<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><rss xmlns:atom='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' version='2.0'><channel><atom:id>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679</atom:id><lastBuildDate>Sat, 17 Oct 2009 23:56:14 +0000</lastBuildDate><title>Esentepe hikaye</title><description></description><link>http://esentepehikaye.blogspot.com/</link><managingEditor>noreply@blogger.com (ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ)</managingEditor><generator>Blogger</generator><openSearch:totalResults>106</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-2033269922496688676</guid><pubDate>Sun, 18 Jan 2009 21:54:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-01-18T13:58:19.626-08:00</atom:updated><title>HER İŞTE BİR HAYIR VARDIR</title><description>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SXOlzEwGUZI/AAAAAAAACFA/Mq7S4_TL18k/s1600-h/Abstract+Plans+II.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5292756283957858706" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 250px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SXOlzEwGUZI/AAAAAAAACFA/Mq7S4_TL18k/s400/Abstract+Plans+II.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:180%;color:#006600;"&gt;HER İŞTE BİR HAYIR VARDIR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir zamanlar Afrika’daki bir ülkede hüküm süren bir kral vardı. Kral, daha çocukluğundan itibaren arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü bir dostunu hiç yanından ayırmazdı. Nereye gitse onu da beraberinde götürürdü. Kralın bu arkadaşının ise değişik bir huyu vardı. İster kendi başına gelsin ister başkasının, ister iyi olsun ister kötü, her olay karşısında hep aynı şeyi söylerdi:&lt;br /&gt;"Bunda da bir hayır var!"&lt;br /&gt;Bir gün kralla arkadaşı birlikte ava çıktılar. Kralın arkadaşı tüfekleri dolduruyor, krala veriyor, kral da ateş ediyordu. Arkadaşı muhtemelen tüfeklerden birini doldururken bir yanlışlık yaptı ve kral ateş ederken tüfeği geriye doğru patladı ve kralın baş parmağı koptu. Durumu gören arkadaşı her zamanki her zamanki sözünü söyledi:&lt;br /&gt;"Bunda da bir hayır var!"&lt;br /&gt;Kral acı ve öfkeyle bağırdı: "Bunda hayır filan yok! Görmüyor musun, parmağım koptu?"&lt;br /&gt;Ve sonra da kızgınlığı geçmediği için arkadaşını zindana attırdı. Bir yıl kadar sonra, kral insan yiyen kabilelerin yaşadığı ve aslında uzak durması gereken bir bölgede birkaç adamıyla birlikte avlanıyordu. Yamyamlar onları ele geçirdiler ve köylerine götürdüler. Ellerini, ayaklarını bağladılar ve köyün meydanına odun yığdılar. Sonra da odunların ortasına diktikleri direklere bağladılar. Tam odunları tutuşturmaya geliyorlardı ki, kralın başparmağının olmadığını fark ettiler. Bu kabile, batıl inançları nedeniyle uzuvlarından biri eksik olan insanları yemiyordu. Böyle bir insanı yedikleri takdirde başlarına kötü olaylar geleceğine inanıyorlardı. Bu korkuyla, kralı çözdüler ve salıverdiler. Diğer adamları ise pişirip yediler. Sarayına döndüğünde, kurtuluşunun kopuk parmağı sayesinde gerçekleştiğini anlayan kral, onca yıllık arkadaşına reva gördüğü muameleden dolayı pişman oldu. Hemen zindana koştu ve zindandan çıkardığı arkadaşına başından geçenleri bir bir anlattı.&lt;br /&gt;"Haklıymışsın!" dedi.&lt;br /&gt;"Parmağımın kopmasında gerçekten de bir hayır varmış. İşte bu yüzden, seni bu kadar uzun süre zindanda tuttuğum için özür diliyorum.Yaptığım çok haksız ve kötü bir şeydi" "Hayır" diye karşılık verdi arkadaşı.&lt;br /&gt;"Bunda da bir hayır var"&lt;br /&gt;"Ne diyorsun Allah aşkına?" diye hayretle bağırdı kral.&lt;br /&gt;"Bir arkadaşımı bir yıl boyunca zindanda tutmanın neresinde hayır olabilir"&lt;br /&gt;"Düşünsene, ben zindanda olmasaydım, seninle birlikte avda olurdum, değil mi?"&lt;br /&gt;Ve sonrasını düşünsene?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-2033269922496688676?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://esentepehikaye.blogspot.com/2009/01/her-ite-bir-hayir-vardir.html</link><author>noreply@blogger.com (ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SXOlzEwGUZI/AAAAAAAACFA/Mq7S4_TL18k/s72-c/Abstract+Plans+II.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-8931946671003180881</guid><pubDate>Sun, 18 Jan 2009 21:52:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-01-18T13:54:20.352-08:00</atom:updated><title>KİŞİLİK</title><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SXOlA5M1BqI/AAAAAAAACE4/L395IlsJ7rI/s1600-h/Pi_by_Dizigner.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5292755421863675554" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 262px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SXOlA5M1BqI/AAAAAAAACE4/L395IlsJ7rI/s400/Pi_by_Dizigner.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:courier new;font-size:180%;color:#000099;"&gt;KİŞİLİK&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sınıf, öğrencilerin gürültü patırtısıyla sallanırken sert görünümlü hoca kapıda beliriyor. Sınıfa bir bakış atıp kürsüye geçiyor. Tebeşirle tahtaya kocaman bir (1) rakamı çiziyor. "Bakın" diyor.&lt;br /&gt;"Bu, kişiliktir. Hayatta sahip olabileceğiniz en değerli şey..." &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sonra (1)'in yanına bir (0) koyuyor: &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"Bu, başarıdır. Başarılı bir kişilik (1)'i (10) yapar". &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir (0) daha... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"Bu, tecrübedir. (10) iken (100) olursunuz". &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sıfırlar böyle uzayıp gidiyor: &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yetenek... disiplin... sevgi... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Eklenen her yeni (0)' ın kişiliği 10 kat zenginleştirdiğini anlatıyor hoca... Sonra eline silgiyi alıp en baştaki (1)'i siliyor. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Geriye bir sürü sıfır kalıyor. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ve Hoca yorumu patlatıyor: &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"Kişiliğiniz yoksa, öbürleri hiçtir". &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sınıf, mesajı alıp sessizliğe gömülür...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-8931946671003180881?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://esentepehikaye.blogspot.com/2009/01/kiilik.html</link><author>noreply@blogger.com (ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SXOlA5M1BqI/AAAAAAAACE4/L395IlsJ7rI/s72-c/Pi_by_Dizigner.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-2587569645541858869</guid><pubDate>Sun, 18 Jan 2009 21:49:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-01-18T13:51:24.397-08:00</atom:updated><title>Huzur</title><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SXOkTagnmBI/AAAAAAAACEw/JNXpAdiAZSY/s1600-h/340_1_1024x768.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5292754640531068946" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SXOkTagnmBI/AAAAAAAACEw/JNXpAdiAZSY/s400/340_1_1024x768.