gitmeye değer mi? Arkadaşın delik deşik olmuş. Büyük olasılıkla ölmüştür bile. Kendi hayatini da tehlikeye atma. Asker ısrar etti.&lt;br /&gt;Teğmen: - Peki, dedi. Git o zaman. İnanılır gibi değildi. Asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı koşa koşa döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar.&lt;br /&gt;Teğmen, kanlar içindeki askeri muayene etti. Sonra onu sipere taşıyan arkadaşına döndü:&lt;br /&gt;- Sana hayatını tehlikeye atmana değmez, demiştim. Bak haklı çıktım. Bu zaten ölmüş.&lt;br /&gt;- Değdi teğmenim, dedi asker hıçkırarak. Gene de değdi, çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak dünyaya bedeldi benim için.&lt;br /&gt;"Geleceğini biliyordum Jim, diyordu arkadaşım... Geleceğini biliyordum!.." &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-4554086464351709670?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/4554086464351709670/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=4554086464351709670' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/4554086464351709670'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/4554086464351709670'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/01/geleceini-biliyordum.html' title='GELECEĞİNİ BİLİYORDUM'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3uPbTUJ4jI/AAAAAAAAApo/-ptZDp_zqTE/s72-c/filizsanatt_asker3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-8388236658615492561</id><published>2008-01-02T01:48:00.004-08:00</published><updated>2008-01-02T05:16:56.779-08:00</updated><title type='text'>DENEYİM</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3uOwTUJ4iI/AAAAAAAAApg/LuirBb9aXkY/s1600-h/Ressam_Ali_%2520Atakan.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5150867559297966626" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3uOwTUJ4iI/AAAAAAAAApg/LuirBb9aXkY/s320/Ressam_Ali_%2520Atakan.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;DENEYİM&lt;br /&gt;60'lık ünlü ressam, bir lokantaya girer. Gerçi cebinde parası yoktur ama aldırmaz. Lokantacıya yapacağı portresine karşılık yemek yemek istediğini söyler. Güzelce karnını doyurur. Sonra bir çırpıda lokantacının portresini çizerek masaya bırakır.&lt;br /&gt;Kalkarken adam gelir, resme bakar, beğenir. "Güzel ama" der lokantacı "Bir dakikada yaptınız bunu, oysa bir saattir yiyorsunuz".&lt;br /&gt;Ressam "Bir dakika değil, 60 yıl ve bir dakika" diye karşılık verir.&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-8388236658615492561?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/8388236658615492561/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=8388236658615492561' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/8388236658615492561'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/8388236658615492561'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/01/deneyim.html' title='DENEYİM'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3uOwTUJ4iI/AAAAAAAAApg/LuirBb9aXkY/s72-c/Ressam_Ali_%2520Atakan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-5713820539694729670</id><published>2008-01-02T01:48:00.003-08:00</published><updated>2008-01-02T04:09:48.543-08:00</updated><title type='text'>ÇATLAK KOVA</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3t-zjUJ4hI/AAAAAAAAApY/IXaKItig5ho/s1600-h/cr4_cicek.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5150850022946497042" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3t-zjUJ4hI/AAAAAAAAApY/IXaKItig5ho/s320/cr4_cicek.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;ÇATLAK KOVA&lt;br /&gt;Hindistan'da bir sucu, boynuna astığı uzun bir sopanın uçlarına taktığı iki büyük kovayla su taşırmış. Kovalardan biri çatlakmış. Sağlam olan kova her seferinde ırmaktan patronun evine ulasan uzun yolu dolu olarak tamamlarken, çatlak kova içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabilirmiş. Bu durum iki yıl boyunca her gün böyle devam etmiş. Sucu her seferinde patronunun evine sadece 1,5 kova su götürebilirmiş. Sağlam kova başarısından gurur duyarken, zavallı çatlak kova görevinin sadece yarısını yerine getiriyor olmaktan dolayı utanç duyuyormuş. İki yılın sonunda bir gün çatlak kova ırmağın kıyısında sucuya seslenmiş. "Kendimden utanıyorum ve senden özür dilemek istiyorum." "Neden?..." diye sormuş sucu. "Niye utanç duyuyorsun?..." Kova cevap vermiş. "çünkü iki yıldır çatlağımdan su sızdığı için taşıma görevimin sadece yarısını yerine getirebiliyorum. Benim kusurumdan dolayı sen bu kadar çalışmana rağmen, emeklerinin tam karşılığını alamıyorsun." Sucu şöyle demiş. "Patronun evine dönerken yolun kenarındaki çiçekleri fark etmeni istiyorum." Gerçekten de tepeyi tırmanırken çatlak kova patikanın bir yanındaki yabani çiçekleri ısıtan güneşi görmüş. Fakat yolun sonunda yine suyunun yarısını kaybettiği için kendini kötü hissetmiş ve yine sucudan özür dilemiş. Sucu kovaya sormuş. "Yolun sadece senin tarafında çiçekler olduğunu ve diğer kovanın tarafında hiç çiçek olmadığını farkettin mi?... Bunun sebebi benim senin kusurunu bilmem ve ondan yararlanmamdır. Yolun senin tarafına çiçek tohumları ektim ve her gün biz ırmaktan dönerken sen onları suladın. İki yıldır ben bu güzel çiçekleri toplayıp onlarla patronumun sofrasını süsleyebildim. Sen böyle olmasaydın, o evinde bu güzellikleri yaşayamayacaktı." Hepimizin kendimize has kusurları vardır. Hepimiz aslında çatlak kovalarız. Allah’ın büyük planında hiçbir şey ziyan edilmez. Kusurlarınızdan korkmayın. Onları sahiplenin.. Kusurlarınızda gerçek gücünüzü bulduğunuzu bilirseniz eğer siz de güzelliklere sebep olabilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-5713820539694729670?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/5713820539694729670/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=5713820539694729670' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/5713820539694729670'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/5713820539694729670'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/01/atlak-kova.html' title='ÇATLAK KOVA'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3t-zjUJ4hI/AAAAAAAAApY/IXaKItig5ho/s72-c/cr4_cicek.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-3941642761030868071</id><published>2008-01-02T01:48:00.002-08:00</published><updated>2008-01-02T03:04:32.527-08:00</updated><title type='text'>MUTLULUĞUN GİZİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3tvuDUJ4gI/AAAAAAAAApQ/hHQClhmdqA0/s1600-h/eda_cicekli_005.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5150833435782799874" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3tvuDUJ4gI/AAAAAAAAApQ/hHQClhmdqA0/s320/eda_cicekli_005.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;MUTLULUĞUN GİZİ&lt;br /&gt;Bir tüccar Mutluluğun Gizi'ni öğrenmesi için oğlunu insanların en bilgesinin yanına yollamış. Delikanlı bir çölde kırk gün yürüdükten sonra, sonunda bir tepenin üzerinde bulunan güzel bir şatoya varmış. Söz konusu bilge burada yaşıyormuş. Bir ermişle karşılaşmayı bekleyen bizim kahraman, girdiği salonda hummalı bir manzarayla karşılaşmış: Tüccarlar girip çıkıyor, insanlar bir köşede sohbet ediyor, bir orkestra tatlı ezgiler çalıyormuş; dünyanın dört bir yanından gelmiş lezzetli yiyeceklerle dolu bir masa da varmış. Bilge sırayda bu insanlarla konuşuyormuş ve bizim delikanlı kendi sırasının gelmesi için iki saat beklemek zorunda kalmış. Delikanlının ziyaret nedenini açıklamasını dikkatle dinlemiş bilge, ama Mutluluğun Gizi'ni açıklayacak zamanı olmadığını söylemiş ona. Gidip sarayda dolaşmasını kendisini iki saat sonra görmeye gelmesini salık vermiş. "Ama, sizden bir ricada bulanacağım", diye eklemiş, delikanlının eline bir kaşık verip sonra bu kaşığa iki damla sıvıyağ koymuş. "Sarayı dolaşırken bu kaşığı elinizde tutacak ve yağı dökmeyeceksiniz." Delikanlı sarayın merdivenlerini inip-çıkmaya başlamış, gözünü kaşıktan ayırmıyormuş. İki saat sonra bilgenin huzuruna çıkmış. "Güzel, demiş bilge, peki yemek salonumda ki acem halılarını gördünüz mü? Bahçıvan Başı'nın yetiştirmek için on yıl çalıştığı bahçeyi gördünüz mü? Kütüphanedeki güzel parşömenleri fark ettiniz mi? Utanan delikanlı hiçbir şey görmediğini itiraf etmek zorunda kalmış. çünkü bilgenin kendisine verdiği iki damla yağı dökmemeye çabalamış, başka bir şeye dikkat edememiş. "Öyleyse git, evrenimin harikalarını tanı", demiş ona bilge, "oturduğu evi tanımadan bir insana güvenemezsin." İçi rahatlayan delikanlı kaşığı alıp sarayı gezmeye çıkmış. Bu kez, duvarlara asılmış, tavanları süsleyen sanat yapıtlarına dikkat ediyormuş. Bahçeleri, çevredeki dağları, çiçeklerin güzelliğini, bulundukları yerlere yakışan sanat yapıtlarının zarafetini görmüş. Bilgenin yanına dönünce gördüklerini bütün ayrıntılarıyla anlatmış. "Peki sana emanet ettiğim iki damla yağ nerede?" diye sormuş bilge. Kaşığa bakan delikanlı, iki damla yağın dökülmüş olduğunu görmüş. "Peki", demiş bunun üzerine bilgeler bilgesi, "sana verebileceğim tek bir öğüt var: Mutluluğun Gizi dünyanın bütün harikalarını görmektir, ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan." &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-3941642761030868071?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/3941642761030868071/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=3941642761030868071' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/3941642761030868071'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/3941642761030868071'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/01/mutluluun-gizi.html' title='MUTLULUĞUN GİZİ'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3tvuDUJ4gI/AAAAAAAAApQ/hHQClhmdqA0/s72-c/eda_cicekli_005.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-6550135326579591692</id><published>2008-01-02T01:48:00.001-08:00</published><updated>2008-01-02T03:01:28.337-08:00</updated><title type='text'>EN GÜZELİ HANGİSİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3tu-TUJ4fI/AAAAAAAAApI/6WTdv8JZAOM/s1600-h/498.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5150832615444046322" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3tu-TUJ4fI/AAAAAAAAApI/6WTdv8JZAOM/s320/498.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;EN GÜZELİ HANGİSİ&lt;br /&gt;Evvel zaman içinde muhteşem bir hükümdarın dünyalar güzeli bir kızı varmış. Kız evlilik çağına gelmiş ama kimseleri beğenmezmiş. Ne kralların oğulları, ne zengin tüccarların oğulları... Kız herkese burun kıvırıyormuş.&lt;br /&gt;Bu ülkede yakışıklı ama fakir bir genç de istemiş bu kızı. Tabii ki reddedilmiş. Bu genç başka bir ülkeye gitmiş, çalışmış çok zengin olmuş. Ülkesine yıllar sonra geri donmuş ve kendisini reddeden bu kızı görmek istemiş.&lt;br /&gt;Sormuş, soruşturmuş, kızın evini öğrenmiş. Gitmiş evin önünde beklemeye başlamış. Derken kapı açılmış, çirkin bir adam çıkmış. Adam gittikten sonra bizimki kapıyı çalmış. Kız açmış. Genç neden bu kadar çirkin bir adamla evlendiğini sormuş kıza. Kız da onu evin arka bahçesinde bulunan muhteşem bir gül bahçesine götürmüş.&lt;br /&gt;"Sorunun cevabini öğreneceksin. Şimdi bu gül bahçesinde en güzel gülü bulup bana getirmeni istiyorum. Yalnız bir şartla, bahçede ilerlerken asla geri adım atamazsın."&lt;br /&gt;Genç&lt;br /&gt;"Tamam" demiş ve başlamış bahçede ilerlemeye. Tam en güzel gülü gördüm derken, başka güzel bir gül daha görüyormuş. Tam o güle elini atacakken başka güzel bir gül, tam onu koparacakken başka güzel bir gül... Bir bakmış bahçenin sonuna gelmiş, geriye adım atması yasak!&lt;br /&gt;Bahçenin sonunda boynu bükük solmuş güzel olmayan bir gül koparmak zorunda kalmış. "İşte! demiş kız. Anladın mı şimdi niye bu adamı seçtiğimi?" &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-6550135326579591692?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/6550135326579591692/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=6550135326579591692' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/6550135326579591692'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/6550135326579591692'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/01/en-gzeli-hangisi.html' title='EN GÜZELİ HANGİSİ'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3tu-TUJ4fI/AAAAAAAAApI/6WTdv8JZAOM/s72-c/498.