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:courier new;color:#cc0000;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Huzur &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bir gün bir kral ama halkı tarafından sevilen bir kral, huzuru en güzel resmedecek sanatçıya büyük bir ödül vereceğini ilan eder. Yarışmaya çok sayıda sanatçı katılır. Günlerce çalışırlar birbirinden güzel resimler yaparlar. Sonunda eserleri saraya teslim ederler. Tablolara bakan kral sadece ikisinden hoşlanır. Ama birinciyi seçmesi için karar vermesi gereklidir. Resimlerden birisinde sükunetli bir göl vardır. Göl bir ayna gibi etrafında yükselen dağların görüntüsünü yansıtmaktadır. Üst tarafta pamuk beyazı bulutlar gökyüzünü süslüyorlardı. Resme kim baktı ise onun mükemmel bir huzur resmi olduğunu düşünüyordu. Diğer resimde de dağlar vardı. Ama engebeli ve çıplak dağlar. Üst tarafta öfkeli bir gökyüzünden yağmurlar boşanıyor ve şimşek çakıyordu. Dağın eteklerinde ise köpüklü bir şelale çağıldıyordu. Kısaca resim hiç de huzurlu gözükmüyordu. Fakat kral resme bakınca, şelalenin ardında kayalıklardaki çatlaktan çıkan mini minnacık bir çalılık gördü. Çalılığın üstünde ise anne bir kuşun örttüğü bir kuş yuvası görünüyordu. Sertçe akan suyun orta yerinde anne kuş yuvasını kuruyordu. ...harika bir huzur ve sükun örneği. Ödülü kim kazandı dersiniz. Tabi ki ikinci resim. Kralın açıklaması şöyle idi: -Huzur hiçbir gürültünün sıkıntının ya da zorluğun bulunmaması ve sıkıntının olmadığı yer demek değildir. Huzur bütün bunların içinde bile yüreğimizin sükun bulabilmesidir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-2587569645541858869?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://esentepehikaye.blogspot.com/2009/01/huzur.html</link><author>noreply@blogger.com (ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SXOkTagnmBI/AAAAAAAACEw/JNXpAdiAZSY/s72-c/340_1_1024x768.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-4252951241561582760</guid><pubDate>Sun, 18 Jan 2009 21:46:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-01-18T13:48:07.220-08:00</atom:updated><title>ARKADAŞ</title><description>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SXOjjpP_fgI/AAAAAAAACEo/XXiCp9U8bh0/s1600-h/martgibiolabilseydihl6.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5292753819854142978" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 351px; CURSOR: hand; HEIGHT: 256px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SXOjjpP_fgI/AAAAAAAACEo/XXiCp9U8bh0/s400/martgibiolabilseydihl6.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;ARKADAŞ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Vietnam Savaşı sonrası... Evine dönmekte olan bir asker San Francisco'dan ailesini aradı: "Anne, baba eve dönüyorum, ama sizden bir şey rica ediyorum. Yanımda bir arkadaşımı da getirmek istiyorum." "Memnuniyetle, O'nunla tanışmak isteriz", diye cevapladılar.&lt;br /&gt;Oğulları "Bilmeniz gereken bir şey daha var." diye devam etti. "Arkadaşım savaşta ağır yaralandı, bir mayına bastı ve bir koluyla ayağını kaybetti. Gidecek hiçbir yeri yok ve O'nun gelip bizimle kalmasını istiyorum." "Bunu duyduğuma üzüldüm oğlum. Belki O'nun başka bir yer bulmasına yardımcı olabiliriz."&lt;br /&gt;"Hayır. Anne, baba O'nun bizimle kalmasını istiyorum."&lt;br /&gt;"Oğlum." dedi babası. "Bizden ne istediğini bilmiyorsun. O'nun gibi özürlü biri bize korkunç yük olur. Bizim kendi hayatımız var ve bunun gibi bir şeyin hayatımıza engel olmasına izin veremeyiz. Bence bu arkadaşını unutup eve dönmelisin. O kendi başının çaresine bakacaktır."&lt;br /&gt;Oğlu o anda telefonu kapattı. Ailesi O'ndan bir süre haber alamadı. Ama birkaç gün sonra, San Francisco polisinden bir telefon geldi. Oğullarının yüksek bir binadan düşüp öldüğünü öğrendiler. Polis bunun intihar olduğuna inanıyordu. Üzüntü dolu anne-baba hemen San Francisco'ya uçtular ve oğullarının cesedini tespit etmek için şehir morguna götürüldüler. Anne - baba oğullarını hemen tanıdılar yalnız bilmedikleri bir şeyi de öğrenince dehşete düştüler:&lt;br /&gt;Oğullarının sadece bir kolu ve bir bacağı vardı... &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-4252951241561582760?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://esentepehikaye.blogspot.com/2009/01/arkada.html</link><author>noreply@blogger.com (ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SXOjjpP_fgI/AAAAAAAACEo/XXiCp9U8bh0/s72-c/martgibiolabilseydihl6.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-1216576281103469507</guid><pubDate>Sun, 18 Jan 2009 21:44:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-01-18T13:45:26.463-08:00</atom:updated><title>Zaman Yönetimi</title><description>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SXOi5Ji_biI/AAAAAAAACEg/RbVDvGJWXBM/s1600-h/aPi.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5292753089789390370" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 302px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SXOi5Ji_biI/AAAAAAAACEg/RbVDvGJWXBM/s400/aPi.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#990000;"&gt;Zaman Yönetimi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Aşağıdaki gerçek hikâye Kellog Business School'da (Northwestern Üniversitesi) İş İdaresi mastır öğrencileri ile Zaman Yönetimi dersi profesörü arasında geçer...&lt;br /&gt;Profesör sınıfa girip karsısında duran dünyanın en seçilmiş öğrencilerine kısa bir süre baktıktan sonra, "Bugün Zaman Yönetimi konusunda deneyle karışık bir sınav yapacağız" dedi. Kürsüye yürüdü, kürsünün altından kocaman bir kavanoz çıkarttı. Arkadan, kürsünün altından bir düzine yumruk büyüklüğünde tas aldı ve taşları büyük bir dikkatle kavanozun içine yerleştirmeye başladı. Kavanozun daha başka tas almayacağına emin olduktan sonra öğrencilerine döndü ve "Bu kavanoz doldu mu?" diye sordu. Öğrenciler hep bir ağızdan "Doldu" diye cevapladılar. Profesör "Öyle mi?" dedi ve kürsünün altına eğilerek bir kova mıcır çıkarttı. Mıcırı kavanozun ağzından yavaş yavaş döktü. Sonra kavanozu sallayarak mıcırın taşların arasına yerleşmesini sağladı. Sonra öğrencilerine dönerek bir kez daha "Bu kavanoz doldu mu?" diye sordu. Bir öğrenci "Dolmadı herhâlde" diye cevap verdi. Doğru" dedi profesör ve gene kürsünün altına eğilerek bir kova kum aldı ve yavaş yavaş tüm kum taneleri taslarla mıcırların arasına nüfuz edene kadar döktü. Gene öğrencilerine döndü ve "Bu kavanoz doldu mu?" diye sordu. Tüm sınıftakiler bir ağızdan "Hayır" diye bağırdılar. "Güzel" dedi profesör ve kürsünün altına eğilerek bir sürahi su aldı ve kavanoz ağzına kadar doluncaya dek suyu boşalttı. Sonra öğrencilerine dönerek "Bu deneyin amacı neydi" diye sordu. Uyanık bir öğrenci hemen "Zamanımız ne kadar dolu görünürse görünsün, daha ayırabileceğimiz zamanımız mutlaka vardır" diye atladı. "Hayır" dedi profesör, "bu deneyin esas anlatmak istediği eğer büyük taşları bastan yerleştirmezseniz küçükler girdikten sonra büyükleri hiç bir zaman kavanozun içine koyamazsınız" gerçeğidir". Öğrenciler şaşkınlık içinde birbirlerine bakarken profesör devam etti: "Nedir hayatınızdaki büyük taşlar? Çocuklarınız, eşiniz, sevdikleriniz, arkadaşlarınız, eğitiminiz, hayâlleriniz, sağlığınız, bir eser yaratmak, başkalarına faydalı olmak, onlara bir şey öğretmek! Büyük taşlarınız belki bunlardan birisi, belki bir kaçı, belki hepsi. Bu aksam uykuya yatmadan önce iyice düşünün ve sizin büyük taşlarınız hangileridir iyi karar verin. Bilin ki büyük taşlarınızı kavanoza ilk olarak yerleştirmezseniz hiç bir zaman bir daha koyamazsınız, o zaman da ne kendinize, ne de çalıştığınız kuruma, ne de ülkenize faydalı olursunuz. Bu da iyi bir is adamı, gerçekte de iyi bir adam olamayacağınızı gösterir" Profesör, ders bittiği hâlde konuşmadan oturan öğrencileri sınıfta bırakarak çıktı gitti...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-1216576281103469507?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://esentepehikaye.blogspot.com/2009/01/zaman-ynetimi.html</link><author>noreply@blogger.com (ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SXOi5Ji_biI/AAAAAAAACEg/RbVDvGJWXBM/s72-c/aPi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-9039377969229562234</guid><pubDate>Sun, 18 Jan 2009 21:40:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-01-18T13:43:46.894-08:00</atom:updated><title>ACELE KARAR VERMEYİN...</title><description>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SXOiiznT4lI/AAAAAAAACEY/IScFiSCSmHs/s1600-h/buyukresim012.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5292752705944805970" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 227px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SXOiiznT4lI/AAAAAAAACEY/IScFiSCSmHs/s400/buyukresim012.