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-111665477618151902</id><published>2008-01-02T01:48:00.000-08:00</published><updated>2008-01-02T01:50:39.842-08:00</updated><title type='text'>BIRAKIN IŞIĞINIZ YANIK KALSIN</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3teZjUJ4eI/AAAAAAAAApA/UzyR2zS33tM/s1600-h/logo_phpBB.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5150814391897809378" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3teZjUJ4eI/AAAAAAAAApA/UzyR2zS33tM/s320/logo_phpBB.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;BIRAKIN IŞIĞINIZ YANIK KALSIN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzaklarda küçük bir kasabada genç bir adam kendi işini kurdu bu, iki caddenin köşesinde bir perakendeciydi. Adam dürüst ve dost canlısıydı, insanlar onu seviyorlardı. Ondan alışveriş yapıyorlar ve arkadaşlarına tavsiye ediyorlardı. Adam bir yıl içinde bir dükkândan, Amerikanın bir ucundan diğerine uzanan bir zincir oluşturdu.&lt;br /&gt;Bir gün hastalanıp hastaneye kaldırıldı. Doktorlar az zamanı kalmış olabileceğinden endişe ediyorlardı. Üç yetişkin çocuğunu yanına çağırdı ve onlara bir görev verdi: içinizden biri yıllar boyu uğraşarak kurduğum şirketimin başına geçecek. Hanginizin bunu hak ettiğine karar vermek için, her birinize birer dolar vereceğim. Şimdi gidip bu birer dolarla ne alabiliyorsanız alacaksınız, ama bu akşam geri döndüğünüzde paranızla aldığınız şey hastahane odamı bir uçtan bir uca doldurmalı. Çocuklar bu başarılı şirketi yönetme fırsatı karşısında heyecana kapıldılar. Üçü de şehre gidip parasını harcadı.&lt;br /&gt;Akşam geri döndüklerinde babaları sordu: "Birinci çocuğum, bir dolarla ne yaptın ?" Çocuk cevap verdi: "Arkadaşımın çiftliğine gittim, bir dolarımı verdim ve iki balya saman aldım. Sonra odadan dışarı çıktı, saman balyalarını getirdi, açtı ve havaya savurmaya başladı. Oda bir anda samanlarla dolmuştu. Ama biraz sonra samanların tamamı yere indi ancak babanın söylediği gibi odayı bir uçtan öbür uca dolduramadı.&lt;br /&gt;Adam sordu: "Peki ikinci çocuğum, sen paranla ne yaptın ?" Yorgancıya gittim. İki tane yastık aldım. Bunu söyleyen çocuk, yastıkları içeri getirdi, açtı ve tüyleri bütün odaya dağıttı. Zaman içinde bütün tüyler yere düştü, böylece oda yine dolmamıştı.&lt;br /&gt;"Sen üçüncü çocuğum, sen paranı ne yaptın ?" diye sordu adam. Dolarımı cebime koyup senin yıllar önceki dükkânın gibi bir dükkâna gittim. Dükkânın sahibine parayı verdim ve bozmasını istedim. Dolarımın 50 centini İncil’de yazıldığı gibi çok değerli bir şeye verdim. 20 centini şehrimizdeki iki yardım kurumuna bağışladım. 20 centte kiliseye verdim. Böylece bir onluğum kaldı. Bununla iki şey aldım. Çocuk elini cebine atıp bir kibrit kutusu ve bir mum çıkardı.&lt;br /&gt;Işığı kapatıp mumu yakınca oda mumun yaydığı ışıkla dolmuştu. Oda samanla veya tüyle değil, bir uçtan öbür uca ışıkla dolmuştu. Baba memnundu; "Çok iyi oğlum. Bu şirketin başına sen geçeceksin, çünkü yaşam hakkında çok önemli bir şeyi, ışığını yaymayı biliyorsun. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-111665477618151902?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/111665477618151902/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=111665477618151902' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/111665477618151902'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/111665477618151902'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/01/birakin-iiiniz-yanik-kalsin.html' title='BIRAKIN IŞIĞINIZ YANIK KALSIN'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3teZjUJ4eI/AAAAAAAAApA/UzyR2zS33tM/s72-c/logo_phpBB.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-8554854780229841740</id><published>2007-12-31T13:56:00.000-08:00</published><updated>2007-12-31T13:58:58.494-08:00</updated><title type='text'>DÖRT MUM</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3ll-DUJ4dI/AAAAAAAAAo4/Lw3VHjBWnU0/s1600-h/whikery_4_Mum_.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5150259765591007698" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3ll-DUJ4dI/AAAAAAAAAo4/Lw3VHjBWnU0/s400/whikery_4_Mum_.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;DÖRT MUM&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;Bilsek de, hatırlamakta yarar var.Dört tane mum usul usul yanıyordu…Ortalık o kadar sessizdi ki, mumların konuşmalarını duyabiliyordunuz…Birinci mum dedi ki:”Ben BARIŞ‘ım.!Ama kimse benim yanmama yardımcı olmuyor. Sanırım yakında söneceğim.” Alevi hızla azaldı ve sonunda tamamen söndü.İkinci mum:”Ben VEFA‘yım.!Ne yazık ki artık vazgeçilmez değilim. Onun için, bundan sonra yanıp durmamın bir anlamı kalmadı.” Sözlerini tamamladığında esen hafif bir rüzgar onu tamamen söndürdü…Sırası geldiğinde üçüncü mum, hüzünlü bir sesle dedi ki:”Ben SEVGİ‘yim !Yanacak gücüm kalmadı. İnsanlar beni unuttu, değerimi anlamıyorlar. En yakınlarını sevmeyi bile unuttular.”Sevgi de daha fazla beklemeden sönüp gitti… Ansızın..!Odaya bir çocuk girdi ve üç mumun da yanmadığını gördü.”Neden yanmıyorsunuz? Sizin sonsuza kadar yanmanız gerekmiyor muydu?” dedi.Ve ardından ağlamaya başladı…O zaman dördüncü mum konuşmaya başladı:”Korkma, ben yandığım sürece öteki mumları da yeniden yakabiliriz, ben UMUT‘um!”Çocuk parlayan gözleriyleUMUT mumunu aldı ve öteki mumları birer birer yaktı…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-8554854780229841740?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/8554854780229841740/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=8554854780229841740' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/8554854780229841740'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/8554854780229841740'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2007/12/drt-mum.html' title='DÖRT MUM'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3ll-DUJ4dI/AAAAAAAAAo4/Lw3VHjBWnU0/s72-c/whikery_4_Mum_.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-2889793808062143662</id><published>2007-12-31T05:57:00.006-08:00</published><updated>2007-12-31T13:55:51.373-08:00</updated><title type='text'>TEBESSÜM</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3j97zUJ4cI/AAAAAAAAAow/-l3Xrry6emE/s1600-h/2006219364413097147_rs.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5150145377727013314" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3j97zUJ4cI/AAAAAAAAAow/-l3Xrry6emE/s320/2006219364413097147_rs.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;TEBESSÜM&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt; Küçük kız, hüzünlü bir yabancıya gülümsedi. Bu gülümseme adamın kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu. Bu hava içinde yakın geçmişte kendisine yardım eden bir dosta teşekkür etmediğini hatırladı. Hemen bir not yazdı, yolladı. Arkadaşı bu teşekkürden o kadar keyiflendi ki, her öğlen yemek yediği lokantada garsona yüklü bir bahşiş bıraktı. Garson, ilk defa böyle bir bahşiş alıyordu. Akşam eve giderken, kazandığı paranın bir parçasını her zaman köşe başında oturan fakir adamın şapkasına bıraktı. Adam öyle ama öyle minnettar oldu ki... İki gündür boğazından aşağı lokma geçmemişti. Karnını iki günden beri ilk defa doyurduktan sonra, bir apartman bodrumundaki odasının yolunu ıslık çalarak tuttu. Öyle neşeliydi ki, bir saçak altında titreyen köpek yavrusunu görünce, kucağına alıverdi. Küçük köpek gecenin soğuğundan kurtulduğu için mutluydu. Sıcak odada sabaha kadar koşuşturdu. Gece yarısından sonra apartmanı dumanlar sardı. Bir yangın başlıyordu. Dumanı koklayan köpek öyle havlamaya başladı ki, önce fakir adam uyandı, sonra bütün apartman kalktı.Anneler, babalar dumandan boğulmak üzere olan yavrularını kucaklayıp, ölümden kurtardılar. Bütün bunların hepsi, bir TEBESSÜM’ün sonucuydu...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;*Hayatın güzel taraflarını görebilmeliyiz. “Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-2889793808062143662?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/2889793808062143662/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=2889793808062143662' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/2889793808062143662'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/2889793808062143662'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2007/12/glmseme.html' title='TEBESSÜM'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3j97zUJ4cI/AAAAAAAAAow/-l3Xrry6emE/s72-c/2006219364413097147_rs.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-4163093522682115579</id><published>2007-12-31T05:57:00.005-08:00</published><updated>2007-12-31T06:29:41.298-08:00</updated><title type='text'>ASIL FAKİRLİK</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3j8zzUJ4bI/AAAAAAAAAoo/L4kLGxy2-cQ/s1600-h/afrikatipiterlik.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5150144140776432050" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3j8zzUJ4bI/AAAAAAAAAoo/L4kLGxy2-cQ/s320/afrikatipiterlik.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;ASIL FAKİRLİK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günlerden bir gün bir baba ve zengin ailesi oğlunu köye götürdü. Bu yolculuğun tek amacı vardı, insanların ne kadar fakir olabileceklerini oğluna göstermek. Çok fakir bir ailenin çiftliğinde bir gece ve gün geçirdiler.&lt;br /&gt;Yolculuktan döndüklerinde baba oğluna sordu,&lt;br /&gt;"insanların ne kadar fakir olabildiklerini gördün mü?"&lt;br /&gt;"Evet!"&lt;br /&gt;"Ne öğrendin peki?"&lt;br /&gt;Oğlu cevap verdi,&lt;br /&gt;"Şunu gördüm: bizim evde bir köpeğimiz var, onlarınsa dört. Bizim bahçenin ortasına kadar uzanan bir havuzumuz var, onlarınsa sonu olmayan bir dereleri. Bizim bahçemizde ithal lambalar var, onlarınsa yıldızları. Bizim görüş alanımız ön avluya kadar, onlarsa bütün bir ufku görüyorlar."&lt;br /&gt;Oğlu sözünü bitirdiğinde babası söyleyecek bir şey bulamadı. Oğlu ekledi, "Teşekkür ederim baba, ne kadar fakir olduğumuzu gösterdiğin için!" &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-4163093522682115579?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/4163093522682115579/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=4163093522682115579' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/4163093522682115579'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/4163093522682115579'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2007/12/asil-fakirlik.html' title='ASIL FAKİRLİK'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3j8zzUJ4bI/AAAAAAAAAoo/L4kLGxy2-cQ/s72-c/afrikatipiterlik.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-1399152837524139156</id><published>2007-12-31T05:57:00.004-08:00</published><updated>2007-12-31T06:27:58.132-08:00</updated><title type='text'>700 YILLIK ALTIN ÖĞÜT</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3j8VTUJ4aI/AAAAAAAAAog/m9nJom-aHtk/s1600-h/(51).jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5150143616790421922" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3j8VTUJ4aI/AAAAAAAAAog/m9nJom-aHtk/s320/(51).jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;700 YILLIK ALTIN ÖĞÜT&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;"Oğul insanlar vardır şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Avun oğlum avun. Güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelamlısın, ama bunları nerede, nasıl kullanacağını bilemezsen sabah rüzgarında savrulur gidersin...Öfken ve nefsin bir olup aklını yener. Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın. Dünya senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizemler, bilinmeyenler, görülmeyenler ancak senin fazilet erdemlerinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı, atanı say, bereket büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çölleredönersin. Açık sözlü ol, her sözü üstüne alma. Gördün söyleme, bildin bilme.Sevildiğin yere sık gidip gelme, kalkar muhabbetin itibar olmaz.Üç kişiye acı:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;* Cahiller arasındaki alime,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;* Zenginken fakir düşene,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;* Hatırlı iken itibarını kaybedene.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.Haklı olduğunda mücadeleden korkma.