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;"&gt;ACELE KARAR VERMEYİN...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Çin düşünürü Lao Tzu'nun öyküsü...&lt;br /&gt;Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış... Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış..&lt;br /&gt;"Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı" dermiş hep. Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: "Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın" demişler...&lt;br /&gt;İhtiyar: "Karar vermek için acele etmeyin" demiş. "Sadece at kayıp" deyin, "Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez."&lt;br /&gt;Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler. Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş... Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler toplanıp ithiyardan özür dilemişler. "Babalık" demişler, "Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var.."&lt;br /&gt;"Karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar. "Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?"&lt;br /&gt;Köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler, ama içlerinden "Bu herif sahiden geri zekalı" diye geçirmişler... Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara. "Bir kez daha haklı çıktın" demişler.&lt;br /&gt;"Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler. İhtiyar "Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş.&lt;br /&gt;"O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez."&lt;br /&gt;Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşınkazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin sonunda ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş.&lt;br /&gt;Köylüler, gene ihtiyara gelmişler... "Gene haklı olduğun ortaya çıktı" demişler. "Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer..."&lt;br /&gt;"Siz erken karar vermeye devam edin" demiş, ihtiyar. "Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde... Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor."&lt;br /&gt;Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış:"Acele karar vermeyin. Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz."&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-9039377969229562234?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://esentepehikaye.blogspot.com/2009/01/acele-karar-vermeyin.html</link><author>noreply@blogger.com (ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SXOiiznT4lI/AAAAAAAACEY/IScFiSCSmHs/s72-c/buyukresim012.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-4130374638356144454</guid><pubDate>Wed, 30 Apr 2008 20:55:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-04-30T14:00:58.255-07:00</atom:updated><title>İnsanlar vardır</title><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBjd3RViZ6I/AAAAAAAABHo/c5iWzmc6PWI/s1600-h/resimler+(27).jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5195146111788148642" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBjd3RViZ6I/AAAAAAAABHo/c5iWzmc6PWI/s400/resimler+(27).jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;İnsanlar vardır&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar vardır üstü nilüferlerle kaplı, bulanık bir göl gibi ne kadar uğraşsanız görünmez dibi, uzaktan görünüşü çekici, aldatıcı içine daldığınızda ne kadar yanıltıcı. Ne zaman ne geleceğini bilemezsiniz sokulmaktan korkarsınız, güvenemezsiniz ...&lt;br /&gt;İnsanlar vardır derin bir okyanus gibi ilk anda ürkütür, korkutur sizi derinliklerinde saklıdır gizi daldıkça anlarsınız, daldıkça tanırsınız. Yanında kendinizi içi boş sanırsınız.&lt;br /&gt;İnsanlar vardır coşkun bir akarsu bent, engel tanımaz, akar durur su yaklaşmaya gelmez, alır sürükler, tutunacak yer göstermez. Beyaz köpükler ne zaman nerede bırakacağı belli olmaz bu tip insanla bir ömür dolmaz.&lt;br /&gt;İnsanlar vardır sâkin akan bir dere, insanı rahatlatır, huzur verir gönüllere yanında olmak başlı başına bir mutluluk, sesinde, görüntüsünde tatlı bir durgunluk...&lt;br /&gt;İnsanlar vardır berrak pırıl pırıl bir deniz, boşa gitmez ne kadar güvenseniz dibini görürsünüz, her şey meydanda korkmadan dalarsınız sizi sarar bir anda içi dışı birdir çekinme ondan, her sözü içtendir her davranışı candan...&lt;br /&gt;İnsanlar vardır çeşit çeşit tip tip her biri başka bir karaktere sahip, görmeli, incelemeli, doğruyu bulmalı, her şeyden önemlisi insan, insan olmalı...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-4130374638356144454?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/04/insanlar-vardr.html</link><author>noreply@blogger.com (ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBjd3RViZ6I/AAAAAAAABHo/c5iWzmc6PWI/s72-c/resimler+(27).jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-4941886768032367335</guid><pubDate>Sat, 26 Apr 2008 20:15:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-04-26T13:18:22.842-07:00</atom:updated><title>GELİNCİK</title><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBON7hViZLI/AAAAAAAABAs/EGCk4-ekAtM/s1600-h/beyaz_gelincik.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5193650848988816562" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBON7hViZLI/AAAAAAAABAs/EGCk4-ekAtM/s400/beyaz_gelincik.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;GELİNCİK&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Uzaklarda bir köyde, çocuğu doğmadan kocası ölmüş, tek başına yaşayan hamile bir kadın kendisine arkadaş olması açısından dağda yaralı olarak bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başlar.&lt;br /&gt;Gelincik kadının yanından bir an bile ayrılmaz. Her ne kadar evcil bir hayvan olmasa da, oldukça uysallaşır.&lt;br /&gt;Bir kaç ay sonra kadının çocuğu doğar. Tek başına tüm zorluklara göğüs germek ve yavrusuna bakmak zorundadır.&lt;br /&gt;Günler geçer ve kadın bir gün bir kaç dakikalığına da olsa evden ayrılmak ve yavrusunu evde bırakmak zorunda kalır...&lt;br /&gt;Gelincikle bebek evde yalnız kalmışlardır.&lt;br /&gt;Aradan biraz zaman geçer ve anne eve gelir.&lt;br /&gt;Gelinciği ve kanlı ağzını görür.&lt;br /&gt;Anne çıldırmışçasına gelinciğe saldırır ve oracıkta öldürür hayvanı.&lt;br /&gt;Tam o sırada içerdeki odadan bir bebek sesi duyulur.&lt;br /&gt;Anne odaya yönelir... Ve odada beşiği, beşiğin içindeki bebegi ve bebegin yanında duran parçalanmış bir yılanı görür...&lt;br /&gt;Einstein'ın söylediği rivayet edilen bir söz var:&lt;br /&gt;'İnsanlardaki önyargıyı parçalamak benim atomu parçalamamdan çok daha zor'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖNYARGININ OLMADIĞI!&lt;br /&gt;EN GÜZEL GÜNLER SİZLERİN OLSUN&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-4941886768032367335?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/04/gelincik.html</link><author>noreply@blogger.com (ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBON7hViZLI/AAAAAAAABAs/EGCk4-ekAtM/s72-c/beyaz_gelincik.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-8086828025032003179</guid><pubDate>Sat, 26 Apr 2008 12:29:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-04-26T05:32:55.760-07:00</atom:updated><title>İlginç bir vazgeçirme yöntemi</title><description>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMg8RViZKI/AAAAAAAABAk/ffb96-UFhUU/s1600-h/BilimCocuk_Kasim07_Kitap_Yazisi_Bengi.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5193531015106290850" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMg8RViZKI/AAAAAAAABAk/ffb96-UFhUU/s400/BilimCocuk_Kasim07_Kitap_Yazisi_Bengi.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#333300;"&gt;İlginç bir vazgeçirme yöntemi&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Yaşlı bir adam emekliye ayrılır ve kendine bir lisenin yanında küçük bir ev alır. Emekliliğinin ilk birkaç haftasını huzur içinde geçirir; ama sonra ders yılı başlar. Okulların açıldığı ilk gün dersten çıkan öğrenciler, yollarının üzerindeki her çöp bidonunu tekmelerler, bağırıp, çağırarak geçer giderler. Bu çekilmez gürültü günler sürer ve yaşlı adam buna bir son vermeye karar verir.