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;"Bilesin ki atın iyisine DORU,""Yiğidin iyisine DELİ derler."&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-1399152837524139156?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/1399152837524139156/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=1399152837524139156' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/1399152837524139156'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/1399152837524139156'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2007/12/700-yillik-altin-t.html' title='700 YILLIK ALTIN ÖĞÜT'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3j8VTUJ4aI/AAAAAAAAAog/m9nJom-aHtk/s72-c/(51).jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-4376194969683047863</id><published>2007-12-31T05:57:00.003-08:00</published><updated>2007-12-31T06:25:00.420-08:00</updated><title type='text'>ÇOCUK YASADIĞINI ÖĞRENİR</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3j7szUJ4ZI/AAAAAAAAAoY/ZCguq4BJ6T0/s1600-h/cocuk%2520istismar%25202.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5150142921005719954" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3j7szUJ4ZI/AAAAAAAAAoY/ZCguq4BJ6T0/s320/cocuk%2520istismar%25202.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;ÇOCUK YASADIĞINI ÖĞRENİR&lt;br /&gt;Eğer Bir çocuk sürekli eleştirilmiş ise Kınama ve ayıplanmayı öğrenir&lt;br /&gt;Eğer Bir çocuk alay edilip aşağılanmış ise Sıkılıp utanmayı öğrenir&lt;br /&gt;Eğer Bir çocuk kin ortamın da büyümüş ise Kavga etmeyi öğrenir&lt;br /&gt;Eğer Bir çocuk devamlı utanç duygusuyla eğitilmiş ise Kendini suçlamayı öğrenir&lt;br /&gt;Eğer Bir çocuk hoşgörü ile yetiştirilmişse Sabırlı olmayı öğrenir&lt;br /&gt;Eğer Bir çocuk desteklenip yüreklendirilmiş ise Kendine güven duymayı öğrenir&lt;br /&gt;Eğer Bir çocuk övülmüş ve beğenilmiş ise Taktir etmeyi öğrenir&lt;br /&gt;Eğer Bir çocuk hakkına saygı gösterilerek büyütülmüş ise Adil olmayı öğrenir&lt;br /&gt;Eğer Bir çocuk güven ortamı içinde yetişmiş ise İnançlı olmayı öğrenir&lt;br /&gt;Eğer Bir çocuk kabul ve onay görmüş ise Kendini sevmeyi öğrenir&lt;br /&gt;Eğer Bir çocuk ailesi içinde destek ve arkadaşlık görmüş ise Dünyada mutlu olmayı öğrenir&lt;br /&gt;Kısaca biz ne isek çocuk o olur&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-4376194969683047863?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/4376194969683047863/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=4376194969683047863' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/4376194969683047863'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/4376194969683047863'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2007/12/ocuk-yasadiini-renir.html' title='ÇOCUK YASADIĞINI ÖĞRENİR'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3j7szUJ4ZI/AAAAAAAAAoY/ZCguq4BJ6T0/s72-c/cocuk%2520istismar%25202.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-8094088396964169913</id><published>2007-12-31T05:57:00.002-08:00</published><updated>2007-12-31T06:22:24.489-08:00</updated><title type='text'>Bir Kelebeğin Hayat Hikayesi</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3j7EzUJ4YI/AAAAAAAAAoQ/iDXQvsL3VMI/s1600-h/LbedbozKelebek01.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5150142233810952578" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3j7EzUJ4YI/AAAAAAAAAoQ/iDXQvsL3VMI/s320/LbedbozKelebek01.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;Bir Kelebeğin Hayat Hikayesi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bir ilkbahar sabahıydı. Güneş, pırıl pırıl altın ışıklarını yer yüzüne yolluyordu.&lt;br /&gt;Bu ışınları gören kozalardan o sabah beyaz bir kelebek çıktı. Çok büyük ve tül gibi ince bembeyaz kanatları vardı. Birden kendini bir bahçenin çiçekleri arasında buldu. Önce keşif uçuşuna çıkıp bahçeyi dolaştı. Sonra dinlenmek için kırmızı bir güle kondu. Dinlenirken, kanatlarını dikleştirip birleştirmişti. Etrafına baktı. Doyasıya yeşilliğe daldı saatlerce seyretti...&lt;br /&gt;Dinlenmişti. Şimdi dolaşma vaktiydi, yaşamalıydı, önünde uzun zamanı vardı. Ağaçlara uçtu. Çiçeklere kondu. Mutluydu, özgürdü. Herkes ona bakıp "ne güzel" diyordu. Akşama kadar çiçekten çiçeğe, daldan dala uçup durdu. Güneş batarken bir garip his kapladı içini, artık öğrenmişti. Sadece bir günlük olan ömrü bitmişti. Son bir kez etrafına baktı. Batan güneşe daldı. Ve bir daha hiç uyanmadı...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-8094088396964169913?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/8094088396964169913/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=8094088396964169913' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/8094088396964169913'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/8094088396964169913'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2007/12/bir-kelebein-hayat-hikayesi.html' title='Bir Kelebeğin Hayat Hikayesi'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3j7EzUJ4YI/AAAAAAAAAoQ/iDXQvsL3VMI/s72-c/LbedbozKelebek01.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-4713381329130819222</id><published>2007-12-31T05:57:00.001-08:00</published><updated>2007-12-31T06:06:34.910-08:00</updated><title type='text'>İYİLİK VE KÖTÜLÜĞÜN MÜCADELESİ</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3j3VzUJ4XI/AAAAAAAAAoI/t_cXrWwVQdM/s1600-h/49.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5150138127822217586" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3j3VzUJ4XI/AAAAAAAAAoI/t_cXrWwVQdM/s320/49.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;YAŞLI KIZILDERİLİ REİSİ &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;Yaşlı adam kulübesinin önünde torunuyla oturmuş, az ötede birbiriyle boğuşup duran iki köpeği izliyorlardı. Köpeklerden biri beyaz, biri siyahtı ve oniki yaşındaki çocuk kendini bildi bileli o köpekler dedesinin kulübesi önünde boğuşup duruyorlardı.Dedesinin sürekli göz önünde tuttuğu, yanından ayırmadığı iki iri köpekti bunlar. Çocuk, kulübeyi korumak için biri yeterli gözükürken niye ötekinin de olduğunu, hem niye renklerinin illa da siyah ve beyaz olduğunu anlamak istiyordu artık. O merakla sordu dedesine.Yaşlı reis, bilgece bir gülümsemeyle torununun sırtını sıvazladı. "Onlar" dedi, "benim için iki simgedir evlat.""Neyin simgesi" diye sordu çocuk."