&lt;br /&gt;Ertesi gün çocuklar gürültüyle evine doğru yaklaşırken, kapının önüne çıkar onları durdurur ve,"Çok tatlı çocuklarsınız, çok da eğleniyorsunuz. Bu neşenizi sürdürmenizi istiyorum sizden. Ben de sizlerin yaşındayken aynı şekilde gürültüler çıkarmaktan hoşlanırdım, bana gençliğimi hatırlatıyorsunuz. Eğer her gün buradan geçer ve gürültü yaparsanız size her gün bir dolar vereceğim" der.&lt;br /&gt;Bu teklif çocukların çok hoşuna gider ve gürültüyü sürdürürler. Birkaç gün sonra yaşlı adam yine çocukların önüne çıkar ve şöyle der:&lt;br /&gt;"Çocuklar, enflasyon beni de etkilemeye başladı. Bundan böyle size sadece günde elli sent verebilirim…"&lt;br /&gt;Çocuklar pek hoşlanmazlar, ama yine devam ederler gürültüye. Aradan bir kaç gün daha geçer ve yaşlı adam yine karşılar onları.&lt;br /&gt;"Bakın" der, "Henüz maaşımı almadım bu yüzden size günde ancak 25 sent verebilirim, tamam mı?"&lt;br /&gt;Çocuklar, "İmkansız bayım" der.&lt;br /&gt;"Günde 25 sent için bu işi yapacağımızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Biz işi bırakıyoruz.”&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-8086828025032003179?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/04/ilgin-bir-vazgeirme-yntemi.html</link><author>noreply@blogger.com (ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMg8RViZKI/AAAAAAAABAk/ffb96-UFhUU/s72-c/BilimCocuk_Kasim07_Kitap_Yazisi_Bengi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-5550017315010690519</guid><pubDate>Sat, 26 Apr 2008 12:27:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-04-26T05:29:34.040-07:00</atom:updated><title>Tabip</title><description>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMf_RViZJI/AAAAAAAABAc/S9g9XFmcBY0/s1600-h/ocuk0.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5193529967134270610" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMf_RViZJI/AAAAAAAABAc/S9g9XFmcBY0/s400/ocuk0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#006600;"&gt;Tabip&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Beyazıd-i Bestami Hazretleri akıl hastahanesinin önünden geçerken, bir tabibin havanda ilaç dövdüğünü görerek:- Çok günahkarım, der. Bunun içinde ilaç var mı? Tabib daha cevap vermeden, konuşmaları dinleyen bir hasta, pencereden seslenir.- Tövbe kökü ile istiğfar yaprağını karıştır. Kalb havanında tevhid tokmağı ile döv. İnsaf eleğinden geçir, göz yaşı ile yoğur. Aşk fırınında pişir ve sabah akşam bol bol ye. Göreceksin hastalığından eser kalmayacak.Bistami hazretlerinin gözleri dolar ve :- Ya Rabbi, der. Şu dünya hastanesinde ne tabipler var.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-5550017315010690519?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/04/tabip.html</link><author>noreply@blogger.com (ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMf_RViZJI/AAAAAAAABAc/S9g9XFmcBY0/s72-c/ocuk0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-2034157448716397303</guid><pubDate>Sat, 26 Apr 2008 12:25:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-04-26T05:27:06.535-07:00</atom:updated><title>Fazilet</title><description>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMfkBViZII/AAAAAAAABAU/xIwvlDDMgsA/s1600-h/C5F_buyukresim.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5193529498982835330" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMfkBViZII/AAAAAAAABAU/xIwvlDDMgsA/s400/C5F_buyukresim.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;Fazilet&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Nihad Sami Banarlının anlattığına göre Yahya Kemal bir dönemdeki sohbetlerinde sık sık şöyle dermiş:'Çocuklarımıza dediler ki:- Selçuklu ve Osmanlı medeniyetin bilmemek fazilettir.- Osmanlı devri Türkçe'sini bilmemek fazilettir.- Fuzuli'yi, Nedim'i, Namık Kemal'i, Hamid'i, Fikret'i bilmemek bir fazilettir.- Hasılı, ... bilmemek bir fazilettir.Çocuklarımız bir de baktılar ki meğer ne çok faziletleri varmış&lt;/span&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-2034157448716397303?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/04/fazilet.html</link><author>noreply@blogger.com (ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMfkBViZII/AAAAAAAABAU/xIwvlDDMgsA/s72-c/C5F_buyukresim.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-601070884538491457</guid><pubDate>Sat, 26 Apr 2008 12:23:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-04-26T05:25:05.572-07:00</atom:updated><title>bakış açısı...</title><description>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMfFxViZHI/AAAAAAAABAM/-j_MaZIUU3o/s1600-h/1887565-79c5164a324f6f47.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5193528979291792498" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMfFxViZHI/AAAAAAAABAM/-j_MaZIUU3o/s400/1887565-79c5164a324f6f47.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;bakış açısı...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Dr.Paul Ruskin, öğrencilerine, yaşlanmanın psikolojik etkileriniöğretirken onlara şu olayı okur:"Hasta ne konuşuyor, ne söylenenleri anlıyor.Bazen saatlerceanlaşılmaz şeyler geveliyor.Zaman, yer veya kişi kavramı yok.Sadece kendi adı söylendiğinde tepki veriyor.Son altı aydır onun yanındayım, ne görünüşü için bir çaba sarf ediyor,ne de bakım yapılırken yardımcıoluyor.Onu hep başkaları besliyor, yıkıyor ve giydiriyor.Dişleri yok,yiyeceklerinin püre halinde verilmesi gerekiyor. Gömleği salyalarından dolayı sürekli leke içinde, yürüyemiyor ve uykusu düzensiz. Gece yarısı uyanıp çığlıklarıyla herkesi uyandırıyor. Çoğu zaman mutlu ve sevecen, fakat bazen ortada bir sebep yokken sinirleniyor. Biri gelip onu yatıştırana kadar da feryat figan bağırıyor."Bu olayı okuduktan sonra, Ruskin öğrencilerine böyle birinin bakımınıisteyip istemediklerini sorar.Öğrenciler bunu yapamayacaklarını söylerler. Ruskin kendisinin bunu büyük bir zevkle yaptığını ve onların da yapmasıgerektiğini söyleyince öğrenciler şaşırırlar.Daha sonra Ruskin, hastasının fotoğrafını dolaştırmaya başlar.Fotoğraftaki, doktorun 6 aylık kızıdır.Dr. Ruskin "Amerikan Tıp Birliği Dergisindeki "makalesinde, yanlış anlamanın, insana nasıl farklı bir bakış açısı kazandırdığını anlatmaktadır...---&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-601070884538491457?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/04/bak-as.html</link><author>noreply@blogger.com (ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMfFxViZHI/AAAAAAAABAM/-j_MaZIUU3o/s72-c/1887565-79c5164a324f6f47.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-1421095599760916730</guid><pubDate>Sat, 26 Apr 2008 12:22:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-04-26T05:23:23.229-07:00</atom:updated><title>BİLGE KADININ TAŞI</title><description>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMetRViZGI/AAAAAAAABAE/9hQnGQE79gE/s1600-h/Vista_wallpaper.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5193528558384997474" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMetRViZGI/AAAAAAAABAE/9hQnGQE79gE/s400/Vista_wallpaper.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt;BİLGE KADININ TAŞI&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;DAĞLARDA seyahat eden bilge bir kadın, bir dere kenarında değerli bir taş bulmuştu. Ertesi gün kadın başka bir gezginle karşılaştı. Adamın karnı çok açtı. Bilge kadından yiyecek bir şeyler istedi. Kadın ona bir şeyler vermek için çantasını açtığında değerli taşı gören adam, kadından onu da kendisine vermesini rica etti. Tereddütsüz:“Olur” dedi kadın.Aç gezgin, talihin nihayet kendisine yaver gittiğini düşünerek, sevinç içinde ayrıldı oradan. Ancak, birkaç gün sonra o civarlara geri geldi ve bilge kadını bularak, taşı kendisine iade etti.