İyilik ile kötülüğün simgesi. Aynen şu gördüğün köpekler gibi, iyilik ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur. Onları seyrettikçe ben hep bunu düşünürüm. Onun için yanımda tutarım onları."Çocuk, sözün burasında, mücadele varsa, kazananı da olmalı diye düşündü ve her çocuğa has bitmeyen sorulara bir yenisini ekledi:"Peki, sence hangisi kazanır bu mücadeleyi?"Bilge reis, derin bir gülümsemeyle baktı torununa:"Hangisi mi evlat? Ben hangisini daha iyi beslersem o!"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-4713381329130819222?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/4713381329130819222/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=4713381329130819222' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/4713381329130819222'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/4713381329130819222'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2007/12/iyilik-ve-ktln-mcadelesi.html' title='İYİLİK VE KÖTÜLÜĞÜN MÜCADELESİ'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3j3VzUJ4XI/AAAAAAAAAoI/t_cXrWwVQdM/s72-c/49.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-3406743217609239589</id><published>2007-12-30T14:36:00.000-08:00</published><updated>2007-12-30T14:39:57.429-08:00</updated><title type='text'>İNSAN VE DÜNYA</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3geDDUJ4TI/AAAAAAAAAnk/4REoCAzKaRQ/s1600-h/(52).jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5149899211676442930" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3geDDUJ4TI/AAAAAAAAAnk/4REoCAzKaRQ/s320/(52).jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#339999;"&gt;İNSAN VE DÜNYA&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Adam, bir haftanın yorgunluğundan sonra pazar sabahı kalktığında bütün haftanın yorgunluğunu çıkarmak için eline gazetesini aldı ve bütün gün miskinlik yapıp evde oturacağını düşündü.Tam bunları düşünürken oğlu koşarak geldi ve sinemaya ne zaman gideceklerini sordu. Baba oğluna söz vermişti bu hafta sonu sinemaya götürecekti ama hiç dışarıya çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekiyordu. Sonra gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritası gözüne ilişti. Önce dünya haritasını küçük parçalara ayırdı ve oğluna “Eğer bu haritayı düzeltebilirsen seni sinemaya götüreceğim” dedi sonra düşündü; “Oh be kurtuldum en iyi coğrafya profesörünü bile getirsen bu haritayı akşama kadar düzeltemez.” Aradan on dakika geçtikten sonra oğlu babasının yanına koşarak geldi ve “Baba, haritayı düzelttim artık sinemaya gidebiliriz” dedi. Adam önce inanamadı ve görmek istedi. Gördüğünde de halen hayretler içindeydi ve bunu nasıl yaptığını sordu. Çocuk; “Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan vardı.&lt;br /&gt;İNSANI DÜZELTTİĞİM ZAMAN DÜNYA KENDİLİĞİNDEN DÜZELMİŞTİ !….” &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-3406743217609239589?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/3406743217609239589/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=3406743217609239589' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/3406743217609239589'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/3406743217609239589'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2007/12/insan-ve-dnya.html' title='İNSAN VE DÜNYA'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3geDDUJ4TI/AAAAAAAAAnk/4REoCAzKaRQ/s72-c/(52).jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-3374348136360062568</id><published>2007-12-30T14:31:00.000-08:00</published><updated>2007-12-30T14:35:17.628-08:00</updated><title type='text'>HUZUR’UN RESMİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3gdCjUJ4SI/AAAAAAAAAnc/rgwuO1Ay5Y0/s1600-h/04497aa0vp4.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5149898103574880546" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3gdCjUJ4SI/AAAAAAAAAnc/rgwuO1Ay5Y0/s320/04497aa0vp4.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;HUZUR’UN RESMİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bir gün bir kral ama halkı tarafından sevilen bir kral, huzuru en güzel resmedecek sanatçıya büyük bir ödül vereceğini ilan eder. Yarışmaya çok sayıda sanatçı katılır. Günlerce çalışırlar birbirinden güzel resimler yaparlar. Sonunda eserleri saraya teslim ederler. Tablolara bakan kral sadece ikisinden hoşlanır. Ama birinciyi seçmesi için karar vermesi gereklidir.&lt;br /&gt;Resimlerden birisinde sükunetli bir göl vardır. Göl bir ayna gibi etrafında yükselen dağların görüntüsünü yansıtmaktadır. Üst tarafta pamuk beyazı bulutlar gökyüzünü süslüyorlardı. Resme kim baktı ise onun mükemmel bir huzur resmi olduğunu düşünüyorlardı. Diğer resimde de dağlar vardı. Ama engebeli ve çıplak dağlar. Üst tarafta öfkeli bir gökyüzünden yağmurlar boşanıyor ve şimşek çakıyordu. Dağın eteklerinde ise köpüklü bir şelale çağıldıyordu. Kısaca resim hiçte huzurlu gözükmüyordu.&lt;br /&gt;Fakat kral resme bakınca, şelalenin ardında kayalıklardaki çatlaktan çıkan mini minnacık bir çalılık gördü. Çalılığın üstünde ise anne bir kuşun örttüğü bir kuş yuvası görünüyordu. Sertçe akan suyun orta yerinde anne kuş yuvasını kuruyor...harika bir huzur ve sükun örneği.&lt;br /&gt;Ödülü kim kazandı dersin. Tabi ki ikinci resim. Kralın açıklaması şöyle idi: Huzur hiçbir gürültünün sıkıntının ya da zorluğun bulunmadığı yer demek değildir. Huzur bütün bunların içinde bile yüreğimizin sükun bulabilmesidir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-3374348136360062568?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/3374348136360062568/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=3374348136360062568' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/3374348136360062568'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/3374348136360062568'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2007/12/huzurun-resmi.html' title='HUZUR’UN RESMİ'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3gdCjUJ4SI/AAAAAAAAAnc/rgwuO1Ay5Y0/s72-c/04497aa0vp4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-9078249983658279178</id><published>2007-12-30T10:17:00.000-08:00</published><updated>2007-12-30T10:21:20.525-08:00</updated><title type='text'>ARKADAŞLIK</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3fhlzUJ4PI/AAAAAAAAAnE/dnAOJR4hBr8/s1600-h/ressim+kullan%C4%B1r+(200).jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5149832738467602674" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3fhlzUJ4PI/AAAAAAAAAnE/dnAOJR4hBr8/s320/ressim+kullan%C4%B1r+(200).jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;ARKADAŞLIK&lt;br /&gt;Kötü karakterli bir genç varmış. Bir gün babası ona çivilerle dolu bir torba vermiş. "Arkadaşlarınla tartışıp, kavga ettiğin her zaman bu tahtaya bir çivi çak" demiş. Genç, ilk gün tahtaya 37 çivi çakmış. Sonraki haftalarda kendi kendini kontrol etmeye çalışmış ve geçen her gün daha az çivi çakmış.&lt;br /&gt;Nihayet bir gün gelmiş ki genç tahtaya hiç çivi çakmamış. Babasına gidip söylemiş. Babası onu yeniden tahtanın önüne götürmüş. Gence "Bugünden başlayarak tartışmayıp kavga etmediğin her gün için tahtadan bir çivi çıkar" demiş.&lt;br /&gt;Günler geçmiş. Bir gün gelmiş ki her çivi çıkarılmış. Babası oğluna "Aferin! iyi davrandın ama bu tahtaya dikkatli bak. Çok delik var. Artık geçmişteki gibi güzel olmayacak" demiş.&lt;br /&gt;Arkadaşlarla tartışılıp kavga edildiği zaman kötü kelimeler söylenilir. Her kötü kelime bir yara (delik) bırakır. Arkadaşına bin defa kendisini affettiğini söyleyebilirsin, ama bu delik aynen kalacak kapanmayacak. Bir arkadaş ender bulunan bir mücevher gibidir. Seni güldürür, yüreklendirir, ihtiyaç duyduğunda sana yardımcı olur, seni dinler ve sana yüreğini açar" demiş.&lt;br /&gt;Kötü karakterli bir genç varmış. Bir gün babası ona çivilerle dolu bir torba vermiş. "Arkadaşlarınla tartışıp, kavga ettiğin her zaman bu tahtaya bir çivi çak" demiş. Genç, ilk gün tahtaya 37 çivi çakmış. Sonraki haftalarda kendi kendini kontrol etmeye çalışmış ve geçen her gün daha az çivi çakmış.&lt;br /&gt;Nihayet bir gün gelmiş ki genç tahtaya hiç çivi çakmamış. Babasına gidip söylemiş. Babası onu yeniden tahtanın önüne götürmüş. Gence "Bugünden başlayarak tartışmayıp kavga etmediğin her gün için tahtadan bir çivi çıkar" demiş.&lt;br /&gt;Günler geçmiş. Bir gün gelmiş ki her çivi çıkarılmış. Babası oğluna "Aferin! iyi davrandın ama bu tahtaya dikkatli bak. Çok delik var. Artık geçmişteki gibi güzel olmayacak" demiş.&lt;br /&gt;Arkadaşlarla tartışılıp kavga edildiği zaman kötü kelimeler söylenilir. Her kötü kelime bir yara (delik) bırakır. Arkadaşına bin defa kendisini affettiğini söyleyebilirsin, ama bu delik aynen kalacak kapanmayacak. Bir arkadaş ender bulunan bir mücevher gibidir. Seni güldürür, yüreklendirir, ihtiyaç duyduğunda sana yardımcı olur, seni dinler ve sana yüreğini açar" demiş. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-9078249983658279178?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/9078249983658279178/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=9078249983658279178' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/9078249983658279178'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/9078249983658279178'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2007/12/arkadalik.html' title='ARKADAŞLIK'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3fhlzUJ4PI/AAAAAAAAAnE/dnAOJR4hBr8/s72-c/ressim+kullan%C4%B1r+(200).jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-5272546358232841801</id><published>2007-12-30T10:14:00.000-08:00</published><updated>2007-12-30T10:17:40.562-08:00</updated><title type='text'>Anlayabilmek</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3fgvDUJ4OI/AAAAAAAAAm8/3AfrMoes_m8/s1600-h/blanc-handicap%255B1%255D.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5149831797869764834" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3fgvDUJ4OI/AAAAAAAAAm8/3AfrMoes_m8/s320/blanc-handicap%255B1%255D.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;Anlayabilmek&lt;br /&gt;"Satılık Köpek Yavruları" ilanının hemen altında küçük bir çocuğun başı gözüktü ve çocuk dükkan sahibine sordu : -"Köpek yavrularını kaça satıyorsunuz?" &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;Dükkan sahibi : -"30 dolarla 50 dolar arasında değişiyor fiyatları" dedi &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;-"Benim 2 dolar 37 sentim var" dedi çocuk &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;-"Bir bakabilir miyim yavrulara" &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;Dükkan sahibi gülümsedikten sonra bir ıslık çaldı ve köpek kulübesinden beş tane yumak halinde yavru çıktı. Yavrulardan biri arkadan geliyordu. Küçük çocuk yürümekte zorluk çeken sakat yavruyu işaret edip sordu:-"Bunun nesi var?"&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;Dükkan sahibi onun kalça çıkığı olduğunu ve hep sakat kalacağını açıkladı.Küçük çocuk heyecanlanmıştı. -"Ben bu yavruyu satın almak istiyorum."&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;Dükkan sahibi:-"Hayır o yavruyu satın alman gerekmiyor. Eğer gerçekten istiyorsan o yavruyu sana bedava veririm"Küçük çocuk birden sinirlendi. Dükkan sahibinin gözlerinin içine dik dik bakarak, "Onu bana vermenizi istemiyorum. O da diğer yavrular kadar değerli ve ben fiyatını tam olarak ödeyeceğim. Aslında şimdi size 2 dolar 37 cent vereceğim ve geri kalanını ayda 50 cent ödeyerek tamamlayacağım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;"Dükkan sahibi çocuğu ikna etmeye çalıştı:-"Bu köpeği gerçekten satın almak istediğini sanmıyorum. Bu yavru hiçbir zaman diğer yavrular gibi koşup, zıplayamayacak ve seninle oynayamayacak.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;" Bunun üzerine küçük çocuk eğildi, pantolonunu sıvadı ve büyük bir metal parçasıyla desteklediği sakat bacağını dükkan sahibine gösterip, tatlı bir sesle: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;-"Ben de çok iyi koşamıyorum ve bu yavrunun kendisini çok iyi anlayacak bir sahibe gereksinimi var" dedi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-5272546358232841801?