“Bana verdiğin taşın ne kadar değerli olduğunun farkındayım” dedi adam. “Ama düşündüm ki, sen de bu taştan daha değerli bir şey var. Bu mücevheri verebilmeni mümkün kılan şeyi bana verir misin?”(Uyarlama:İsmail Örgen)&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-1421095599760916730?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/04/bilge-kadinin-tai.html</link><author>noreply@blogger.com (ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMetRViZGI/AAAAAAAABAE/9hQnGQE79gE/s72-c/Vista_wallpaper.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-528008926096235285</guid><pubDate>Sat, 26 Apr 2008 12:17:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-04-26T05:21:57.346-07:00</atom:updated><title>Caize</title><description>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMeQxViZFI/AAAAAAAAA_8/mjaFefTDMZc/s1600-h/.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5193528068758725714" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMeQxViZFI/AAAAAAAAA_8/mjaFefTDMZc/s400/.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="font-size:180%;color:#ff6666;"&gt;Caize&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Şair Ebu Dellame ile Halife Mehdi arasında şöyle bir vakıa geçmiştir: Ebu Dellame, Abbasi hükümdarlarına bir kaside takdim eder. Halife kasideyi pek beğenir:- Sana bu kasiden için ne caize vereyim?- Efendimiz bendeniz bir av köpeği isterim.- Bu kadar güzel bir kasidenin caizesi bir av köpeği olur mu?- Efendim kulunuz böyle istiyor.Halife Mehdi işe şaşar, ama şairi de kırmak istemez:- Peki, istediğin gibi sana bir av köpeği versinler.- Fakat Efendim bendeniz ava ne ile gideceğim?- Hakkın var bir de at versinler.- Ata nasıl bineceğim?- Doğru, güzel bir eğer takımı da versinler.- Efendimiz ata kim bakacak?- Haklısın, bir de köle versinler.- Ama Efendim ben atı nerede barındıracağım?- Bir de ahır versinler.- Köleyi nerede yatırayım?- Bir ev versinler.- Bu kadar halkı ne ile doyuracağım?- Bin altın da haçlık versinler.- Efendim...Halife Mehdi şairin sözünü kesmiş:Eğer masrafı idare etmeye bir kethüda, hesapları tutmaya bir katip istersen köpeği geri alırım ha!..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-528008926096235285?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/04/caize.html</link><author>noreply@blogger.com (ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMeQxViZFI/AAAAAAAAA_8/mjaFefTDMZc/s72-c/.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-6320904369304885088</guid><pubDate>Sat, 26 Apr 2008 12:14:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-04-26T05:17:29.931-07:00</atom:updated><title>Gül bahçesi....</title><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMdOhViZEI/AAAAAAAAA_0/DkdD60FTCVs/s1600-h/01-full.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5193526930592392258" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMdOhViZEI/AAAAAAAAA_0/DkdD60FTCVs/s400/01-full.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;Gül bahçesi....&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bir gezginin yolu günün birinde bir bahçeye varmış.O bahçede yalnız gül yetişirmiş. Birbirinden &lt;span style="font-family:arial;"&gt;narin ve zarif güller.O güller kadar zarif ve latif bir hatun kapı önünde duruyormuş.GEZGİN hatuna hayranlık ve saygı ile yaklaşıp kendisini takdim etmiş. Ve hatundan adını bağışlamasını istemiş.HATUN: bana SEVGİ derler.GEZGİN: Sevgi hatun burada yalnız mı oturuyorsunuz?SEVGİ: hayır eşimle beraber oturuyoruz. Ona İLİM derler.Şu anda bahçede çalışıyor. Bıkmaz yorulmaz bir kişidir.GEZGİN: Bahçeyi dolaşmama izin var mı?SEVGİ: Hay hay...lütfen ayakkabılarınızı çıkarında SAYGI dediğimiz şu mestleri giyiniz.Onlar öylece konuşurken İLİM çıkagelmiş. Bahçeyi birlikte dolaşmaya başlamışlar.SEVGİ önde İLİM ve GEZGİN arkada yürüyorlarmış.Her gülün bir adı varmış. MUTLULUK, HOŞGÖRÜ, SABIR, KANAAT,ADALET, İRADE, ŞEFKAT, MERHAMET, AKIL, HİKMET, KUDRET,SAMİMİYET, TEVAZU, FAZİLET VE...bu kadar çeşitte ve bu kadar yoğunlukta güzellik bu kadar bakım ve özen,böylesine bir düzen karşısında heyecanlanan ve hayrete düşen gezgin bahçıvan ilim efendiye sormuş:GEZGİN: Siz hangi gülün hangi isimde olduğunu bazen karıştırıyormuşsunuz?İLİM: Bazen şaşırdığım oluyorsa da SEVGİ hemen yardımıma koşuyor bana doğru ismi hatırlatıyor.GEZGİN: Güllerin erip eriştiği bu toprağın bir özelliği var mı?İLİM: Özelliği olup olmadığını bilmiyorum. Bu toprağı bize VEFA adında bir dostumuz getirir.VEFA dostumuzun dediğine göre, örneğin; MERHAMETLİ bir insan görünce,ondan oluşan toprağı bize getirir, bizde onu MERHAMET gülünün altına serpiveririz veyaŞEFKATLİ bir insan görünce ondan oluşan toprağı bize getirir,bizde o toprağı ŞEFKAT gülünün altına sereriz ve bu böyle devam edip gider.GEZGİN: Güller arasında aşı yapılıyor mu?İLİM: Elbette HAYAL gülüne GERÇEK i aşıladık; ÜMIT gülü oluştu.İMAN gülüne HİZMET i aşıladık; TESLİMİYET gülü oluştu.HİKMET gülüne AKIL 'ı aşıladık; İRADE gülü oluştu. Bu aşıları sürekli yapmak zorundayız.Örneğin; o muhteşem ADALET gülüne KUDRET gülünü aşılamazsak,ADALET hemen sararıp soluyor. Aciz kalıyor.KUDRET gülüne ADALET' i aşılamazsak KUDRET gülünün toprağında ZULÜM böcekleri üreyiveriyor.GEZGİN: Bu aşıları siz mi yapıyorsunuz?İLİM: Çelikleri ben hazırlıyorum ama aşıyı koyup kovuşturan eşim SEVGİ’ dir.O ilham kalemini eline alır, aşılanacak varlığın AKIL perdesini yumuşak yumuşak aralar,böylece o varlığın gönlüne ulaşır, oraya aşı çeliğini bir güzel yerleştirir.Sonra da oluşan bütün kader sicimi ile tatlı tatlı sarar.Bütün bu isleri bu aşamaları her seferinde ayni dolgun zevk ve heyecan içinde seyrederim.Sanki o anda Rabbim yanımızdaymış gibi...GEZGİN: tercih ettiğiniz güller var mı? İLİM: Aslında yok.Fakat eşim SEVGİ; HOŞGÖRÜ için 'o benim beş duyumdur.' der.SAMİMİYET için, 'o benim AHLAKIMDIR' der. TEVAZU için, 'o benim EDEBİM dir' der,ama ÜMİT' e fazlaca düşkün galiba... Zira ÜMIT için 'o benim kanımdır' der durur...Bir kaç gün sonra gezginimiz bir kasabaya varmış. Bir kahvehaneye girmiş.Burası oldukça tenha imiş. Kuytu bir köşede bir kişi oturuyor ve çay içiyormuş.Gezginimiz bu zata yaklaşmış, yanına oturmuş, kendisini takdim etmiş,adını bağışlamasını dilemiş.... O zat demiş ki:ADEM: Bana ADEM derler.Gezginimiz başından geçenleri; gül bahçesini, iki soylu bahçıvanı, konuşmaları anlatmış.Adem dinlemiş.Sonunda demiş ki: O bahçeye İNSANLIĞIN KEMAL BAHÇESİ derler.......&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-6320904369304885088?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/04/gl-bahesi.html</link><author>noreply@blogger.com (ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SBMdOhViZEI/AAAAAAAAA_0/DkdD60FTCVs/s72-c/01-full.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-1073617392650509325</guid><pubDate>Fri, 18 Apr 2008 21:21:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-04-18T14:24:43.840-07:00</atom:updated><title>önyargılarımızdan kurtulabilsek</title><description>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SAkRkfObm8I/AAAAAAAAA-o/yDW-xdA8KGI/s1600-h/175_8.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190699364076198850" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SAkRkfObm8I/AAAAAAAAA-o/yDW-xdA8KGI/s400/175_8.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;Önyargılarımızdan Kurtulabilsek&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;O gün derse geç kalmıştı. İlk ders Matematikti. Hocayı ve arkadaşlarını rahatsız etmemek için kantinde oturmuş, dersin bitmesini beklemişti. Bir sonraki ders için sınıfa girdiğinde, tahtada, sonunda soru işareti bulunan iki işlem gördü. Kalemini defterini çıkarıp hemen not etti kimsecikler tahtayı silmeden.