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/5272546358232841801/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=5272546358232841801' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/5272546358232841801'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/5272546358232841801'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2007/12/anlayabilmek.html' title='Anlayabilmek'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3fgvDUJ4OI/AAAAAAAAAm8/3AfrMoes_m8/s72-c/blanc-handicap%255B1%255D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-5145278867221389729</id><published>2007-12-30T10:11:00.000-08:00</published><updated>2007-12-30T10:14:07.291-08:00</updated><title type='text'>GECE - GÜNDÜZ</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3ff0jUJ4NI/AAAAAAAAAm0/_je50nMV5Ds/s1600-h/resim9zb9.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5149830792847417554" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3ff0jUJ4NI/AAAAAAAAAm0/_je50nMV5Ds/s400/resim9zb9.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;GECE - GÜNDÜZ&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;Bir bilge kisi, çölde ögrencileriyle otururken demiski; "Gece ile gündüzü nasil ayirt edersiniz? Tam olarak ne zaman karanlik baslar, ne zaman ortalik aydinlanir?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;" Ögrencilerden biri; "Uzaktaki sürüye bakarim," demis, "koyunu keçiden ayiramadigim zaman aksam olmus demektir." &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;Baska bir ögrenci söz almis ve "Hocam" demis, Incir agacini, zeytin agacindan ayirdigim zaman, anlarim ki sabah baslamistir." &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;Bilge kisi, uzun süre susmus. Ögrenciler meraklanmislar ve "Siz ne düsünüyorsunuz hocam?" diye sormuslar. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;Bilge kisi söyle demis; "Yürürken karsima bir kadin çiktiginda, güzel mi çirkin mi, siyah mi beyaz mi diye ayirmadan ona "bacim" diyebildigimde ve yine yürürken önüme çikan erkegi, zengin mi yoksul mu diye bakmadan, milletine, irkina, dinine aldirmadan, kardesim sayabildigimde anlarim ki; sabah olmustur, AYDINLIK baslamistir.."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-5145278867221389729?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/5145278867221389729/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=5145278867221389729' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/5145278867221389729'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/5145278867221389729'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2007/12/gece-gndz.html' title='GECE - GÜNDÜZ'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3ff0jUJ4NI/AAAAAAAAAm0/_je50nMV5Ds/s72-c/resim9zb9.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-1470527921189548140</id><published>2007-12-29T14:00:00.000-08:00</published><updated>2007-12-29T14:05:28.571-08:00</updated><title type='text'>BALTAYI BİLEMEK</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3bEkTUJ4KI/AAAAAAAAAmc/F9edom3bhWM/s1600-h/sophia_1139630-medium.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5149519351883882658" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3bEkTUJ4KI/AAAAAAAAAmc/F9edom3bhWM/s320/sophia_1139630-medium.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;BALTAYI BİLEMEK&lt;br /&gt;Bir ormanda iki kişi ağaç kesiyormuş. Birinci adam sabahları erkenden kalkıyor, ağaç kesmeye başlıyormuş, bir ağaç devrilirken hemen diğerine geçiyormuş. Gün boyu ne dinleniyor ne öğle yemeği için kendine vakit ayırıyormuş. Akşamları da arkadaşından bir kaç saat sonra ağaç kesmeyi bırakıyormuş. İkinci adam ise arada bir dinleniyor ve hava kararmaya başladığında eve dönüyormuş. Bir hafta boyunca bu tempoda çalıştıktan sonra ne kadar ağaç kestiklerini saymaya başlamışlar. Sonuç: İkinci adam çok daha fazla ağaç kesmiş. Birinci adam öfkelenmiş :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bu nasıl olabilir? Ben daha çok çalıştım. Senden daha erken işe başladım, senden daha geç bitirdim. Ama sen daha fazla ağaç kestin. Bu işin sırrı ne?" İkinci adam yüzünde tebessümle yanıt vermiş :&lt;br /&gt;"Ortada bir sır yok. Sen durmaksızın çalışırken ben arada bir dinlenip baltamı biliyordum. Keskin baltayla, daha az çabayla daha çok ağaç kesilir."&lt;br /&gt;Çıkarılacak Ders:&lt;br /&gt;Kendimizi geliştirmek, baltamızı bilemektir. Kendimize zaman ayırıp, yaşamımızı objektif bir bakışla gözden geçirmektir. Zayıf bulduğumuz alanlarımızı geliştirmek için çaba göstermektir. Bu zihnimizin, ruhumuzun karakterimizin güçlenmesi için olmazsa olmaz bir koşuldur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Delfi'deki ünlü tapınakta Sokrates'in şu sözü yer alır: "İnsan Kendini Tanı" Kendini tanımak, şu anda olduğumuz noktayla olmak istediğimiz nokta arasındaki yoldur. Kendini tanımak, kendimizi nasıl gördüğümüz ile başkalarının bizi nasıl gördüğü arasında açı olmaması anlamına gelir. Bireysel ve iş yaşamımızda başarılı, mutlu ve doyumlu olmak istiyorsak, baltamızı bilemek için kendimize zaman ayırmalıyız.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-1470527921189548140?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/feeds/1470527921189548140/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7759755643618320679&amp;postID=1470527921189548140' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/1470527921189548140'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7759755643618320679/posts/default/1470527921189548140'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://esentepehikaye.blogspot.com/2007/12/baltayi-bilemek.html' title='BALTAYI BİLEMEK'/><author><name>ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10691069796666405338</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R3bEkTUJ4KI/AAAAAAAAAmc/F9edom3bhWM/s72-c/sophia_1139630-medium.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