&lt;br /&gt;Diğer dersler bitmiş, eve dönmüştü. Defterinde çözülecek iki tane soru vardı. Defterini açtı, ama sorular bayağı zor görünüyordu. Sınıfta durumu da fena sayılmazdı hani. Uğraştı durdu soruları çözmek için. Hoca bazen böyle ev ödevi verir ve yapılıp yapılmadığını da kontrol etmezdi. Ancak yapanlar mutlaka bunun karşılığını en azından bir iltifatla alırlardı. Bazen nota da etki ederdi tabii bu durum&lt;br /&gt;Ertesi gün uzun uğraşlardan sonra çözdüğü soruları koydu hocanın masasının üzerine. Biraz da zor olmuştu hani. Hocanın yüzünde değişiklikler oluyordu işlemi kontrol ederken.&lt;br /&gt;‘Nasıl buldun bu sonucu?’ dedi hoca heyecanla. Bu soru 150 yıldır çözülemiyordu. Ben dün tahtaya matematiğin problemlerini anlatırken yazmıştım bu soruları. Kendim çözmeyi denemediğim gibi, bizim gibi normal(!) İnsanların da denemeyeceğini düşünüyordum. Enteresan dedi.&lt;br /&gt;Şaşırarak cevap verdi hocaya: ‘dün derse geç kalmıştım. Tahtada soruyu görünce diğer ödevler gibi zannettim. Ve biraz da zorlanarak akşam evde yaptım’&lt;br /&gt;Hoca sınıfa döndü:&lt;br /&gt;İşte arkadaşlar, 150 yıllık soru dediğimiz, aslında 150 yıllık önyargı imiş. Ah biz de önyargılarımızdan kurtulabilsek, 2000 yıllık soru ve sorunları da çözeriz herhalde.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-1073617392650509325?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/04/nyarglarmzdan-kurtulabilsek.html</link><author>noreply@blogger.com (ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SAkRkfObm8I/AAAAAAAAA-o/yDW-xdA8KGI/s72-c/175_8.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-186867323258347624</guid><pubDate>Fri, 18 Apr 2008 21:06:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-04-18T14:13:38.842-07:00</atom:updated><title>Suskunlar cemiyeti</title><description>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SAkO3PObm7I/AAAAAAAAA-g/8cTF6MzNqsE/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190696387663862706" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SAkO3PObm7I/AAAAAAAAA-g/8cTF6MzNqsE/s400/1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;Suskunlar cemiyeti&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bir zamanlar bir grup alim ve şair, "Encümen-i Bîzebân" (Suskunlar cemiyeti-kulübü) adıyla bir cemiyet kurmuşlardı. Üye sayısı otuz kişiydi ve bunu arttırmıyorlardı. Üyeliğin ilk şartı çok düşünmek, çok yazmak ve çok az konuşmaktı. Molla Camî hazretleri de gençliğinde, bu cemiyete girmek istiyordu. Günün birinde cemiyetin bir üyesinin öldüğünü duyunca, onun yerine aday olmak için cemiyete geldi. Kendisini karşılayan kapıcıya bir şey söylemeden, ismini bir kağıda yazarak o sırada toplantı halinde bulunan ulema heyetine gönderdi. Ulema, bu teklifi görünce biraz üzüldüler. Çünki ölen üyenin yerine başka birini almışlardı. Yeni bir üye için yer yoktu. Cemiyet başkanı, bir bardağı tamamen suyla doldurduktan sonra Molla Camî'ye gönderdi. Molla Camî hazretleri durumu anladı. Bir damla daha olsa bardak taşacaktı. Bunun üzerine o da hemen oracıktaki bir gül dalından küçük bir yaprak koparıp, nazikçe suyun üstüne koyuverdi. Bardak taşmamıştı. Bunu içeri gönderdi. Cemiyettekiler bu kibar cevabın manasını anlamışlardı: Zarif insanların yeri başkaydı.&lt;br /&gt;Üyeler, bu kıymetli zâtı da aralarına almaya karar verdiler. Başkan listeye Molla Camî'nin adını ekledi. Otuz sayısının önüne bir sıfır koyarak, 300 yazdı. Bununla Molla Camî sayesinde, cemiyetin değerinin on misli arttığını belirtiyordu.&lt;br /&gt;Listenin son şekli Molla Camî'ye gelince, meseleyi anladı. Ancak sayının büyük gösterilmesinden hoşlanmadı. Sağdaki bir sıfırı silerek, otuz sayısının soluna koydu. Yani 030 yazdı. Alçak gönüllü Molla Camî, böylece kendisini solda sıfır sayıyor, bardağı taşırmadığı gibi, o cemiyetin yapısını da etkilemeyeceğini söylemek istiyordu. Diğer üyeler bunu görünce, saygı ve hayranlıkları bir kat daha artmış olarak "Encümen-i Bîzebân" yeni üyesine "Hoşgeldiniz" dediler.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-186867323258347624?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/04/suskunlar-cemiyeti.html</link><author>noreply@blogger.com (ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/SAkO3PObm7I/AAAAAAAAA-g/8cTF6MzNqsE/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-3332563317411847154</guid><pubDate>Wed, 02 Apr 2008 22:34:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-04-02T15:35:28.610-07:00</atom:updated><title>KUŞ AVCISI</title><description>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R_QKIK1_6KI/AAAAAAAAA8g/wz89F6sC8XI/s1600-h/toroslarda+hayat+(12).jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5184780206476355746" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R_QKIK1_6KI/AAAAAAAAA8g/wz89F6sC8XI/s400/toroslarda+hayat+(12).jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;KUŞ AVCISI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir varmış Bir yokmuş, bir ülkede avcının biri kuşlara meraklı imiş.&lt;br /&gt;Hem yemeye meraklı, hem de tutup kafese kapatıp seyretmeye, söyletip dinlemeye. Kurmuş ormanın kuytusuna kapanı, yatmış pusuya. Tüyleri alacalı bulacalı nadir bulunur az rastlanır cinsinden bir kuş da gelmiş girmiş kapanın içine.&lt;br /&gt;Avcı ortaya çıkınca kuş yalvarmaya başlamış; '' Avcı avcı bırak beni gideyim. Yemeğe kalksan ufacığım, pişirdin mi benden bir lokma bile et çıkmaz. Kafese kapatsan ağzımı bile açmam, ne şakırım ne konuşurum, ama beni özgür bırakacak olursan sana üç öğüt veririm ki hem çok mutlu olursun yaşamda, hem de çok başarılı.''&lt;br /&gt;Avcı düşünmüş taşınmış: ''Eh söyle, ver bakalım şu üç öğüdünü o zaman bırakırım seni'' buyurmuş....&lt;br /&gt;'' Önce...'' demiş, kuş&lt;br /&gt;1. Sağduyuya, akla aykırı düşecek hiç bir şeye inanma&lt;br /&gt;2. Yaptığın hiç bir şeyden pişmanlık duyma, gerçekleştiremeyeceğin şeyler için üzülme&lt;br /&gt;3. Asla ama asla olanaksızın peşine takılma....&lt;br /&gt;Avcı şöyle bir bakmış kuşa,'' Bu söylediğin büyük cevherler değil, ben zaten yaşamımda her an bu prensipleri uyguluyorum. Ama fazla işe yarayacak bir kuş değilsin, o yüzden sözümü tutup seni bırakacağım'' demiş.&lt;br /&gt;Kuş fırlamış yakındaki bir ağacın tepesine, açmış ağzını yummuş gözünü.. ''Avcı avcı salak avcı sen beni herhangi bir kuş mu belledin? Ben bütün kuşlardan daha farklı bir kuşum. Kalbim yakuttan benim. Kalbimin yerinde kocaman bir yakut var, beni kesip kalbimi çıkarsaydın dünyanın en zengin adamı olacaktın. Salak avcı... dönmüş, bağırıp çağırmaya başlamış...&lt;br /&gt;''Avcı seni yine yakalayacağım....'' diye tepinmeye başlamış, deliye dönmüş hırsından. Hemen ağaca tırmanmaya başlamış.&lt;br /&gt;Kuş ağacın en üst dallarından birine adamın erişemeyeceği bir yere konmuş. Avcı üst dala erişip de kuşu yakalayayım derken yuvarlanmış ağaçtan...&lt;br /&gt;''Nasılsın bakalım?'' demiş kuş, '' Öğütlerimi beğenmemiştin, ben bunların hepsini zaten biliyordum demiştin. Ben sana ne dedim önce? sağduyuya akla ters gelecek hiç bir şeye inanma. Be adam kalbi yakuttan kuş olur mu? Hemen inandın, gözün döndü. Yaptığın hiç bir şeyden pişmanlık duyma, yani sonradan pişman olmamak için bir şeyi yapmadan önce iyice düşün taşın, dedim. Beni bıraktın, ardından da hemen bıraktığına pişman olup peşime düştün. Üçüncü öğüdüm, gerçekleşmesi olanaksız bir şey için boş yere gücünü harcamaydı. Sen beni nasıl yakalarsın, ben kuşum, uçmuş uçmuş en üst dala konmuşum. Sen oraya nasıl erişirsin be adam? demiş.. ve uçmuş gitmiş..&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-3332563317411847154?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/04/ku-avcisi.html</link><author>noreply@blogger.com (ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R_QKIK1_6KI/AAAAAAAAA8g/wz89F6sC8XI/s72-c/toroslarda+hayat+(12).jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-6618701942628023435</guid><pubDate>Wed, 02 Apr 2008 22:28:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-04-02T15:29:36.806-07:00</atom:updated><title>Huzur</title><description>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R_QIxq1_6JI/AAAAAAAAA8Y/4XUFcnRw4ng/s1600-h/buyukresim0.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5184778720417671314" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R_QIxq1_6JI/AAAAAAAAA8Y/4XUFcnRw4ng/s400/buyukresim0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff6600;"&gt;Huzur &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Bir gün bir kral, ama halkı tarafından sevilen bir kral, huzuru en güzel resmedecek sanatçıya büyük bir ödül vereceğini ilan eder. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Yarışmaya çok sayıda sanatçı katılır. Günlerce çalışırlar birbirinden güzel resimler yaparlar. Sonunda eserleri saraya teslim ederler. Tablolara bakan kral sadece ikisinden hoşlanır. Ama birinciyi seçmesi için karar vermesi gereklidir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Resimlerden birisinde sükunetli bir göl vardır. Göl bir ayna gibi etrafında yükselen dağların görüntüsünü yansıtmaktadır. Üst tarafta pamuk beyazı bulutlar gökyüzünü süslüyorlardı. Resme kim baktı ise onun mükemmel bir huzur resmi olduğunu düşünüyordu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Diğer resimde de dağlar vardı. Ama engebeli ve çıplak dağlar. Üst tarafta öfkeli bir gökyüzünden yağmurlar boşanıyor ve şimşek çakıyordu. Dağın eteklerinde ise köpüklü bir şelale çağıldıyordu. Kısaca resim hiç de huzurlu gözükmüyordu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Fakat kral resme bakınca, şelalenin ardında kayalıklardaki çatlaktan çıkan mini minnacık bir çalılık gördü. Çalılığın üstünde ise anne bir kuşun örttüğü bir kuş yuvası görünüyordu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Sertçe akan suyun orta yerinde anne kuş yuvasını kuruyordu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;...harika bir huzur ve sükun örneği. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Ödülü kim kazandı dersiniz. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Tabi ki ikinci resim. Kralın açıklaması şöyle idi: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;-Huzur hiçbir gürültünün sıkıntının ya da zorluğun bulunmaması ve sıkıntının olmadığı yer demek değildir. Huzur bütün bunların içinde bile yüreğimizin sükun bulabilmesidir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-6618701942628023435?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/04/huzur.html</link><author>noreply@blogger.com (ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R_QIxq1_6JI/AAAAAAAAA8Y/4XUFcnRw4ng/s72-c/buyukresim0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-8059241659865370734</guid><pubDate>Wed, 02 Apr 2008 22:20:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-04-02T15:23:17.814-07:00</atom:updated><title>ESKİ BİR MISIR TAPINAĞINDAKİ DUVAR YAZISI</title><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R_QHNK1_6II/AAAAAAAAA8Q/jPRgCdBxz2k/s1600-h/ahsen2_kom_ombo-temple.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5184776993840818306" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R_QHNK1_6II/AAAAAAAAA8Q/jPRgCdBxz2k/s400/ahsen2_kom_ombo-temple.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;ESKİ BİR MISIR TAPINAĞINDAKİ DUVAR YAZISI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Gürültünün ortasında sükunetle dolaş; sessizliğin içinde huzur bulduğunu unutma.Başka türlü davranmak gerekmedikçe herkesle dost olmaya çalış. Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık unutmak olsun.Bağışla ve unut...Ama kimseye teslim olma. İçten ol; telaşsız, kısa ve açık, seçik konuş.Başkalarına da kulak ver.Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları; çünkü dünya da herkesin bir öyküsü vardır. Yalnız planların değil başarılarının da tadını çıkar.Ne kadar küçük olursa olsun işinle ilgilen...Hayattaki dayanağın odur. Seveceğin bir iş seçersen hayatta bir an bile çalışmış ve yorulmuş olmazsın .İşini öyle seveceksin ki başarıların bedenini ve yüreğini güçlendirirken verdiklerinle de yepyeni hayatlar başlatmış olacaksın. Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol.Sevmediğin zaman sever gibi yapma.Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme... İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz ve unutma ki insanlığın yüzyıllardır öğrendikleri bir kumsaldaki kum tanecikleri değildir. Aşkı önemsiz görme sakın.O çöl ortasındaki yemyeşil bir bahçedir.O bahçeye layık bir bahçıvan olmak için her bitkinin sürekli bakıma ihtiyacı olduğunu unutma... Kaybetmeyi ahlaksızca bir kazanca tercih et.Birincisinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer.Bazı idealler o kadar değerlidir ki o yolda mağlup olman bile bir zafer sayılır.Bu dünyada bırakacağın en büyük miras dürüstlüktür. Yılların geçmesine öfkelenme, gençliğine yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe.Yapmayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme. Rüzgarın yönünü değiştiremiyorsan yelkenlerini rüzgara göre ayarla.Çünkü dünya karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getirmediğinle ilgilenir. Ara sıra isyana yönelecek olsan da hatırla ki evreni yargılamak imkansızdır.Onun için kavgalarını sürdürürken bile kendi kendinle barış içinde ol. Doğduğun zamanları hatırlar mısın ? Sen ağlarken herkes sevinçle gülüyordu.Öyle bir ömür geçir ki herkes ağlasın, sen öldüğünde... Sabırlı, sevecen, erdemli ol.Eninde sonunda bütün servetin sensin.Görmeye çalış ki bütün kirliliğine rağmen dünya yine de insan oğlunun tek güzel mekanıdır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-8059241659865370734?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/04/eski-bir-misir-tapinaindaki-duvar.html</link><author>noreply@blogger.com (ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R_QHNK1_6II/AAAAAAAAA8Q/jPRgCdBxz2k/s72-c/ahsen2_kom_ombo-temple.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-181851301425897431</guid><pubDate>Wed, 26 Mar 2008 21:53:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-03-26T14:55:27.666-07:00</atom:updated><title>Gerçek Sevgi (İbretli hikaye)</title><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-rGPq1_6GI/AAAAAAAAA8A/z94vW2uH_tM/s1600-h/reeesssimm+(28).jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5182172293744289890" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-rGPq1_6GI/AAAAAAAAA8A/z94vW2uH_tM/s400/reeesssimm+(28).jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#999900;"&gt;Gerçek Sevgi (İbretli hikaye)&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Bir gün sormuşlar ermişlerden birine: "Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?" Bakın göstereyim demiş, ermiş. Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasındanda derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar. "Ermiş bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz" diye bir de şart koymuş. Peki demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan. Bunun üzerine şimdi demiş ermiş, sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe. Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. "Buyurun" deyince, her biri uzunboylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarakiçirmiş. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlarsofradan işte demiş ermiş, 'kim ki gerçek sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse,o aç kalacaktır. ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır şüphesiz ve şunu da unutmayın, gerçek pazarında alan değil, veren kazançtadır daima&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-181851301425897431?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/03/gerek-sevgi-ibretli-hikaye.html</link><author>noreply@blogger.com (ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-rGPq1_6GI/AAAAAAAAA8A/z94vW2uH_tM/s72-c/reeesssimm+(28).jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-7661620853041506661</guid><pubDate>Wed, 26 Mar 2008 21:48:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-03-26T14:49:52.054-07:00</atom:updated><title>DOĞUŞTAN KÖR</title><description>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-rE961_6FI/AAAAAAAAA74/vJ-0kZqkYHc/s1600-h/kor_adam.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5182170889289984082" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-rE961_6FI/AAAAAAAAA74/vJ-0kZqkYHc/s400/kor_adam.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#006600;"&gt;DOĞUŞTAN KÖR&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Gerçeği bir bakıma da bir başka türde süslemek hayal ettirmektir.&lt;br /&gt;Brooklyn köprüsünde, bir bahar günü, kör bir adam dilencilik yapıyormuş. Dizlerinin dibine bir tabela koymuş. Üzerinde "DOĞUŞTAN KÖR" yazılı imiş. Herkes dilencinin önünden geçip gidiyormuş. Bir REKLAMCI bunu görmüş. Tabelayı almış arkasına bir şeyler yazmış, olduğu yere tekrar bırakmış.&lt;br /&gt;Ne olduysa olmuş... Gelip geçen ve bu tabeladaki yeni yazıyı okuyan herkes, başlamış dilencinin önündeki şapkaya, habire para atmaya...&lt;br /&gt;Bir cümle yetmiş, onca kişiyi etkilemeye ve dilencinin şapkasının kısa sürede ağzına kadar parayla dolup taşmasına...&lt;br /&gt;"GÜZEL BİR BAHAR GÜNÜ... AMA BEN BAHARI GÖRMÜYORUM..."&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-7661620853041506661?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/03/doutan-kr.html</link><author>noreply@blogger.com (ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-rE961_6FI/AAAAAAAAA74/vJ-0kZqkYHc/s72-c/kor_adam.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-4706231746150704765</guid><pubDate>Wed, 26 Mar 2008 21:45:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-03-26T14:47:09.948-07:00</atom:updated><title>DENİZ YILDIZI</title><description>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-rEWK1_6EI/AAAAAAAAA7w/ik5Et9LBS_o/s1600-h/www_resimmax_net_-_Deniz_Resimleri_-_Deniz_Yldz.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5182170206390184002" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-rEWK1_6EI/AAAAAAAAA7w/ik5Et9LBS_o/s400/www_resimmax_net_-_Deniz_Resimleri_-_Deniz_Yldz.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#339999;"&gt;DENİZ YILDIZI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Yazı yazmak için okyanus sahillerine giden bir yazar, sabaha karşı kumsalda dans eder gibi hareketler yapan birini görür. Biraz yaklaşınca, bu kişinin sahile vuran denizyıldızlarını, okyanusa atan genç bir adam olduğunu fark eder. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Genç adama yaklaşır: &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;- Neden denizyıldızlarını okyanusa atıyorsun? &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;enç adam yanıtlar;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;- Birazdan güneş yükselip, sular çekilecek. Onları suya atmazsam ölecekler. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yazar sorar;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;- Kilometrelerce sahil , binlerce denizyıldızı var. Ne fark eder ki? &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Genç adam eğilir, yerden bir denizyıldızı daha alır, okyanusa fırlatır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;- Onun için fark etti ama... &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-4706231746150704765?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/03/deniz-yildizi.html</link><author>noreply@blogger.com (ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-rEWK1_6EI/AAAAAAAAA7w/ik5Et9LBS_o/s72-c/www_resimmax_net_-_Deniz_Resimleri_-_Deniz_Yldz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-1952657457084396227</guid><pubDate>Wed, 26 Mar 2008 21:40:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-03-26T14:44:48.370-07:00</atom:updated><title>Değerinizi Bilin</title><description>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-rDt61_6DI/AAAAAAAAA7o/oUjRBy9KBlw/s1600-h/reeesssimm+(31).gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5182169514900449330" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-rDt61_6DI/AAAAAAAAA7o/oUjRBy9KBlw/s400/reeesssimm+(31).gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;Değerinizi Bilin&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İyi bilinen bir konuşmacı, seminerine 50 dolarlık bir banknotu göstererek başladı. 200 kişiyi bulan dinleyicilere, bu parayı kim ister diye sordu ve eller kalkmaya başladı. Ve konuşmacı "bu parayı sizlerden birine vereceğim fakat öncelikle bazı şeyler yapacağım" dedi. Parayı önce buruşturdu ve dinleyicilere "hala bu parayı isteyen var mı?" diye sordu, eller yine havadaydı. Bu sefer, konuşmacı "peki bu paraya şunları yaparsam?" dedi ve 50 doları yere attı onun üstüne bastı, ezdi, pisletti ve para şimdi pis ve buruşuktu, fakat eller yine havadaydı ve o parayı herkes istiyordu.&lt;br /&gt;Konuşmacı şöyle dedi:&lt;br /&gt;"Arkadaşlarım burada çok önemli bir şey öğrendiniz, burada paraya ne yaptıysam hiç önemli değil onu yine de istiyorsunuz, çünkü benim ona yaptığım şeyler onun değerini düşürmedi, o hala 50 dolar. Hayatımızda çoğu kez verdiğimiz kararlar veya hayat şartları nedeniyle hırpalanır, canımız acıtılır, yerden yere vuruluruz, kendimizi kötü hissederiz, fakat ne olduğu veya ne olacağı önemli değil, hiç bir zaman değerimizi kaybetmeyiz, temiz ya da pis, hırpalanmış ya da kırılmış, bunların hiçbiri önemli değildir. Seni sevenler senin ne kadar değerli olduğunu her zaman bileceklerdir".&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-1952657457084396227?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/03/deerinizi-bilin.html</link><author>noreply@blogger.com (ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-rDt61_6DI/AAAAAAAAA7o/oUjRBy9KBlw/s72-c/reeesssimm+(31).gif' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-7759755643618320679.post-3875832444620279399</guid><pubDate>Wed, 26 Mar 2008 21:36:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-03-26T14:38:23.400-07:00</atom:updated><title>COCUK GİBİ DÜŞÜNEBİLMEK...</title><description>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-rCRa1_6CI/AAAAAAAAA7g/iqqa4RkqstM/s1600-h/yzndeiekleraanbahargzlojy9.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5182167925762549794" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-rCRa1_6CI/AAAAAAAAA7g/iqqa4RkqstM/s400/yzndeiekleraanbahargzlojy9.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;COCUK GİBİ DÜŞÜNEBİLMEK...&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;O&lt;span style="font-family:arial;"&gt; gün hava çok kötüydü.. durmadan gök gürlüyor, bardaktan boşanır gibi yağmur yağıyordu.... küçük kız yine de her sabahki gibi annesinin sesiyle uyanmış, kahvaltısını etmiş ve her gün yürüyerek gittiği okuluna doğru yola koyulmuştu... ancak gökyüzünde şimşekler birbiri ardına ve o kadar gürültüyle çakıyordu ki, küçük kızın annesi "yavrum bu havada yolda yürürken korkmasın?" diye telaşlandı.. arabasına atladığı gibi yolda kızını aramaya başladı.... derken bir baktı, küçük kızı az ilerdeydi.. minik minik adımlarla yürüyor, ama ne zaman şimşek çaksa durup gökyüzüne bakıyor ve gülümsüyordu.....&lt;br /&gt;Annesi önce bir anlam veremedi ama kızın niye böyle yaptığını çok merak etmişti, nihayet arabayla ona yaklaşıp sordu:&lt;br /&gt;"Yavrum hiç korkmadın mi bu havada yalnız yürümekten? Hem ne zaman şimşek çaksa durup yukarı bakarak öyle ne yapıyorsun?" Küçük kız cevap verdi:&lt;br /&gt;"Gülümsüyorum... çünkü Tanrı fotoğrafımı çekiyor..."&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7759755643618320679-3875832444620279399?l=esentepehikaye.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://esentepehikaye.blogspot.com/2008/03/cocuk-gibi-dnebilmek.html</link><author>noreply@blogger.com (ESENTEPE-ÇAKIRBAĞIN SESİ)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_cT00CFi7FNc/R-rCRa1_6CI/AAAAAAAAA7g/iqqa4RkqstM/s72-c/yzndeiekleraanbahargzlojy9.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item></channel></rss>